Artık 44 TL



Takım iyi gidiyor, 8'de 8'in hedeflendiği maç Kadıköy'de vs. vs. Artık Fenerbahçe kale arkası fiyatları 44 TL. Sene de en az bir kere giderim Kadıköy'e Antep'ten kalkıp. Benim gibi onlarcası için iyi haber. Taraftarın haklı tepkisi az da olsa dindi, yönetim kampanyalara daha fazla dayanamadı. Sonuç şudur, artık Migros Telsim Türk Telekom tribünleri 44 lira.

Al, Aldır!



Sadece Galatasaraylılar'ın değil, Fenerbahçelilerin, Beşiktaşlıların ve diğer tüm takım taraftarlarının sevdiği bir adamdı Alpaslan Dikmen. En azından bana göre. Ölümünün 1. yılı dolayısıyla, çeşitli anma etkinlikleri düzenlendi; Sami Yen tribünlerinin lideri anıldı. ''Alpaslan'a Mektuplar'' adlı bir de kitap çıkıyor; düşünce harika. Şahsen alacağım. Gelir, Galatasaray'ın Tekerlekli Sandalye takımına aktarılıyor. Alın, aldırın diyorum.

Yıllanmış Şarap, Kaleciler #1



Kalecilerin genelde yaşı yerinde, tecrübeli olanı makbüldür. Neticede bu mevkide oynayan oyuncuların pek kondüsyona ihtiyaçları yoktur, o yüzden ileriki yaşlara kadar rahatlıkla oynayabilirler. Ben de bunlardan bir liste çıkarmaya karar verdim, zamanımız oldukça güncelleriz. Premier Lig'den üç isim ile başlayalım o zaman..

1. Edwin Van Der Sar (Manchester United, 40 yaş): Muhteşem bir profesyonel. Her ne kadar sakatlık nedeniyle kaleyi Ben Foster korusa da 1970 doğumlu Van Der Sar'ı Ekim Ayından sonra izleyeceğiz. Ayrıca, bu sezon sonu bırakacağım demişti; o kararından caymışa benziyor. ManU yerine harıl harıl kaleci arıyor, son aday Akinfeev'di. Van Der Sar, 13 yıllık Milli Takım kariyerinde 128 maç oynadı.

2. David James (Porsmouth, Yaş 40): Bir başka EPL takımının kalecisi. Takımı her ne kadar 7 maçta puan toplayamasa da, James; Premier Lig'de en fazla forma giymiş oyuncu. 536 maçı geçtiğimiz aylarda devirmişti. İngiltere Milli Takımının 12 yıldır maçlarına çağrılmakta ve toplamda 49 maçta forma giydi. Zaman zaman muhteşem işler yapan, zaman zaman da saç baş yolduran James, bir süre öncesine kadar Capello'nun da tercih ettiği adamlardandı.

3. Brad Friedel (Aston Villa, Yaş 39): Aston Villa'ya geçen yıl transfer oldu ve takımın 1. kalecisi. bir dönem ben doğduğum yıllarda Galatasaray macerası da vardı, sonrasında gittiği Blackburn'de Tugay gibi efsaneler sınıfına girmeyi başardı. Amerikalıdan futbolcu olmaz yargısını, Tim Howard'la birlikte kale anlamında bozdu. Milli Takım kariyerinde 82 maç oynadı Brad Friedel.

İlk seri böyleydi, ikinci seride yeni kaleciler tanıyacağız hep beraber..

Alex-Lefter Buluşması: Artık Tam Bir Efsanesin Alex



Bu kadar ağırbaşlı olunmaz ki kardeşim, ayıptır. Az önce FB TV'de Fenercell'in düzenlediği Alex De Souza-Lefter Küçükandonyadis buluşmasını seyrettim. İki efsane buluştu ortaya, arşivlik program çıktı. İkisi de çok samimiydi, Alex'in Lefter'in elini öpüşü, şampiyonluk sözü verişi damgayı vurdu güne. Büyük Kaptan Lefter'in Alex'e sarf ettiği övgü dolu sözler, iki efsanenin sohbetleri çok önemliydi fakat, Alex'in bu kadar muhteşem davranışlar sergilemesi benim nazarımda; 6 sezonda attığı 100'lerce gol ve asistten daha önemliydi. Zaten efsaneydi, fakat bu sefer tam efsane oldu. Olur da 3-4 yıl daha oynarsa, bir heykel de Alex'e, Lefter Kaptan'ın yanına hem de..

Antalyaspor 1-2 Fenerbahçe || 7x3=21



Maçın zor olacağı belliydi. Sakin kalan, enerjisini yeterli kullanan, kondisyonu yüksek olan takımın alacağı bir maçtı; Semih yine 90'da ligdeki ikinci golünü attı. Getirdiği 6. puan bu ikinci kaptanımızın. Güiza yine saç baş yoldurdu, son pozisyonda kesin kaçıracak diyenlerin sayısı fazlaydı ama doğru olanı yapıp pas verdi ve lig tarihinin en iyi başlangıcını egale etme onurunu yaşattı bize.

Maçla ilgili yazacak çok şey yok; yalnızca Polat, Göteborg kalecisinin yaptığını mı yaptı diye düşünmedim değil. Tam 3 tane top direkten döndü, 7 maç oynayan takımlardan toplam 3 topu direkten dönen takım sayısı azdır; gerisini siz hesap edin. Fenerbahçe yine dominant, baskılı, üretken top oynamadı fakat bir kez daha eh meh oyunla 3 puanı götürdü. Sırada Gençlerbirliği var ardından buraya geliyorlar, Antep'e. Sonrası GS maçı.



Bilica Sivas'daki Bilica'ya döndüğü için Önder ve dolayısıyla Carlos kesiği yedi. Bilica'nın bugün bir de topu direkten döndü, Kazım ve Mehmet gibi. Lugano her zamanki Lugano'ydu, Volkan 90'da inanılmaz toplar çıkarıp golün hazırlayıcılarından oldu. Alex pek görünmedi, Cristian ve Mehmet üzerinde düşeni yaptı. Vederson işin hücum tarafında auta ortalar yaptı, Ümit Özat'ı selamladı.

Güiza yine iki tane net gol kaçırdı fakat bu adamı ben atması değil attırmasıyla seviyorum ki bunu çokça yapıyor. Çift forvete döndükten sonra son 10 dakika gelen baskı, golü de beraberinde getirdi. Santos'un ve Gökhan'ın da sakatlandığı konuşuluyor, bunlar o kadar doğal ki. Daha sırada Güiza, Alex, Baroni var. Aynı 11, aynı 11, aynı 11!



Antalya'nın forvet hattı güçlü. Necati, Veysel, Serge (cezalıydı), Zitouni, Balili gibi adamlara sahipler. Anadolu takımlarının üzerinde bir forvet rotasyonları var. Kaleci Polat ta Ömer'in veliahtı olduğunu gösterdi, iyi kurtarışlara imzasını attı. Fenerbahçe sonuç olarak önemli bir 3 puan daha aldı fakat şöyle, ''oh be!'' dedirtip bizi koltuklara bıraktırmadı daha. Fakat çekirge 7. sıçramayı da yaptı. Yok şöyle ballı, yok böyle ballı diyenlere duyurulur..!

İddaa Tüyoları #1



Çoğumuz iddaa oynuyoruzdur, benim yaşım belki tutmuyor fakat, ülkemizde çoğu şey gibi iddaa sistemi de kuralsız işliyor, önüne gelen giriyor. Ben de bundan sonra Cumartesi Pazar fırsat buldukça iddaa tüyoları ve kuponumu vereceğim. Banko maçlarınız varsa lütfen yorum bölümüne bırakınız, şu sıralar biraz paraya gereksinim duyuyorum.

Sürpriz Kupon

Sampdoria-İnter (1), 3.75: 5 maçta 12 puanları var, İnter'in ise 13. Evlerinde kolay kaybetmiyorlar, sürpriz kupon için denenecek maçlardan bir tanesi.

Antalyaspor-Fenerbahçe (Alt), 2.05: Antalyaspor, her ne kadar galibiyet için geldik dese de, kapanacaklardır. Tek forvet oynayan Fenerbahçe deplasmanda gol bulamıyor. Alt olur, oran gayet cazip.

Valenciennes-Marsilya (2, +1 Valenciennes), 2.55: Handikaplı maçlardan. Risk alınacaksa handikaplı olarak bu maç denenir yüksek oranıyla. Erken gol bulan Marsilya sonrasında zorlanmayacaktır, 2 farklı Marsilya galibiyetini işaretledim.

Gaziantepspor-Ankaragücü (1), 1.80: Yeni transferleriyle gaza basan Antep, Ankaragücünü de devirir.

1'e 35 katı..

Celtic, Marsilya, AEK.. Adana Demirspor ?



Ufak bi aranın ardından tekrar birlikteyiz. Çoğumuz biliyor, Adana Demir Spor futboldaki bazı yanlışlara dikkat çekmek amacıyla İtalya 1. Lig takımlarından Livorno ile Adana'da karşılaşmıştı. Tüm dünyanın ilgisini çekmişti o maç. Adana Demir Spor, bu maçları daha da ileriye götürerek, bir turnuva düzenleyecek. Bu turnuvaya ise Celtic, Marsilya, AEK, St.Pauli gibi takımları davet edecekler. Müthiş bir olay gerçekten. Devamının gelmesi dileğiyle demiştik, geliyor.. Süpersin Adana Demirspor.. Bu arada turnuva olursa televizyondan da izleyelim maçları.

Rotasyon Daum, Rotasyon



Volkan Demirel, Gökhan Gönül, Diego Lugano, sakatlanana kadar Önder Turacı, Cristian Baroni, cezalı olana kadar Emre Belözoğlu, Sion maçından sonra Alex, Daniel Güiza, yalnızca Bursa maçında 45 dk oynayan Andre Santos, Kazım Richards.. Bu adamlar her maç ilk 11 deler. Lugano, Santos, Güiza, Emre, Gökhan, Önder, Volkan, Güiza ve Kazım.. Bu adamlar milli takımlarda da oynuyorlar. E bunlar da insan artık neticesinde, bir dayanma durumları var.

Santos, 15 saat yolculuk yaptı, 2 tane maç oynadı ertesi maç sahada. Gökhan, Volkan, Kazım, Önder, Emre gibi adamlarda çok gergin 2 tane maç oynadılar; ertesi gün tekrar sahadalar.. E ayıptır abi yani. Kulübeye dön yüzünü be artık! Türk Milli Takım golcüsü, ligin gol krallarından Semih'i kimi maç 10, kimi maç hiç oynatmamak ne demektir ? İki forvetin de bas bas bağırıyor, çift forvette daha faydalıyız diye.. İçerdeki İBB maçında oynamayacaksın da Berlin Yurdumspor maçında mı çift forvet oynatacaksın takımı ?

