
İnternette sorunlar yaşadık, modem huysuzluk yaptı.. Blog baya bir kapalı aldı zorunluluktan da olsa.. Fakat hazır NBA'de başlıyorken biz de geri dönüşümüzü yapalım.. Arada, Fenerbahçe 5 metre önümde yenilmezlik serisini bıraktı geldi, Galatasaray maçı oldu bitti geçti, fark 5 te takılı kaldı. Türkiye zor bir süreçten geçiyor her anlamda. Ve baya şey.. Blog tekrar aktif..
Aktifiz!
Esat Dergi Röportajı -Bölüm 2-

Dün sizlere Esat Dergi röportajımızın ilk bölümünü sunmuştuk. Bugün ise röportajın ikinci bölümüyle karşınızdayız. Kendisine bizi kırmayıp sorularımıza yanıtlar verdiği için tekrar teşekkür ederiz.
Lugano takviyesiyle birlikte transfere hala gerek var mı? Varsa nereye?
Bilica-Bekir transferinin ertesi günü, sabah saatlerinde yazdığım yazıyı hatırlıyorum. İzlemeden ahkam kesmekten öte takımın o günkü kadrosu içinde alternatif stoperlerinin ilk 11 oyuncusu olmasına dikkat çekmiştim ve Bilica'nın Sivasspor performansına rağmen tehlikeli işleri sevdiğine de. Lugano bu takıma girecek, Önder yanında oynacak. Önder istediği zaman Cannavaro olabiliyor. Geçen sezon Aragones ona şans vermişti ve 3-4 maç süper oynamasına rağmen yine yedek kalmıştı.
Form tutarsa Lugano-Önder ideal, Bilica ise muhteşem bir yedek olur Bekir ile birlikte. İşte kadro genişliği de bu olur. Ama Bilica'dan "Fenerbahçe'de" ilk 11 oyuncusu olmasını beklemek yaz döneminde F.Bahçe yönetiminin ve teknik ekibinin ıska yaptığı nadir işlerden biriydi, nitekim Lugano ile tatlıya bağlandı her şey.
Bu arada Lugano'ya yöneticiler "Sıpa" diyor, bu onun transferi için yaptığı uzun süreli ve üzerine düşünülmesi gereken, etikliği aşan pazarlığı ve tavrıyla kazandığı bir şey olsa gerek. Lugano savaşçı da, biraz kırdı sanki aşırı pazarlık ile. Alex de pazarlık yaptı zamanında, ne kadar sürdü? 1, 1.5 hafta, hakkı kadar. F.Bahçe forması giyen futbolcu F.Bahçe ile pazarlık yapabilir mi? Yönetim yerliler kadar biraz da yabancılar için bence sert olmalı. Lugano olayında taviz hiç verilmedi ama...
Lugano'yu imza değil, transfer olarak görmek gerek. Hani diyorlar ya Fenerbahçe milyon avrolar harcıyor bonservislere diye. Sahici Lugano ne kadara alındı?
Bilet fiyatları hakkında ne düşünüyor Esat Dergi?
Her sene bu konu hakkında yazmak ve aynı şeyleri tekrarlamak artık sıkıyor açıkcası. Fenerbahçe yönetimi kendi oyununu oynuyor ve kombine onlar için çok önemli. Baskılar ile geri adım da atmayacaklar. Attıklarında bu geri adımın ileride yine başlarına gelebileceğini düşünüyorlar.
Ben -sevgilere dokunmasınlar- diyorum sadece, 55 TL yapabilirler biletleri belki ama imkanı olmayanları, öğrencileri özellikle, ya da aileleri, veya çocukları mutlaka ama mutlaka ayrı kategorilere almalılar. Milyonlarca kişi, milyonlarca öneride bulundu onlara..
O stada gelen insanlardan çıkışında ve devamında Fenerium sayesinde kazanacaklar zaten, o stada giren bugün olmasa yarın forma alıyor mutlaka, ya da herhangi bir lisanslı ürün. Böyle düşünmek lazım.
Kombinelere hucüm olsun diye geçen seneki aynı zam korundu, devamında neler olacak bilinmez ama indirim olacağını sanmıyorum. Sevgilere dokunmasınlar, dokunmasınlar. Tribünlerde aileler, çocuklar, gençler, emekçiler çok önemli. F.Bahçe marka olarak bir lüks durumda, ülkeye yeni teknolojileri getiren dev bir kuruluş gibi, rakipleri onu model görüyor. Böyle bir takımın bu lükslüğü sadece rakiplerine karşı olmalı, sevenlerine karşı değil. Gerçekten futbol izlemek, F.Bahçe'yi izlemenin geridönüşü tahmin ettiklerinden fazla, yöneticiler bunu bilmeli. Ve onların zamının ardında aslında kesintiler de var, onlardan kurtulma çabası. Böyle bir gelişme olursa da şaşırmam.
Fakat özetle kim aşkını cebinde parası var diye sevebiliyor, kimse. Aşk yürek ile oluyor...