Frank Rijkaard ve Galatasaray'a bakalım.. Yani illa bunu yazdırdı bana Daum. Yunanistan'da Arda yedekti, kimi maç Elano yedek, son Kasımpaşa maçında Keita yedekti, Kewell kimi zaman kulübede kalıyor... Galatasaraylı arkadaşlar rotasyon kadrolarının çok iyi olduğunu söylüyorlar, açık söylüyorum Özer Hurmacı, Mehmet Topuz, Deivid, Roberto Carlos, Semih Şentürk, Uğur Boral, Selçuk Şahin, Fabio Bilica, Bekir İrtegün rotasyonu Rijkaard'ın elinde olsaydı ortaya daha iyi malzeme çıkardı, Galatasaray'ın rotasyonundan.

Oynat bir maç Özer'i artık ya. Koy Özer-Emre'yi sağlarına Mehmet'i soluna Uğur ya da Deivid'i.. Alex'i kes Semih-Güiza ile başla. Gökhan'ı bir maç dinlendir mesela, Önder'e sağda şans ver, Bekir-Bilica ile çık stoperde. Ama adam sanki buz kesildi anlamıyor ya. Zaten 17 kere şampiyon olmuşsun, Türkiye'de uç köyde bile senin takımını tutan taraftar var. Neden hala Türkiye ? Yani bizim elde ettiğimiz 17 şampiyonluğun her birinde ki basın haberleri mi fazlaydı yoksa, CL'de Çeyrek Final oynadığımız yılda ki mi ?

Ağa da ben olacağım paşa da ben diyen bir Başkan var. Fakat Daum'a kızdığım noktalar da var fakat, Aragones'in enkaz adamları Kazım-Emre-Güiza'yı tekrar futbola döndürdü vs. 6 da 6 yaptı vs. Fakat artık birazda Edirne dışına bakmak gerekiyor, gerekli. Kazım'ı niye İBB maçındaki o duruma sokuyorsun kardeşim ? Mehmet Topuz oynadığı her maç canını dişine takıyor, bir maç sağa koy onu. Dinlendir Kazım'ı rahatlasın. Bunu yapmak için kahin olmaya gerek yok ki ya da iyi bir futbol profesörü olmaya.

Sonuca gelelim, artık sıkıyorsun Daum. Bir de çıkıp ukalaca konuşuyor.. Aykut'a milletin önünde prim bilmem neyi vermiş felan.. Fazla uçma hacı. Şu dönem artık Avrupa'da Galatasaray'a bakmakla yetineceğiz. Herr Daum oldukça Avrupa haram bize. Türkiye de Türkiye, Türkiye de Türkiye.. Devam Daum öyleyse, devam!

Amatör Liglere Verilen Önem, İlgi, Alaka



Bank Asya 1. Lig takımının doktorunun olmadığı bir ülkenin amatör liglerinde maçlar nasıl oynanır, nasıl olur siz düşünün. Evimimizin kenarındaki sahada amatör küme maçları oynanır, ara sıra bakarım; yapacak işim yoksa. 2 polis sohbet eder sahayı turlarlar vs. bunlar doğal şeyler. Ambulans yoktur fakat. Ereğli Bld - Saltukova Bld maçında oyuncunun burnu kırılıyor, adamı apar topar ambulansa götürüyorlar, o da ne ? Şoför yok. Fıkra değil gerçek. Olay Zonguldak'da.. Kim bilir nerede çay ya da kahve içiyordu ?

Artık Tüm Maçları İstiyoruz!



Yaklaşık 10 yıldır Lig TV adlı kanalında Turkcell Super Lig maçlarını yayınlayan Digiturk, haftada en fazla 4 maç yayınlıyor. Oysaki, Fransa ve İngiltere liglerinde tüm maçlar yayınlanıyor. Digiturk ise, ligin son 2 ya da 3 haftası yaptığını artık tüm sezona yaymak zorunda bana göre. Gaziantepspor'un tüm iç saha maçlarına elimden geldiğince gidiyorum fakat dışarıdaki maçları seyredemiyorum; misal Eskişehir maçı. Kıran kırana maç olmuş.. Spormax, İZ Tv, Salonlar vs.. Bu kanallarda maç yayınlayabiliyorlar istediklerinde; artık tüm sezon boyu haftada 9 maç istiyorum. Eminim isteyenlerde vardır.. Hoş, artık D-Smart gibi bir efsanenin (!) olduğu ortamda Digiturk'e duacıyız..

Mesut Özil Sandığa Gönderiyor



Almanya'da pazar günü seçimler var. Adamlar çok oy, daha gerçekçi sonuç düşüncesinden yola çıkaraktan ünlüleri çıkartıp gençlere oy kullanma çağırısı yapıyorlar. Mesut Özil de kamera karşısına geçenlerden.. Gençlere ''Oy kullanın, ben de kullanacağım oyumu.'' diyor. Almanya'da şu sıralar bayağı kıymete bindi. Ayağını sigortalattı vs. vs. Mesut Özil geliyor, bomba gibi..

Böyle Turnuva Olmaz Olsun!!!!!!!!!

Bu kadar olur ancak ya.. Bir takım ancak bu kadar doğranabilir.. Ne maçı yazasım var ne bir şeyi.. Bu kadar berbat yönetim olur mu be!!! Yine kritik maç yine hakemler.. Allah belanızı versin hakem üçlüsü!!

Fenerbahçe 1-2 Twente



Senenin başından beri Türkiye de Türkiye diye tutturan Daum ve kurmaylarından bu senede Avrupa'da başarı bekleyemeceğiz heralde. Steve McLaren'ın Twente'sine yenileceğimizi adım gibi biliyordum maçtan önce. Maç zaten tam beklediğim gibi başladı. Defans ve forvet arasında çapa görevi gören Baroni ve Emre'nin, defansa yardıma geldiği pozisyonlarda neredeyse bir saha boyu kadar açıklıklar olması, savruk top oynanması, Santos ve Kazım'ın batırması.. Hepsini maç öncesi bekliyordum öylede oldu.

Başından beri buralarda savunduğumuz Mehmet Topuz'un golünü frikikten yapıştırması dışında pek iyi bir gelişme bulamadım ben maça dair. Twente'nin rakip yarı alanın her karesinde yaptığı bunaltıcı pres, Kenneth Perez'in usta ayakları, Chelsea'de de forma giymiş olan genç Slovak Stoch'un çıkana kadar oynadığı muhteşem oyun Twente'yi rahat bir galibiyete taşıyabilecekken, forvet hattında illallah ettiren David Ruiz biraz daha becerikli olsaydı gerçekten 1-4 gibi bir skorla bitebilirdi maç.



Türkiye ligi gol kralını almak için 78 dakika bekleyen bir Daum vardı. Burada yaptığı işleri övdük ama şu maça çift forvet çıksa hem Alex dinlenirdi, hem Semih moralmen kendine gelirdi hem de Fenerbahçe kazanıp 3 puanla başlardı. Cristian ve Emre ikilisinden Emre'nin performansını bugün pek yeterli bulmadım. Ayrıca Bilica yine tehlike saçmaya devam ediyor. Lugano aynı Lugano, Gökhan'ın boşluğunda yediğimiz beraberlik golü Ramon Sanchez'de Edu yokken Sevilla'dan yediğimiz 3. golü hatırlatmadı değil.

Sonuç olarak Alex'in çok kötü, Güiza ve Kazım'ın ondan daha da kötü, Santos'un sahada gezindiği maçı kaybetti Fenerbahçe; bana göre grubun kendisiyle beraber en iyi takımına. Bu gruptan çıkarız ama Galatasaray'ın Yunanistan'da aldığı 3-1'lik galibiyet kupa için favori olduklarını kanıtladı. Fenerbahçe de favoridir; eğer sadece lig düşünülmezse, Avrupa maçlarında çift forvet oynanarak ufak çaplı rotasyonlara gidilirse Fenerbahçe hala bu kupanın favorilerindendir.

Son olarak bir paragrafta Galatasaray'a açalım. Tüm hafta boyunca ''ŞİFRESİZ TNT'DE'' diyerek Türksatta tak diye şifreye giren D-Smart, bu ülkenin yüz karasıdır televizyon yayıncılığı adına. Bu kadar acizlik, alçaklık olur mu ? Maalesef Cim-Bom'un zaferine tanık olamadık. Elano'nun golleri şanstan öteye gitmez ama, Baros'a hazırladığı gol harikaydı; değiştirilirken suratını astı sanki. Şu görüntü Arda ve Elano birbirlerinin alternafi hissini veriyor bana; umarım yanılıyorumdur.

CL'nin İlk Hafta Röntgeni



CL'nin ilk haftası geride kaldı. Beşiktaş kaybetti, Thomas Müller bas bas bağırmaya devam etti, Juve Diego'suz kaldığı maçta puan bıraktı, Arsenal nefis bir geri dönüş yaptı, Liverpool çok zorlandı vs. CL'de ilk hafta geride kalırken gruplarda durumları sizin için değerlendiriyoruz.

A Grubu

Bayern, Van Buyten ve Müller (2) ile sonuca gitti İsrail'de. 1-5'lik Dortmund maçında Signal Iduna Park'ta 80.000 kişiyi yine iki kez susturan Müller CL'de de boş geçmedi. Van Gaal, yavaş yavaş istediğini yapıyor, bunu anlamak zor değil... Juve ise Bordeaux önünde bir puana razı oldu. Diego'nun sakatlığı direk etkiledi takımı; Blanc'ın takımı iyi top oynadı, yeni transfer Plasil attı golü Bordeaux adına.

B Grubu

BJK maçının geniş çaplı analizi birkaç post altta mevcutken; bir kez daha yazmaya gerek yok diye düşünüyorum. Grubun diğer maçında çiçeği burnunda hoca Juande Ramos, CSKA ile çıktığı ilk CL sınavında, Grafite'yi durduramadı. Üç tane attı Brezilyalı. Wolfsburg üç forveti ile çok tehlikeli oluyor. Beşiktaş'tan 6 puan almaları sürpriz olmayacaktır fakat City maçını düşünen United önünde iyi oynadılar; ne olursa olsun United bu. Tek temsilcimiz, başarılar diliyoruz tekrar.

C Grubu

Kadrosuna Lucho'yu, Heinze'yi, Morientes'i ekleyen Marsilya ile Milan karşı karşıya geldiler. İnzaghi 2 tane attı ve Milan 2-1 kazandı. Milan, bu sonuçla kötü giden duruma birazda olsa dur dedi, Leonardo'nun kredisi arttı. Seedorf ve Galliani çok gaza gelmişler maçtan sonra, bu takımla CL'de iyi yerlere geliriz mesajını vermişler. Diğer maçta ise Ronaldo'nun 2 tane gol sığdırdığı maç, Real Madrid Zürih'i 5-2 yendi. Guti yine attı, kral Raul eşlik etti. Real rahat kazandı..

D Grubu

Madrid'in öte yakası iyi gitmiyor. Ligde alınan kötü sonuçları unutturacak bir APOEL maçı bekleyen Vicente Calderon'daki taraftlarlar 0-0'lık sonuçla şoke oldular. Geçen sene yine CL'de Anorthosis ile boy gösteren Rum Kesimi, bu sene de bunu APOEL ile yapacak anlaşılan.. Chelsea ise Porto önünde Anelka ile güldü, Ancelotti bir şeyleri değiştirmiş belli oluyor. Porto yine yıldızları sattı fakat Radamel Falcao, Hulk, Cristian Rodriguez gibi oyunculara sahipler, gruptan çıkmalarını bekliyorum.

E Grubu

Bizim taraf zorlandı bayağı. Kuyt yine çıktı sahneye; Mr. Duracell.. 45+1 de attı golü. Bu tür takımlara karşı oynamak her zaman zordur; kapalı kutulardır açamazsan bomba patlar. Liverpool ilk yarı bunun sıkıntılarını yaşamadı değil fakat devre kapanırken gelen gol iyi oldu moral açısından ve aldı maçı. Lyon ise Fiorentina'yı aynı skorla devirdi. Gol yeni yıldız adayı 8 numara Pranjic'ten geldi.

F Grubu

Barça ve İnter kapıştı, gol sesi çıkmadı. Mourinho adına söyleyebileceğim tek şey Balotelli'yi kenarda fazla unutması oldu. Barça yine akıl almaz pas yaptı fakat sonuca gidemediler. Bu iki devin puanları paylaştığı gecede Rus ve Ukrayna takımları Kiev ile Kazan Rusya'da karşılaştılar. 1-0'dan 3-1 maçı çeviren Dinamo Kiev ilk hafta sonunda Sheva'lı kadrosuyla Barça ve İnter'in önüne kuruldu.

G Grubu

Stuttgart, Rangers ile ilginç bir maç oynadı. İlk yarı gümbür gümbür geldiler fakat Walter Smith'in öğrencileri sonradan açıldı, galibiyeti kaçırdı ikinci yarıda. İki takımında birer puan aldığı, Rangers'ın evine mesut döndüğü grupta, Sevilla Urcizeni'yi Brezilyalı oyuncularıyla geçti. Fabiano ve Renato iki golün altına imzalarını atıp takımlarını liderlik koltuğuna oturttu.

H Grubu

Arsenal rüya gibi döndü gerçekten. Bendtner, Vermaelen ve Eduardo ilk 4 dakikada 2 gol yiyen Topçular'ı zafere taşıdı Belçika'da. Zico'yu tekrar yanı başımıza getiren Olmpiakos ise AZ Alkmaar'a Yunanistan'da tek kurşun sıkarak 3 puanı almayı başardı. Grupta Arsenal ve Pireler 3 puanla zirvede. Standard ve AZ Alkmaar, henüz puanla tanışamadılar.

Bursa Atatürk - Stad İçi



Altta Ali Tandoğan ve Bursa Taraftarı başlıklı bir yazı duruyor; o yazıda Fenerbahçe otobüsünün taşlandığını, Bursa taraftarının bazı hareketlerini beğenmediğimi yazmıştım. Feyyaz Değirmencioğlu göndermiş fotoğrafı; teşekkür ediyorum. Fenerbahçe taraftarı yapmış bunu; kötü olmuş. Haklıyken haksız olmak bu olsa gerek. Stat içine hasar vermekten dolayı Fenerbahçe, PFDK'ya sevkedilmiş durumda. Fotoğrafı gönderip beni aydınlatan Feyyaz Değirmencioğlu'na teşekkür ediyorum.

Beşiktaş 0-1 Manchester United



Maçın hakkı bu muydu değil miydi; gerçekten bu konu hakkında bir şey söylemek zor. İnönü'de taraftarını da arkasına alan Beşiktaş'ın Fergie için zorlayıcı bir ekip olacağı belliydi. Maça iki İbrahim'in yanında Sivok-Ferrari ile başladı Beşiktaş. Ekrem Dağ'ın yeri, yine Ernst'in yanıydı. Unutmadan, Ernst yine iyiydi. Önlerinde Rodrigo Tabata, Holosko-Serdar kanatlarda, önlerinde Nobre..

Beşiktaş'ın da kulübesi zengin aslında. İsmail Köybaşı, Nihat Kahveci, Rodrigo Tello, Michael Fink gibi oyuncular var; bu da Denizli'nin rotasyonda eğer görevde kalırsa pek zorluk çekmeyeceğini gösteriyor.. Bobo'yu bilerek söylemedim; çünkü onun aklı pek Beşiktaş'ta kalmamışa benziyor. Üst üste gelen sakatlıkları, form düşüklüğü, mutsuzluk da cabası. Bobo, Beşiktaş'a pek katkı sağlamıyor şu sıralar..

Biraz da ManU diyelim.. Geçen seneki takımdan eser yok. Orta karar oyuncuları sisteminde birer yıldıza dönüştüren (bkz. Darren Fletcher) Fergie'nin bu sezonki yeni yıldızı zannımca Valencia olacak. Biraz da İbrahim Üzülmez-Antonio Valencia, eşleşmesini fırsat bilerek oynadı ManU. Akıllıcaydı. Valencia, İbrahim Üzülmez'i gerçekten zorladı, sarstı fakat yıkamadı. Solda görev alan Luis Nani ve Evra arasında uyum halen sağlanabilmiş değil. Carrick-Scholes orta sahası, biraz önlerinde Anderson ve tek forvet Rooney. Etkisiz kaldı 10 numara. Ne zaman ki Owen ile Berba girdi; çift forvete döndü United, o sıralar etkili oldular.

Beşiktaş'ta Tabata çok silik oynadı. ÇARŞI'dan Tabata'yı bağrına basmasını beklemek çok gerçekçi bir davranış olmayacaktır. Çarşı demişken, taraftar gerçekten 50-55 dakika etkisizdi fakat 65 ile gol dakikası 77 ye kadar müthiş baskı kurdular United'lı oyuncular üzerinde. Taraftar sınıfı geçti bence. Son olarak, Hakan günün iyilerindendi, keza Ernst. Öte tarafta kötü bir futbol oynandı. Ön plana çıkan karşısındaki bekin zayıflığıyla da olsa Valencia idi bana göre.

Fikstür'ün kötülüğünden bahsetmiştim, Beşiktaş'ın CL Yolculuğu
adlı yazıda. Neticede ManU ile oynanacak maçın ardından iki deplasman, ve elde 0 olabilir. CSKA, Ramos ile yeni hava yakaladı fakat ellerinde Beşiktaş'ı devirecek kalitede oyuncular yok. O günde söyledim, şimdi de söylüyorum; şu grup gerçekten zor. 3. olunabilirse ne ala hakkaten. Bugün iyi top oynadı Beşiktaş fakat bal yapamayan arı gibiydiler. Diğer maçlarda başarılar dileyelim..

Enke'nin İlginç Hastalığı



Daum'un karavana attığı nadir adamlardandır. Maalesef, en iyisi de bu çıktı karavanalardan. Almanya'da yılın kalecisi seçildi, Kahn ve Lehmann döneminden sonra milli takımda kaleyi devraldı. Fakat Enke şu an hasta. Grip ya da nezle değil. Titreme ve aşırı terleme hastalığı bu. Muayenelerde bir şey çıkmadı; herhangi bir virüs yok diyorlar. Aman yarabbi diyesi geliyor insanın. Kendiyle illa olacak şimdi diye mi cebelleşiyor acaba ?

Del Potro Şampiyon



3 yıl önce bir turnuvaya şov ve stres atma amaçlı gelen Nadal'ı perişan ettiği maçı izlemiştim. O zamanlar 45-55 arası bir sıradaydı dünyada. 3 yıl sonra ise ayaklı efsane Fedex'i devirdiği maçla karşımıza çıktı Del Potro. Nalbandian'dan sonra pek adam akıllı erkek tenisçi çıkaramayan Latin ülkesi Arjantin, 1.98'lik bu devle gurur duyacak. 3-2 bitti, muhteşem bir maç oldu. Federer, 16. yı istedi; olmadı alkışlar Del Potro'ya.. Unutmadan, ''çocukta yaparım kariyer de'' diyen Clijsters da bayanları evine götürdü kızıyla..

Ali Tandoğan ve Bursa Taraftarı



Dünkü maç çok önemli bir maçtı, çoğunuz biliyorsunuz. Daha önce taraftar olarak çok beğendiğim, Beşiktaş maçları dışında çoğu maç uslu duran Bursaspor taraftarı yavaş yavaş eski Bursaspor'a dönüyor; hani küme düştü ortalığı birbirine katan taraftara.. Maç sonrası Fenerbahçe otobüsünü taşladılar, tek suçumuz sanırım Bursaspor'u yenmiş olmak. Daum, oyuncularını sakin olmaya davet ediyor, çok doğru iş yapıyor çünkü bundan böyle her deplasmanda bunlar olacak. Diyarbakır 1, Bursa 2..

Ve Ali Tandoğan.. Dün, top 1 metre çizgiyi geçmişken yapılan ortada oyuncu bile dönüp gidiyorken korner veren Deniz Çoban'a tepki göstermiş Fenerbahçeliler. Zaten 6 tane sarı kart çıkardı, maç yazısında da belirttik, Alex'in gördüğü kart evlere şenlikti. Maç içinde inanılmaz kararlar verdi Deniz Çoban. Ali Tandoğan, hakem abisine üzülmüş. Bir nevi taraftarı da tahrik ediyor, hakeme kendilerini koruduğu için teşekkür ediyor olsa gerek. Tabi ki burda Fenerbahçeli oyuncuların yaptıklarını tasvip etmiyorum fakat, Sercan'ın yerde yatarken attığı tekmelerden tutunda, en ufak olayına kadar çok gergin bir maçtı, aynı itirazı yapacak fırsat bulamadıki Bursasporlu oyuncular. Neredeyse her takdir hakkı kendilerinden yana kullanıldı.

Ve Deniz Çoban.. Kötü bir maç yönetti, otoritesi bir anda elden kaydı gitti. TFF'nin bu hakemin durumunu gözden geçirmesi gerekiyor. Gerekirse diğer hakemlere ibret açısından 3-4 hafta maç verilmemeli. Çünkü Fenerbahçelilerin -bence oyuncuların bunu yapmaktan başka çaresi yoktu artık- yoğun itirazlarına maruz kaldı. Bu itirazı doğuracak o kadar saçma kararlar verdi ki yardımcısıyla beraber; orada hangi takım oyuncusu olsa bunu yapardı. Neyse ki kazandı Fenerbahçe ve hakem hatalarının üstü az da olsa çizildi. Bundan sonra Allah yardımcısı olsun Deniz Çoban'ın..

Bursaspor 0-1 Fenerbahçe



Şunu rahatlıkla söyleyebilirim ki, Galatasaray'ın içeride oynadığı Beşiktaş maçı kadar zor bir maç oldu. Bursaspor, taraftarının bu seneki beklentilerinin yüksek olması, Sağlam ve öğrencilerinin bu beklentilere ilk 4 hafta itibariyle iyi cevap vermesi; zaten halihazırda Fenerbahçe için zor olan Bursa deplasmanının zorluğunu hayli arttırmıştı.

Daum, rotasyona giderken taşları pek yerinden oynatmadı. Uğur Boral ile arası bozuk olsa gerek, bir daha ömür billah formayı alamaz artık Uğur. Yedek olacak adamın Semih gibi yedek olacak. Ben Özer'i merakla bekliyordum solda fakat Vederson'a şans gelince ataklarda ''sıçtı, bez getir.'' durumu meydana geldi. Ofansif özelliği 0 olan, 60 metreden kaleye şut atan, tek farkı Türk statüsünde olması olan Vederson, kötü top oynadı işin hücum tarafında.

Emre'nin görevi verilen Topuz'sa ilk kez resmi maçta 11 oynuyordu. Hücuma çıkarken kaptırdığı 2-3 top varki aman aman. Yine de sonlara kendini buldu. Hemen uyum sağlayacağını söylemek çok zor; kaldı ki sakatlıktan da çıktı Topuz. Ortanın diğer ismi ise Cristian'dı. Her zamanki göze batmayan takımı ileri itekleyen Cristian vardı sahada. Bu maçta yine sınıfı geçti.

Sarı kart sorunu var hakemin. 6 tane oyuncu sarı kart gördü toplam 14 oyuncudan. Hele Alex'in gördüğü kartı anlayamadım hiç. Neyse, maça dönelim.. Kazım sağda normal maçlarından birini oynadı. Hala söylüyorum; Özer Hurmacı, Fenerbahçe'nin Arda'sı olacak kapasitede adam. Alex, ''Şans bulursa ve sakatlığı tam olarak atlatırsa 3 Arda eder.'' demiş ki 3 değil ama bir Arda edecei kesin. Daum'un şans vermesi gerek şans..

Güiza eski Güiza'ydı sanki. Sinmiş bir top oynadı. Daum Semih'i almadı; sebebi basit, Milli Takım arifesi diye umuyorum. Deivid girdikten sonra bir de gol kaçırdı.. Andre Santos ise 162 dakika oynamıştı, zordu onun için bu maç. 46'da girdiğinde az da olsa direnç getirdi.. Defans ise sırıtmadı. Bosna maçında takım kötüleştikçe 5 kat küçülen Önder'in sakatlığında Bekir'e güvenemedi Daum. Santos da yorgunken Bilica çıktı sahaya. Riskli hareketler yaptı fakat yine de göze batan hatası pek azdır.

Genel olarak son bakışımızı atalım.. 5'te 5 olduk ki bu iki takım arasındaki amansız yarış inanılmaz bir hal alıyor. İki takımda zor olan maçlarını geçtiler kayıpsız. 10. Hafta Kadıköy buluşması var. 9 da 9 gelebilme durumu var bu iki takımın. Tabi ki rotasyon kadrosu kat kat üstümüzde Galatasaray'ın fakat, yine de Fenerbahçe'de geçen yıllara oranla iyi bir yedek kulübesine sahip. Son bir laf ta Selçuğa. Senden kurtulduğumuz için o kadar mutluyum ki.. Gene yiyorduk golü sonda sayende. Daum, bir kez daha söylüyorum; Özer, lütfen Özer!

Robinho 1 Ay Yok



City için kötü haber denilebilir fakat bana göre Tevez'in sakatlığı olmasa iyi haberdi. Çünkü Barça ile adının anılmasından sonra iyice City'i boşlayıverdi 10 numara. İlk Rovers maçından beri görülen şu ki; çizgiye yapışıp kalıyor, taç çizgisiyle yarışıyor Robinho. Hughes, 3 forvetini yakınlaştırıp arkadan SWP ile destek veriyor fakat Robiho çok köşede kalıyordu. Bellamy, Arsenal önünde döktürdü; SWP'ye nefis gol attırdı. Bellamy-Adebayor-Cruz, çok rahat idare eder Carlitos ve Robinho gelene kadar. Bu arada harbi iyi takım kurmuşlar yahu. Rotasyon forvetlerine bakın hele..

'Uğurinho' Yedek



Vatan'a saçma sapan bir açıklama yapmıştı, Milli Maç tatilinde. Gündem Türkiye'nin Bosna ve Estonya maçlarına yoğunlaştığından dolayı bu haber pek yer bulamadı basında. Kendisi Uğur değil de 'Uğurinho' olsam banko 11'de oynardım demiş. Santos'a mı bindiriyor yoksa ismi gerçekten aklına böyle mi geldi bilemiyorum fakat, kendisinin 3 sezonda attığı gol sayısını şimdiden yakalayan Santos'u yermesi ilgincime gitti. Daum, 15 saat yolculuk yapıp iki maçta 162 dakika forma giyen Santos'u yedek soyunduracak. Özer'i beklerdim, olmadı Uğur; en bomba isim çıktı kutudan. Vederson oynuyor Bursa'da solda..

Avrupa Ligleri'nde Güne Bakış



Avrupa'da 4 büyük ligde tonla maç oynandı yine. Premier Lig'de haftanın randevusunda Galatasaray gibi ''daha iyi takımla oynamadı'' görüşünü ezip geçen City izledik. Adebayor City ile birlikte 4'te 4 yaptı. Wenger için iki Manchester takımından 6 yemek toplamda pek hoş olmasa da, Rosicky'nin dönüşü çok hoş oldu. 20 aydı herhalde. Bu arada son bir söz Adebayor'a. Tek kelimeyle birisi ona giderken 7 ceddine küfretmiş; başka açıklaması yok, ayıp oldu. Hem de Wenger City tercihinde eski öğrencisini savunmuşken..

Chelsea 45+3 ve 90+4 te aldı maçı. Hull maçından sonra Ancelotti'nin yanından melekler eksik olmuyor. Tuncay yine kulübede kaldı 66'da girdi oyuna. Sunderland kurduğu kaliteli kadroyla çok iyi gidiyor Hull'u 4'lediler. Blackburn'se zayıf Wolterhampton karşısında zorlanmadı. Geldiği gibi gidecekler herhalde. Defoe, 46'ta rövaşatayı vurdu içeri fakat ManU 3-1 kazandı, BJK maçı öncesi moral depoladılar.



Wolfsburg maçı oynayan iki taraf içinde sinyali vermişti son lig haftası. Bayern, Robben ile gümbür gümbür gelecekti; Wolfsburg ise alarm veriyordu. O Wolfsburg, üst üste 3. mağlubiyetini aldı. Yine erken geriye düştüler; oyun 0-3'e dahi geldi. Eren yine kusursuz oynadı. Fotoğraftaki Ribery, full konsantrasyon takıma dönerse Avrupa'da açık ara en iyi açık kombinasyonu oluşacak. Keşke Robben gelmeseydi, Hamit'i yine yamayacaklar bizim büyüklere.

Hamburg, yine kazandı, yine kazandı. Bakıldığında çok iyi yıldızları yok gibi görünüyor fakat tam bir takım oyunu oynuyorlar; bu gerçek. Stutgart ise Hitzlsperger, Pogrebnyak, Serdar, Hleb gibi oyunculara sahip. Onlar için de iyi şeyler besliyorum. Schalke'nin Fenerbahçe'ye dönüştüğü sezonda şampiyonluğu almışlardı, doğru yönetimle yine oralara gelebilirler.

Ve 2 hafta öksüz kalan Serie-A... Milan Livorno önünde 1 puana razı oldu. Çaylak Leonardo; harika futbolculuk kariyeri sonrası TD'likte o başarının yarısını gösteremeyenler, sınıfına girmeye hak kazanıyor yavaş yavaş. Mülakatta şu sıralar. Hoş, onun yapacağı pek de bir şey yoktu. Takım zaten boşaltılmış iyice; Pirlo desen zorla oynuyor, Pato elinden geleni yapıyor, eski Roni nerde Barça'da fırtınalar koparan ?

Juventus maçı kazandı Diego'yu kaybetti. Umarız fazla bir şeyi yoktur. Trezeguet geçti Stadio Olimpico'dan. Geri döndüm, mesajı verdi. Son sezonum diyordu Ferrara'nın vereceği şansa göre karar değiştirebilir. Caceres Guardiola'nın yanında pek başarılı olamadı ama burada kendini buldu. Lafı şuraya getireceğim; İnter'e büyük rakip geliyor.

İspanya'yı sona sakladım. Onlar da maçları erken oynatsınlar o zaman! Espanyol'un yeni stadı muhteşem fakat bu takım Jarque şokunu atlatamamış gibi doğaldır. Kaka resital verdi gerçekten; Guti'ye nefis bir gol attırdı. Raul sonradan girdi, girerken takım arkadaşlarını yiyecek sandım; aşırı hırslıydı. Ronaldo da sonradan girip golünü yazdı. Takım Robben'i biraz zor arar, Granero geçen seneki meşhur Pepe'nin 10 maç ceza aldığı maçta süper top oynamıştı, o performans Real'de de devam ediyor.

Barça ve Sevilla diğer kazananlar oldular. Messi sonradan girdi; Zlatan'la birlikte golleri yazdılar. Bu maçın bir diğer ilginç yanı ise yıllar sonra oradan 3 puanı alıp geldiler. İki favori 2/2 ile gidiyorlar. Bakalım neler olacak ilerleyen haftalarda kimilerine göre futbolun yeni zirve noktası La-Liga'da ?

Eldeki Maç Gitti: Galatasaray 3-0 Beşiktaş



Rüştü'den bayram hediyesi başlığını kullanmış Sporx, haklılar da. Esas Rüştü'den değilde Denizli'den bayram hediyesi aldı Galatasaray. Tam olarak, abartısız, skandal bir kadro sürdü sahaya Mustafa Denizli. Geçen sezon yaptığı katkı bir yanadursun, Fink'i kesip Yusuf'u oynatması, çok büyük bir hataydı. Nihat'ı tek başına GS defansının arasına atması oyuncunun sudan hızlı erimesine neden oldu.

Oysa formül basitti. Galatasaray'da Elano, Kewell, Keita, Baros, Arda, Servet, Hakan Balta, Mustafa Sarp milli takım kamplarındaydılar. Oyunculardan oynayanlar ya da oynamayanlar oldu. Beşiktaş'ta ise Nihat hiç, İsmail 30-35 dakika Holosko'da 40 dakika kadar oynadılar Milli Takım'da. Her haliyle daha diri bir takım Beşiktaş'ın elinde. Galatasaray'ın oyunu bugün domine edememesinin nedenlerinden biri yorgunluk; Arda'da göreceğimiz üzere..

Ligde Fenerbahçe ile birlikte en az gol yiyen takım Beşiktaş. Hakan Arıkan 4 maçta bir tek İBB'den gol yedi. 4 maçtır sakat-cezalı diye oynamayan Rüştü'yü hangi akla hizmet eski hocasının karşısına koydu anlamıyorum. Çok güzel iki tane gol attırdı biri Baros'a biri Mustafa Sarp'a. Söylediğim gibi bu oyun çok normaldi; sonuçta ilk 11'inizin değişmez adamları Milli Takımlarla maçlara çıkmışlar; senin eline kampa gidip de oynayan 2 adam var.

Tello 15 saat yolculuk yaptı, yorgundu, şuydu buydu.. Açık konuşalım, geçen sezon nazlandı Denizli. Hele biraz tatiimi uzatayım, gündemde kalayım derken göreve geç başladı. Oysaki rakipler harap durumdaydı geçen yıl. 2 kupayı da fazla zorlanmadan almışsın; adamlar seni kovacak değil ya, niye bu kadar nazlandın diye soruyor insan ? Ve Yıldırım Demirören defalarca sınıfta kaldığı yöneticilik konusunda bir sınava daha giriyor. Aynı başlangıç Fenerbahçe'de yapıldı fakat, Aragones'in bir kariyeri vardı; Euro 2008 Şampiyonunun hocasıydı. Fenerbahçe'ye yakışmaz dedi, kovabilecek durumdayken kovmadı. Aynı durum Demirören'in başına geldi. 3 farklı takımla şampiyonluk sevinci yaşamış Denizli'yi kovup tekrar hoca değişikliği de yapabilir, devam edip takdirimi alabilir de. İlki ona daha yakın bence..

Baros ManU'da, Nihat Marsilya'da



Evet Sporx'e göre, Manchester United, Baroslu kadrosuyla Spurs'ü 3-1 yenerken, Nihatlı Marsilya'da deplasmandan 2-1'lik galibiyetle dönmüş. Belli zaten, Denizli fazla sabremedi; Baros'un parlamasına da daha fazla dayanamadılar..

Appiah Sorunsalı



Fener taraftarının ahını alarak ayrılanın işi rast gitmiyor arkadaş. Aurelio'ya bakın; dizini haşat etti, 3 ay oynayamadı. Üstüne üstlük Real Betis küme düştü. Tuncay, bu konuda EPL'de tutundu, komple bir oyuncuya dönüştü. Liverpool ya da Chelsea istemedi tabi ki onu fakat, birçok takımın transfer listesine girdi, Stoke'u seçti. Bu arada onun da takımı küme düştü.

Hemen bakalım; Ariel Ortega. 11 milyon doların bir kısmını ödedikten sonra bir ara Arjantin 2. Ligi'ne kadar gitti. Tekrar River Plate'de. O'nun işi yine biraz rast gitti; az da olsa. Ve Stephan Appiah... Fenerden ayrıldı ayrılalı kendisine kulüp bulamıyor. Spurs ve Porsmouth ile antrenmanlara çıktı fakat beğenilmedi. Hala Gana takım kaptanı fakat dediğimiz gibi serbest oyuncu statüsünde. En son Catania dedikoduları ortaya çıktı; şimdi de Juventus.

Appiah, iki yönlü oyun oynayan bir oyuncu. Fenerbahçe'de geçirdiği sezonlarda taraftarın sevgilisi olmayı başardı. Top kapar, şut atar vs. Gana Milli Takım kaptanı olmasındanda anlayacağımız üzere lider de bir oyuncu. O transfer çok iyi olmuştu; aynısını Poulsen'de denedik; olmadı Poulsen istemedi Fenerbahçe'yi. Şu anda itten pişman, orası kesin. Catania ya da Brescia olacaktır Api için. Juventus rezerv takımına yedek arıyorsa bilemem. Ayrıca, onu alacak takım 2 milyon euro ödeyecek Fenerbahçe'ye.

Karabükspor Formalı Rizeliler


Çaykur Rizespor A2 takımı büyük bir dikkatsizlik nedeniyle Karabükspor maçında kendi formalarını kullanamadılar. Formaları Rize'de unutan ekip Karabükspor'un deplasman formalarıyla mücadele etti. Amblemi kapatıp maça öyle çıkan ekip deplasmandan bir puanla dönsede maçla ilgili en çok konuşulan olay bu oldu.

Zico Gitti, Ramos Geldi



CSKA'da beklenen kan değişikliği geç de olsa geldi. Özbekistan'dan sonra uzak diyarlarda kariyerini devam ettirme kararı alan Zico, takımdan kovuldu. Genel olarak bakıldığında iyi bir CSKA izletemedi. CL öncesi yapılan kan değişikliği Beşiktaş'ın 'kek' rakip olarak gördüğü CSKA üzerinde olumlu etki yaratacaktır. Geçen sezon Real Madrid'i çalıştıran, daha sonrasında görevi Pellegrini'ye devreden Ramos ile anlaştılar. Nerde para, orda Ramos!

Rabbime Sordum Memphis Dedi



Bobcats'e gidecek diye düşünmüştüm. Larry Brown ile tekrar buluşması ilginç olabilirdi. Fakat zaten ellerinde Felton var Augustin var Bell var.. Almak istemediler; alırsak 6. Adam olursun dediler. ''Ben tarihin görüp geçirdiği en skorer ilk 5 adamın içindeyim.'' dedi; benchten gelmeyi egolarına yediremedi. Oysa ki kabul etse 30 takımın 30'u da isterdi Iverson'u.

Kadrosuna Zach'i katan Memphis ve dangalak Wallace, Iverson'u aldı. Artık Memphis takımına oynamaları için 3 ayrı top vereceğiz. Bir top Mayo'ya, bir top Randolph'a, bir top da Iverson. Garibim Rudy'e yazık oluyor burada. Anlaşma sonrası muhakkak ilk beş başlayacaktır Iverson. Bu arada şablona geçmeden 1 yıl $3.5M alacak Allen Iverson Memphis'ten.

İlk beş garantisi almıştır bence. Thabeet-Gasol'un uzun rotasyonundan form durumuna göre iyi olan 5 numarayı kapar ki; Thabeet'in daha NBA için hazır olmadığını söyleyebiliriz. İnanılmaz blok yapan bir oyuncu fakat Marc Gasol geçen sezon kendini gösterdi. 4 numara Zekeriya formayı alır, 3 numarada Rudy Gay kalacaktır. Asıl sorun burada başlıyor. Takımın Front-Court'u belli zaten. Genç oyuncular Conley ve Mayo dan biri yedek kalacak. Bu isim Mayo olabilir fakat Mayo da Iverson da combo guardlar. Yani ve 1-2 numara oynayabiliyorlar fakat asıl yerleri 2 numara. Tercih bana kalırsa Iverson-Mayo-Gay-Randolph-Gasol 5'inden yana kullanılacak. Play-Off için işleri oldukça zor..

Bosna 1-1 Türkiye



Bir ilginç maç oldu. Estonya karşısında maçı tek başına alan Arda Turan, 5-6 dakikada bir yer değiştirdi. Adam karşısında kimi gördüğünü hatırlayamaz oldu. Tuncay ise bir Ceyhun'un, bir Servet'in bir Semih'in bir Arda'nın yerinde oynadı. Volkan'ın yerine de oynamışlığı vardı Sinyor Terim! İşte hal böyle olunca sürekli şablon değişikliği o, bu derken Afrika uzaktı; iyice uzaklaştı. Kayboldu hatta.

Maçın başında bulunan erken gol bizi rahatlattı gerçekten. Emre'nin bulduğu golle moral olarak uçuverdik bir anda. Fakat karşımızda hücum hattı oldukça üst düzey bir Bosna vardı; maçın ülke için öneminin farkındaydılar. Dzeko, Misimovic, Salihovic.. Hepsi canla başla oynadılar. Bizim takım da elbette ki çok istedi arzuladı fakat olmadı.

Salihovic'in golüne kadar gelişen süreçte sınıfı geçen bir milli takım seyrettik. Sonrasında Terim'in atılması; o ana kadar sırıtmayan Önder'in yere serilişi; basit basit çıkarken yapılan hatalar derken 60-65'e kadar kendimize gelemedik.. Defansta Hakan Balta'da bir şeyler var ama, hadi hayırlısı. Form durumu gerçekten çok düşük. İsmail de pek bir varlık gösteremedi; çok da şey beklemiyordum zaten.



Dzeko-İbisevic'in arkasında, Misimovic-Rahimic-Muratic-Salihovic gibi üst düzey oyuncular vardı. Pjanic dahi yedek kalıyor. Boşnaklar gerçekten sağlam bir hücum jenarasyonuna sahipler. İbriçiç'i de katmak gerek tabi. Bu durumda Ceyhun'un yetersizliği, Hamit'in hafif sakatlığı derken orta sahada Emre dışında pek varlık gösteren oyuncumuz olmadı.

İkinci yarı oyuna giren İsmail ve Sercan'a da değinmek gerek. Değişiklikler sonrası Tuncay, içe geçti; sırıtmadı. Arda her 10 dakikada bir yer değiştirdi, Gökhan biraz daha ileriye çıktı. Sercan o topu itekleyebilse belki farklı şeyler konuşuyor olacaktık. Yine de hayat varsa umut vardır. İki maçta 1 puan almaları gerek. 2 puan alsalar dahi averajda 10 gol önümüzdeler. İmkansız mı ? Değil. Fakat bizim Belçika ve Ermenistan'ı yenmemiz gerek; çok da kolay değil.

Tek söylenecek şey var, Afrika yolları iyice uzaklaştı. Terim, egolarının kurbanı oldu. Kahraman olmaya çalıştı. Hakem attı kendisini yine. Müfit Erkasap ve Oğuz Çetin heralde Euro 2008'de oluşturulan sevinç yumağına katılmaktan başka bir şey yapmıyor. Oğuz Çetin neyse de, özellikle Müfit Hoca'dan umutluydum, olmadı. Bir milli maç dublesi daha geride kaldı. Ali Sami Yen'deki İspanya ve Kadıköy'deki Belçika maçında yürüyen ruhlara yanmak düşer bize...

Portekiz'de Kaptanlık Mevzusu



Danimarka ekşisinden bir limon sıktı Portekiz'in Afrika yoluna, ayaklarını kaydırdı. Takım, Scolari'den sonra bal yapamayan arıya döndü. Bosingwa, Carvalho, Pepe, Ronaldo, Deco, Quaresma gibi adamlar top oynuyor. Ha bir de 'eski kaptan' Simao var. Hatırlarsınız, Scolari Euro 2008 öncesi Ronaldo için düşündüğü pazubandı Nuno Gomes'in koluna takmış; Real Madrid'liye güzel bir duş aldırmıştı soğuk suyla.

Takımın teknik direktörü değişince Simao Sabrosa'ya kaydı bant fakat daha sonra Ronaldo bu bandı aldı. Simao'nun eşi konuştu ve ''Ronaldo, kocamdan kaptanlığı gazetecilerin ve kendisinin yaptığı türlü entrikalarla aldı.'' dedi. Macaristan maçı hayati derecede önemli. Kazanamazlarsa armut koltuklarında izleyecekler maçları. Koskoca takımın konuştuğuna bak. Hani kaptanlık fantezi futboldaki gibi olsa neyse diyeceğim. İstatiği 2 katı olsa! Öyle bir durumda yok. İki oyuncu konuşmuyorlar. Acaba pas atarlar mı ? Bizim basın iki hafta Alex, Anelka'ya niye pas atmadı diye birbirini yemişti, iyi hatırlarım. Portekiz'de neler dönüyor acaba?

Günün Golü - Alex De Souza

2006 yılında Appiah-Aurelio ön liberosu, Tuncay'lı Ümit'li Serkan'lı Fenerbahçe, Samsunspor önünde beraberliği bu muhteşem rövaşata ile sağlıyor. Ercan Taner'e dikkat!

video

Atma Recep, Din Kardeşiyiz



Bu işin içinde bir iş var, hatta yüzlerce-binlerce iş var da işte kafam pek almıyor. Melih Gökçek, işe çirkin bir şekilde siyaseti de bulaştırmış durumda; aklı sıra partisinden izin alıyor. Hani işin binbir türlü durumu var. Ahmet Gökçek, Ankaragücü'nün resmi başkanı. Ankaraspor, birleşme yolunda iyi bir adım attı; Mehmet Çakır ve Ediz'i Gecekonducuların yanına yolladılar. Daha sonra TFF çok doğru bir işe çok geç de olsa imza attı; ihtarı dayadı.

Peki ihtarın mantığı neydi ? Tamamen Melih Gökçek'in Ankara'nın taraftarı doğru düzgün olan tek kulübü Ankaragücü üzerinde babadan oğula geçen tarzı bir hükumdarlık kurmasını engellemek. Futbol ile ilgisi kesinlikle çok çok az olan; tek mahareti Ankara Belediye Başkanı'nın oğlu olmak olan Ahmet Gökçek, yukarıdada belirttiğim gibi Ankaragücü'nün gerçek başkanı şu anda.

TFF'nin verdiği ihtarın sonrası haftalarca konuşuldu; konuşulacak. Bir kere bir daha böyle tehlikeli yakınlaşma durumlarında TFF'nin alacağı tavır şimdiden belli. Tahammül dahi yok ki bu iyi bir adım oldu. Şimdi Ankaraspor çıkıp diyor ki; Ankaragücü ile herhangi bir ilişkimiz yok. Peki adama sorarlar; Ediz'in Galatasaray ve Fenerbahçe peşinden koştu; Mehmet Çakır'ı ise bilmeyen yok, büyük takımda yedek kulübesinde pek sırıtmaz. Bu oyuncular Galatasaray maçı öncesi Ankaragücü yolunu tutuyorlar; sessiz sedasız. Basında bunun yansımaları pek yer almadı; herhangi bir bonservis bedeli ödendi mi ya da ? Bu sorular neden hala cevapsız ? Bunları cevaplamadan daha bir de ilişkimiz yok diyorsunuz; ''Atma Recep, Din kardeşiyiz.'' derler adama.

Türkiye 94-66 Bulgaristan



PG'den devşirilerek geçen maç SG başlatılan Engin Atsür, hasta olan saf 2 numara Ömer Onan'ın yokluğunda grubun zayıf halkası; İtalya tecrübesi bulunan Stoykov, ABD asıllı guard Rowland ve Videnov dan başka kaydadeğer pek oyuncusu olmayan Bulgaristan'dı rakibimiz. Ersan'ı ve Hidayet'i son iki çeyrek sahada dahi görmedik; ilk yarıda yapılan 25 sayı fark çok hoş. Ender'in performansı da öyle.


BULGARİSTAN: 66 - TÜRKİYE: 94

Salon: Centennial Hall

Hakemler: Guerrino Cerebuch (İtalya), Shmuel Bachar (İsrail), Fernando Rocha (Portekiz)
Bulgaristan: Rowland 15, Videnov 14, Stoykov 12, Deyan Ivanov 2, Evtimov 3, Georgiev 4, Kaloyan Ivanov 4, Mladenov 4, Angelov 5, Kostov 3, Slayekov

Türkiye: Kerem 3, Bekir 7, Ersan 16, Hidayet 8, Ömer Aşık 10, Oğuz 10, Ender 17, Sinan 14, Semih 2, Barış 7

1. Periyot: 15-24
Devre: 28-53 (Türkiye lehine)
3. Periyot: 52-72
5 Faulle Çıkanlar: 22.35 Semih (Türkiye), 39.02 Mladenov (Bulgaristan)

Maçın başında İhsan Bayülken'in de değindiği gibi üretkenlik konusunda sınıfın baya bir altında kaldı Bulgar oyuncular. Rowland'ın birebirlerine baktılar. Biz de blok ya da kolay ribaund sonrası hızlı çıkmaya çalıştık. Ersan'ın yine başarılı oyunu söz konusuydu. Zaten şu maçın pek değerlendirilecek yanı yok. Rakibin oldukça dağınık oynaması; bazı oyuncularımızın kasmaması vs. teknik analize gerek yok.

Tanjevic daha bir konsantre; yerinde molalar, yerinde oyuncu değişiklikleri yaptı ilk yarı boyunca. 3 uzundan zaman zaman ikisi yanyana oynadılar; bu Ersan gibi çabuk, dış şutu olan 4 numaralara sahip takımlar karşısında bakalım bir sorun yaratacak mı ? Yarın oynayacağımız Polonya'da pota altında Smith'in sarhoş anına denk gelip yıllık 7 M$ koparan Marcin Gortat olacak. Maciej Lampe keza NBA tecrübesine sahip.

Grupta her şey belli gibi artık. Litvanyalılar 2007'de bizim düştüğümüz duruma düşecekler. Biz de son anda Çekleri yenip kalmıştık 2. tura. Bulgaristan takımı çok umut saçan bir takım değil; Pini Gershon'a rağmen. Bizimse ev sahibi avantajını çok harika kullanan Polonya ile oynayacağımız maç 1. yi belirleyecek. Yarın 19.15 sanırsam maç saati.

Bu sefer son şampiyon aldı maçı. Gasol tatile erken başlama amacından caymış. 27 sayı attı zayıf Britanya pota altına. Barça'yla anlaşan Rubio, Gasolx2, Reyes, Raptors'ta sakatlıkla başı belaya giren ve sonra Rus Zenginlerin hedefi olan Jorge Garbojosa.. Son şampiyon gayet iyi bir kadroyla geldi buraya. İlk maç Sırp tokadı yediler, Osmanlı'dan kalan. Bugün kazandılar ama Britanya Gordon&Deng'siz hiçbir şey. 84-76 aldılar maçı.

Yeni Kaptan Toure



Eski kaptan Dunne gidince City'e bir kaptan gerekiyordu. Sorunu yine defanstan çözdü Hughes. Tabi takımın birçoğu yeni olunca PES'teki gibi kaptanın yerine giren (Dunne'ın boşluğu Toure misali) kaptan oldu Toure. Bu vasıflar vardır, tecrübelidir, başarıldır Toure. Bana Arda'ya yapılan jest Ireland'a yapılabilir gibi geldi ya da SWP'ye. Given'dan da iyi kaptan olurdu. -Çağlar Yıldız deyimiyle- Kolo 'yüceses' Toure artık City'nin yeni kaptanı. Bu arada Robinho Barça'yı duyunca hafiften tutuştu; kim istemez ki diyor. Henry'nin yerine tam alınacak adam.

Tarihi Nasıl Kaçırdık ? : Adana Demir - Livorno



Her şey şehir efsanesi gibi başlamıştı, Adana Demirspor Livorno'yu konuk edecekti ve biz de tarihi bir olaya tanıklık edecektik. Ne yazık ki şanslı olan 15.000 biletli seyirci dışında 70 Milyon nüfuslu ülkede bunu izleyebilen hiç kimse olmadı. Cuma günü bu ülkede tarihi bir maç oynandı ama futbolun her şeyiyle yankılandığı, her alanda konuşulduğu topraklarda bizim gibi futbolun peşinde bıkmadan usanmadan koşanların elinde hiç bir bilgi yok. Konuşacak bir şeye, yapılacak farklı yorumlara sahip değiliz. Dünya çapında ses getirmesi gereken, Türk futbol tarihinde bir ilk olan, modern futbolu rafa kaldırıp 1950'lerin, 1960'ların ruhunu yaşatan bu tarihi maçı kamuoyumuzun, Türk basınının ve medya kuruluşlarının işgüzarlığı ve ilgisizliği sayesinde izleyemedik. Elimizde DHA'nın 4-5 dakikalık görüntüleri ve kendi yayın kuruluşlarındaki birbirinin kopyası haberleri, NTV Spor'un bir kaç haberi ve çekimiyle Anadolu'dan Futbol'un yazarı Hüseyin'in yazıları var bilgi olarak. Cuma gecesi Türk futbolu için nasıl tarihi ve unutulmaz bir gece olduysa Türk spor yayıncılığı için de aynı oranda tarihi ve utanç dolu bir gece oldu bizce.

Öncelikle DHA ve NTV'nin hakkını verelim, canlı yayın yapmamış olsalar bile ileride bahsedeceğimiz gibi siyasi yönü olan böyle bir müsabakadan bizi haberdar etmek için verdikleri çaba da önemliydi. Özellikle NTV'nin canlı bağlantıları ve Bağış Erten'in oraya gitmesi tatmin ediciydi. Yenilsen De Yensen De'yi sunarken konsept olarak bu maçı temel almaları da zaten işi önemsediklerini gösteriyor. DHA da elindeki görüntüleri diğer yayın organlarıyla paylaştı, kendine bağlı olan bir kaç gazetede haber yaptı bunu. Çaba harcayanların emeklerine ve çabalarına saygımız sonsuz elbette ancak futbol tarihimizde bir ilki yaşadığımız bu festival gibi olayla ilgili tüm verileri 10 dakikada izleyip-okuyup bitiriyoruz. Bu kadar kısa sürmemeliydi bir tarihe tanıklık etmek.

Şimdi Livorno'nun Türkiye'ye gelişinin belli olmasından sonra aşama aşama yaşanan olaylara ve bir tarihin gözümüzün önünden nasıl kaçıp gittiğine bakalım.

O olaya tam anlamıyla girmeden önce şuna değinelim : İlk paragrafın sonunca "bizce" diye kişisel bir ifade kullanmış olabiliriz ancak bunu açmak gerekir. Düşüncemiz bu olsa da kişisel olarak değil, ülke genelinde de hayati önemi olan bir olaydı bu sonuçta. Türkiye'nin 3. kademe ligi olan TFF 2. Lig takımı Adana Demirspor, Avrupa'nın 3 dev liginden biri olan İtalya Serie A'dan bir takımı Türkiye'ye getiriyor. Bu olay sadece Adana Demirsporlular'ı değil, en büyük rakipleri Adanasporlular'ı ve stada giremeyen tüm Adanalılar'ı, Anadolu'da futbolun peşinden koşan tüm tribün emekçilerini, karşılaşan iki ekibin ortak noktası olan solcuları ve solcuların da siyasi arenada en büyük rakibi olan sağcıları da ilgilendiriyor. Maça ilginin ne kadar fazla olduğunu anlamak için İzmir'den Yalı'nın, İstanbul'dan Çarşı'nın, Ankara'dan Alkaralar'ın ve çeşitli yerlerden bir çok taraftar grubu üyelerinin tribünde yer aldığını hatırlatalım. Futbolu kıyısından köşesinden tutan herkes kendini bir de siyasete adayanlar için zaten bulunmaz bir nimetti bu maç.

Artık yayın konusuna geçebiliriz tamamen. Bu maçın oynanacağı kesinleştiği zaman ilk olarak Adana Demirspor ve NTV Spor arasında ufak bir görüşme oluyor. Anlaşmaya varılamıyor ilk aşamada. Tabii bu 2 yönü var, Adana Demirspor ve NTV olarak ayrı ayrı bakmak gerekiyor. Aslında ikisi de farklı açılardan aynı yola çıkıyor ama açıklamalardaki ufak farklılıklar ilginç tezatlara da sebep oluyor. Öncelikle NTV'ye sorduğumuzda NTV tarafından canlı yayın konusunda bir niyet olduğu, görüşmenin yapıldığı ancak anlaşmanın sağlanamayıp sonuçsuz kaldığı söyleniyor. Bu gelişmelerin ardından Adana Demirspor başkanı aynı zamanda bir Adanasporlu da olan Güntekin Onay'ı arıyor ve bu maçın yayını konusunda bir ricada bulunuyor. Araya başkaları da sokuluyor ancak NTV ikinci aşamada pek de niyetli olmuyor yayın konusunda. Kısacası "bakarız" deniyor ve geçiştiriliyor olay. Detaylı görüşüp de anlaşılamama gibi bir durum yok ortada ama devamında da konuşulan bir şey yok. Öylece askıda kalıyor kulüp ile NTV arasındaki görüşme. Olumlu sonuç alınamamasındaki sebebin mali konular mı yoksa maçın siyasi durumu mu olduğu konusunda bir kanaate varamıyoruz yani. NTV'nin bu maçı kimseye kaptırmayacağını düşünürken yayın konusunda ciddi sayılabilecek bir gelişmenin olmayışı bile düşündürücü. Burada ilginç bir nokta da NTV'nin maçı yayınlamamasına rağmen bu işe en çok özen gösteren kanal olması ve diğer kuruluşların önünde yer alması, garip bir tezat oluşuyor bu açıdan bakınca.

TRT cephesinde ise olaylar başka bir boyut alıyor. NTV cephesindeki gibi basit bir ilgisizlik hikayesi değil olay. İlk başta ücretsiz yayınlayalım diyor TRT. Bu işin en tepesindeki kurum olduklarını söyleyip kulüple ücretsiz yayınlanması için anlaşmak istiyorlar, bir nevi ültimatom yolluyorlar kulübe. Ya parasız yayınlarız ya da yayın yapmayız diye. En azından sembolik bir ücret ödenmesi ve az da olsa bu güzel girişim için destek olunması isteniyor kulüp tarafından, TRT para vermemekte direniyor. Kulüp devreye AKP Adana Milletvekillerinden birini sokmak istiyor. Telefon görüşmesi yapılıyor ve TRT'den yayının yapılıp kulübe makul bir ücret ödenmesi yolundaki istekler iletiliyor. Bilin bakalım bir vekil bu tarihi maç için seçildiği ilin takımına nasıl destek oluyor ?.. Herhangi bir girişimde bulunmayıp kendisini vekil seçen ili böyle mükafatlandırıyor. Devletin elindeki kanala bir milletvekili olarak açıp rica etse ve bu maç TRT3'ten yayınlansa herkes tatmin olurdu. Ancak milletvekili bunu yapmadı, TRT yönetimi de bu güzel girişime finansal olarak destek sağlamayınca canlı yayın konusundaki son umut da uçup gidiyor. Tüm bu olumsuz görüşmelerin ve sonuçsuz çabaların ardından TRT maçın siyasi yönünü sebep gösterip yayınlanmama gerekçesini böyle açıklıyor kulübe. Mali konuların önüne perde çekilip ana sebep buymuş gibi gösteriliyor bir bakıma. Gerçi ana sebep olduysa o daha da vahim ya neyse, siyaset olayına girmeyelim, bizim tek derdimiz futbol. Her fırsatta Anadolu takımlarının gelişmesini savunanların, kendi normal reytinglerini fazlasıyla aşacağı neredeyse garanti olan böyle bir tarihi organizasyonu bedavaya getirme çabalarını da Türk futbolundaki kısır döngünün cevabını arayanlar için verilmiş en güzel cevap olarak addediyoruz.

Kaçırdığımız tarihi fırsatın verdiği üzüntü ve buna bağlı hayal kırıklığının etkisiyle elimizin uzandığı her yere uzanmaya çalıştık bize göre medya ayıbı olan bu olayın detaylarını öğrenebilmek için. Bunca bilgiye ulaştıktan sonra üzerine daha fazla yorum yapmak, işin siyasal boyutlarına karışmak pek bizim işimiz değil. Yukarıdaki olaylar çerçevesinde kaçan fırsat konusunda herkes gibi bizim de düşüncelerimiz var fakat bizim aklımız fikrimiz futbol. Bu yüzden kimseyi yönlendirmeden ulaşabildiğimiz bilgileri sizlerle paylaşmak istedik. Gönül isterdi ki stadın kapasitesi doğrultusunda 15 binle sınırlı kalan bu tarihe tanıklık eden birey sayısı çok daha fazla olsun ama olamadı maalesef. Muhtemelen önümüzdeki sezon bir fırsatımız daha olacak bu şölen için. Bu sefer yer İtalya olacak. Bizim medya kuruluşlarımız akıllanır mı bilmiyoruz ama İtalyan TV kuruluşlarının tutumunu da merakla bekliyoruz. Bu tip olaylara son derece alışık olan ve bir çok takıntıyı aşıp demokratikleşmeyi başarmış olan İtalya'da yayın sıkıntısı olmayacağını düşünüyoruz aslında. Olmadı İtalya yollarına düşebiliriz şu heyecan ve merakla...

TV yayını konusunda canlı yayın olmasa bile izleyiciye maç sunulamaz mıydı diye düşünüyoruz. 90 dakika kaydedilir ve maç sırasındaki tatsız durumlar ve siyasi olaylar kırpılıp 60-70 dakikalık çok geniş bir özet şeklinde yayınlanabilirdi.

NOT : Bu yazı ile ilgili eleştirilerinizi ve itirazlarını violafranchi@gmail.com veya tanjuern@hotmail.com adresine iletmenizi rica ediyoruz. Destek olan ve şu an bu yazıyı okuduğunuz tüm blog sahiplerini destek olmalarına rağmen olası bir tatsız duruma karşı korumak için sorumluluğu fikrin oluşmasını sağlayan bu iki arkadaşımız üstleniyor.

NOT 2 : Yazı konusunda Blog İdman Yurdu ve Futbloglar gibi blogları toplayan oluşumların herhangi bir desteği yoktur. Tamamen kişisel olarak haberleşilerek böyle bir tepki düşünülmüştür.

NOT 3 : Yazı içerisinde de defalarca belirtildiği gibi amaç asla siyasi değildir, herkesin tek tepkisi bu tarihi ve eğlenceli maçı canlı canlı tüm detaylarıyla izleyememiş olmaktır.

Kim Bu ? #3



Evet, soruyorum.. Kim bu Boca formalı adam ? Gene kolay oldu ama olsun..

Türkiye 84-76 Litvanya



Ömer Onan'ın maç öncesi hortlayan rahatsızlığı, özellikle Hırvat hakemin sonuca bazı pozisyonlar etki etmesi, uzunların bizim yaş seviyemizde yapmadığımız basit fauller yapması; her şey kötüydü maçın ilk anlarında. Nitekim 22-19 geride kapanan bir çeyrek, Hidayet'e yapılan olağanüstü iyi savunma, Lavrinovic kardeşlerin başarısı; Petravicius belası derken maçın kaybedeliceğini düşünmüştüm.

Litvanya tam bir turnuva takımı. Sarunas Jasikevicius'tan yoksun geldiler buraya. Onun yokluğunda 2 ya da 3 yıl önce Zalgiris Kaunas forması ile Fenerbahçe'ye karşı izlediğim zıpır zıpır guard Kalnietis daha bir olgunlaşmış, iyi yön veriyordu. Daha sonrasında Dekalinis mi neydi adı, o oyuncu da fena değildi. NBA'de Nuggets benchinin önemli kozu 2-3-4 oynayabilen ender adamlardan olan Linas Kleiza, Lavrinovic kardeşler, Javtokas-Petravicius pota altı ikilisi, ceza şutlarının adamı Jasaitis'e bakacak olursak kötü bir kadroları yoktu.

İlk periyottan sonra ikinci periyot, faul yapmamanın ödülünü alan Oğuz Savaş sahada kalmıştı. Hidayet, 7-8 sayılık serilerle, Ersan da ondan önce oynuyordu. Ersan'ı nihayet 4'te izleme fırsatına sahip olduk; özellikle dışarıdan çok büyük eşleşme sorunu yarattı. Hidayetse oyuncuyu itip geriye çekilerek yaptığı atışlar olsun, içeri driveları olsun bugün çok iyiydi.

Türk Takımının turnuvalardaki en büyük sorunu neydi? Faul atamamak! Bugün ise bunu gerçekten yendik. Ender olsun, Hido olsun muazzam yüzdeyle oynadılar. Tabi faul atışlarının genelini bu oyuncuların kullanması daha da iyi oldu. Kritik anlarda yapılan faullerde son pozisyonda Ömer-Hedo kombinasyonunun 2-4 atması dışında bu konuda sınıfı geçtik.


3. periyotta geriden gelip oyunu ele aldığımız bölümde ise Sinan'ın, Ender'in, Oğuz'un çabaları takdire şayan. Ekstra sayılarda biraz da olsa üstünlük kurduk ve o üstünlük 8 sayılık farka yansıdı. Genel olarak Tanjevic te sınıfı geçti. Doğru molalar, doğru oyuncu değişikleri ve -elinizi tahtaya vurun- doğru rotasyon yaptı bu maç.

Genel olarak yaptığımız değerlendirmede Ersan ve Hido'nun baş aktör olacağını söylemiştim. Keza bugün bu ikiliye ek olarak Ender Arslan çok iyi katkı yaptı. İlk maçta grubun bizle birlikte en iyi takımını yenmeyi başardık ve gruptan çıktık artık. Bulgaristan'da 15 numara dışında bir de Amerikalıya dikkat etmek gerekiyor. Onun dışında pas pas maç olur o. 12 Dev Adam'a tebrikler diyelim; diğer güne bakış yazımızda gece gelsin.

Günün Sözü



''İdmanlarınız sırasında sıkılıyoruz. 12 yıldır Fransa Milli Takımı'ndayım, hiç böyle bir durum görmemiştim. Ne zaman oynayacağımızı, nerede duracağımızı, nasıl organize olacağımızı bilmiyoruz. Ne yapacağımızı bilmiyoruz. Hiçbir tarzımız yok, oyunkurucumuz yok, kimliğimiz yok. Bu böyle gitmez''

Romanya beraberliği sonrası bir kez daha Domenechli Fransa'nın komedisi konuşulurken Henry artık olaya bir dur dedi. İyi de dedi.

Ronaldo da Spurs'ü Reddetmiş



Pavlucychenko'nun bekleneni bir türlü verememesi, Darren Bent'in Tottenham'a satılması vs. vs. derken Spurs de Robbie Keane, Jermain Defoe ve Peter Crouch'tan başka üst düzey forvet kalmadı. E tabi üç kulvarda mücadele eden bu takımın, geniş bir forvet hattına ihtiyacı var. Bu vesileyle ilk olarak van Nistelrooy'a yöneldiler fakat reddetti Hollandalı. ''Oynayacağım.'' diyor Real Madrid'de. İşi zor gibi görünüyor fakat kurt bir oyuncu; formayı kapması çok da sürpriz olmaz.

Premier Lig'de Roque Santa Cruz'u satmadan önce bile forvet darlığı çekiyordu Rovers. Şu sıralar Gael Givet ile stoper rotasyonunu oluşturan Christoper Samba, bazı maçlar forvet oynuyordu! Onlar ve Spurs, Ronaldo'ya teklif götürmüşler, gerçek olanı! Ronaldo, aslında bu şansı kullanmak isterdi fakat gel gelelim kız arkadaşı hamile. Teklifleri reddetmek zorunda kaldı, Spurs ve Rovers'dan gelen. İzlemek ister miydim? Hem de çok.

Notts County ve +35 Yıldızlar Karması



Resim Roberto Carlos'tan çünkü, Notts County, kancayı ona taktı. Fenerbahçe'den sonra Brezilya'ya gideceğini söylüyordu ısrarla. Fenerbahçe'ye teklif edilen iyi bir para -ki bunun olabilitesi yüksek- Fenerbahçe'yi Ocak'ta yeni sol bek ya da sol açık transferine yönlendirebilir. Hadi biraz fantezi yapalım sakatlığını tam olarak atlatırsa Çağlar Birinci.. Sol bek çok çok zor yetişiyor, Özgür Çek alternatifinin yollanışı gerçekten bir yönetim hatası. Aynı Santos gibi sol bek açık oyuncuydu; yazık oldu.

Notts County'ye gelelim. Campbell transferi sonrası biraz sükse yaptılar. Figo ve Nedved'i transfer etme girişimleri oldu. Amaçları Championships'e yükselene dek +35 oyuncularla idare etmek. Fantastik bir fikir gibi görünüyor. Ben de üşenmedim, 4-3-3 formasyonunda oynayan, futbolu bu yıl bırakmış ya da futbol oynayan oyunculardan bir kadro çıkardım. Yaşlarda ufak tefek oynama olabilir.

Toldo; R. Carlos, Maldini, Cannavaro, Neville; Giggs, Nedved, Figo; İnzaghi, Crespo, Rivaldo

Sizin kadronuz ?

Bir Takımın Düşüşü: Kocaelispor



Geçen sezon yükseldiklerinde sevinmiştim aslında. Neticede taraftar desteğini her zaman arkasında hissetmiş, güzel bir futbol şehrinin başarılı bir futbol takımıydı Kocaelispor. Fakat o kadar yanlış bir transfer politikası izlediler ki, takımı geçmişi başarılarla dolu olan fakat günümüzde esameleri pek okunmayan (Fatih Akyel, Serhat Akın, getirilmeye çalışılan Davids vs.) ile donattılar. Tabi bu anlayışın ters tepeceği açıktı.

Nitekim tshminlerimde yanılmadım ve takım pek bir mücadele göstermeden ikinci yarı transfer edilen Akeem Agbetu ve Taner Gülleri'nin gölgesinde küme düştü. Son derece gereksiz, ilginç oyuncu seçimleri gerçekten bu takımı buraya getirmeye yetti de arttı. O Kocaelispor, şu an Bank Asya 1. Lig de mücadele ediyor. Biraz daha iyi para planı, bütçeye göre hareket, bütçeye göre oyuncular alınsaydı; gündemde olmak yerine sessiz sedasız gurbetçi genç oyuncu transferlerinin yanına Kasımpaşa'nın bu yıl yaptığını yapıp veteran oyuncular alınsaydı sonuç farklı olacaktı elbette.

Neden mi bunu yazdım ? Geçen sezon Davids'lerin David Edgar'ların ismi geçerken, Serhat Akın'ı kadroya katmalarının sansasyonelliği yaşanıyordu bu dönemlerde. Bundan 1 yıl sonrası ise Kocaelispor Futbol Kulübünün bir lisanslı doktoru yok! Ve bu Kocaelispor TSL'nin tescil ettiği lisanslı forma setini giymiyor. Kocaelispor'un doktoru param ödenmiyor, diye ayrıldı takımdan; şu duruma bir bakar mısınız ? İşte biraz daha bütçeye göre harcama, ayağını yorganına göre uzatma hataları bunu getiriyor..

Kaldı 2 Gün: Şampiyona Öncesi Türkiye



Nihayet Polonya'da düzenlenecek EuroBasket 2009 başlıyor. 7 Eylül gecesi Litvanya ile ilk maçımıza çıkacağız. Ayrıntılı bir yazı için kadronun 12'inmesini, Kerem'in durumunu vs. bekledim. Bugün şampiyona öncesi değerlendirme amaçlı bir yazı yazacağım. Her maç sonrası da maçı analiz ederiz. Yani Euro Basket heyecanını yaşayacak blog, biraz basketbola kayacak doğal olarak. 10 yazının 2 si basketbolsa 4 ü olacak şampiyona bitene kadar.

Eleme grubunu rahat geçmiştik bildiğiniz gibi ve Polonya'ya gitmeye hak kazandık. Polonya aday kadrosu açıklandığında Kerem Gönlüm, tam olarak 4 numara olan yegane isimdi, şanssız bir doping olayı patlak verdi, turnuvada yok. Bu sene Bucks'ta 4 numarayı Warrick ile paylaşmasını beklediğim Ersan, GameOn turnuvasında 4 oynayabileceğini gösterdi, bunu ısrarla görmeyen ve Ersan'dan 2 (!) numara yaratma çabasında olan BT de en son Fatih'i keserek doğru iş yaptı.

Fatih belki savunma direnci getirebilirdi fakat bir yere kadar. Hücum özellikleri çok kısıtlı olan bir oyuncu. Şu takımın uzunlarına baktığımızda Fatih'in yaptığını Semih ve Ömer rahatlıkla yapabilir. Keza 4 numarada dış şut tehdidi olan Barış-Ersan ikilisi ile bu sezon dış atışlarında gözle görülür bir ilerleme kaydeden Oğuz Savaş aynı anda sahada olduğunda eşleşme sorunu yaratabilirler.

Point Guard rotasyonunu şampiyon takımın guard ikilisi oluşturacak. İkinci kaptan Kerem ve Efes'te arkasında bekleyen Ender Arslan'ın arkasında Engin Atsür üçüncü PG olacak gibi duruyor. Daha sonrasında ise şutör guard pozisyonunda TT'nin oyuncusu Bekir, savunma ve hızıyla ön plana çıktığı gibi iyi bir dış şutör olan Ömer Onan ve ultra atletik Sinan Güler var.

3 numarada saf olarak bir tek Hidayet Türkoğlu var. Gidişata göre eldeki alternatifler çok. Barış Hersek, Ersan İlyasova, Bekir Yarangüme gibi oyuncular 3 e çekildiklerinde fazla sorun yaşamayacaklardır. Hidayet'in en azından 30 dakika oynayacağını varsayarsak, 3 numara derinliğinde pozisyon değiştirmesi yapmak zorunda Tanjevic. Zaten rotasyon delisidir o (!)

4 numara rotasyonundan dem vurduk. Tanjevic Oğuz'dan 4 numara yaratma çalışmaları sonuçsuz kaldı. Bunun üzerine sağlam bir pivot rotasyonuna sahip olduktan sonra Ersan'ı 4'e geçirmeyi nihayet akıl etti ve Semih-Ömer-Oğuz üçlüsüyle de çoğu takımdan iyi bir pivot rotasyonuna sahip olduk. Uzun rotasyonunun röntgenini de böylelikle çekmiş olduk.

Eğer ki Tanjevic'in anlamsız rotasyon hastalığı, oyuncuları zorla başka pozisyona alıştırmaya çalışması gibi birçok anlamsız hareketi olmazsa, bir çok rakibimizin kilit oyuncularının gelmediği turnuvada ilk 4'e girerek 2010'da evimizde düzenlenecek şampiyona öncesi momentumu ve desteği yanımıza alırız. Bu arada Aceto Balsamico'da yarın Yiğiter Uluğ yazacak, özlemiştik kendisini. Teşekkürler Bülent Timurlenk'e.

Kim Bu ? #2



Geçen Anıl abi dahiyane bir fikirle bulmuştu, gerçi zor da değildi :) Bu seferki biraz biraz daha zor. Evet, kim bu adam ?

Kim Bu ?



Yeni bir seriyi de başlatmış oluyoruz. Bu genç çocuk kim acaba?

Roland Linz - Jorginho !?



Malum 8-9 gün nete girememiştim. Kızıl Vaz Te'den daha büyük bombayı patlatmış. Roland Linz, şu anda Anadolu takımlarına yapılan açık ara en iyi transfer bana göre. Hani bu adam geçen yıl Braga'da oynayan 4 Eylül'ün rakip kalesine iki de gol yollayan Linz. Gerçekten muhteşem bir transfer. Avusturya takımının gol umuduydu Euro 2008'de.

Jorginho.. Sporting Braga'nın ofansa yönelik orta saha oyuncusu. Mehmet Kızıl'ı bu sezonun başında bizim okula konferans için geldiğinde yakalamıştım. İlk sorum Tabata'nın nasıl bulunduğuydu. Menajer tavsiyesi demişti, sonuçta büyük bir takım değiliz ve Brezilya'ya scout gönderecek durumumuz yok demişti. Jorginho nispeten daha iyi referanslarla geliyor. Başarılar iki yıldızımıza.

Fisichella Ferrari'de



Elbetteki birçğumuzun beklediğini Ferrari gerçekleştirdi en sonunda. Bir gazetemizin gelişini 10 gün geç haber yaptığı Baduer'in yerine takımın kendisiyle vatandaş olan İtalyan Giancarlo Fisichella'yı getirdiler. Baduer'den şu anda bir şey olmayacağı çok belliydi. Ki dahası üstte de belirttiğimiz gibi İtalyan olması doğal olarak can attırıyordu ona. Ferrari, biraz daha bekleyelim dedi fakat Belçika'da olağanüstü start alan Kimi'nin ardından ikinci gelince, direk bu işi bitirdiler. İyi de oldu.