Esat Dergi ne tür müzik dinler, kitap okur mu, futboldan başka hangi spor dalını takip eder?
Ağırlık olarak alternatif, Rock, Indie tarzında müzikler dinliyorum. Guns'n Roses hayatımdaki vazgeçilmezlerden biridir. Yerli olarak ise en sevdiğim grup Kurban.
Kitap konusunda sıkıntım çok, o da zaman. Zaman buldukça okumaya çalışıyorum. Özellikle yine futbol ve spor ile ilgili olan yayınlar.
Futbol dışında ise beyzbola tapıyorum diyebilirim. Orada da bir Fenerbahçe var, Yankees mesela. ABD'de de bir Fenerbahçe daha işte. Ve beyzbol maçlarını herkese öneriyorum, içine düştüğünüzde geçen 2-3 saati anlamıyorsunuz ve heyecan her zaman dorukta.
Her türlü sporu takip ediyorum işim gereği, fakat yazmayı tercih etmiyorum
genelde.
Son olarak, blog sitelerini beğeniyor mu? Takip ediyor mu?
Bloglar gelecektir. İnternet gelecektir. Bunu Türkiye ağır da olsa görüyor, yakın zamanda daha da net bir şekilde görecek. Okuduğunuz tüm yazarlar birer blog sahibi olacak, okuyucularıyla sürekli iletişim halinde olacak. Zaten yerli medyanın twitter keşfi de başladı gibi bir şey.
Blog sayfalarını takip ediyorum, düzenli olmasa da. Blogların dışında internet ile epey bir içli dışlı olduğumu, her gün yabancı onlarca gazeteyi saatlerce taradığımı, onlarda değişik spor sitelerinden değişik yazılarla ufuk geliştirme konusunda çalışmalar yaptığımı söyleyebilirim.
Türkiye'de blog konusunda çalışmalar yapan arkadaşlara tavsiyem bu işi bırakmayın, sakın bırakmayın. Takip edildiklerinden de emin olsunlar. Okunma rakamlarınızda olmasın gözünüz, yazdığınız yazı da olsun. Ne kadar uzun soluklu olursanız, ne kadar eskirseniz bu işte o kadar daha çok kişiyle birlikte olacaksınız.
Ve emin olun yazarlara saygısızlık yapmak istemiyorum ama o sayfalarda yer alan ekşi yorumlar televizyonlarda köşe direğinin önündeki pozisyonları yorumlayanlardan, bize bayat değerlendirmeler yapanlardan çok daha kaliteli.
Bu işte bir terslik var işte. Futbola, spora 360 derece bakan insan kendi çapında duruyor, 15 kelime ile "bize bilmediğimiz bir şeyleri söylemeyen" insanlar moda oluyor. Bloglardaki tüm arkadaşlara da buradan sevgilerimi yolluyorum, onlarla spor konuşmak zevkli olsa gerek....
Futbolu çok fazla futbol olarak görüyoruz, benim her zaman düşüncem bu oyunda duran ve durmayan toplar sınırdışındadır, futbol yüzde 90 karakterlerin çarpışması, duruşların yorumlanması olmalı, bu yüzden hiçbir maç sonrası genelde maç yazısı yazmıyorum, maçı değil, takımı konuşmalıyız çünkü...
Sevgiler! An be an Esat DERGİ
http://twitter.com/esatd
esatd@sporx.com
Esat Dergi Röportajı -Bölüm 1-

Sizler adına, Sporx'te yazıları onbinlere ulaşan, beğenilen, kısacası yeni neslin başarılı yazarlarından Esat Dergi ile bir röportaj gerçekleştirdim. Umarım beğenirsiniz, kendisine buradan bir kez daha teşekkürlerimi sunuyorum, beni kırmadığı için.
Esat Dergi kimdir ne iş yapar? Bize biraz kendinizi tanıtır mısınız?
Esat Dergi aslen İzmirli. Yaklaşık olarak 4 yıldır İstanbul'da. Sporx'inkurulum aşaması (Superspor)'un ilk ekibine İzmir'den transfer olarakİstanbul hayatını başlattı ve ailesinden ayrı yaklaşık 4 yıldır sevdiğiişin peşinden koşuyor, bu iş epey ağır olsa da. Maksimum İletişim A.Ş'yeait Sporx portalında editörlük ve aynı zamanda yazarlık yapıyor. Hayatıgenelde bütün spor olaylarından bire bir haberdar olmak ve bunlarıaraştırmakla geçiyor. Bunun dışında sinema, yabancı diziler ona bol boleşlik eden şeyler. Fazla kalabalıktan hoşlanmıyor ve gece gezmelerinde butür yerlerden uzak durmaya çalışıyor diye özetleyebiliriz...
Fenerbahçe bu sezon Teknik Direktörlüğe Daum'u getirerek doğru bir iş yaptı mı?
Hedefler ortaya koymadan önce bunun olacağını söyleseydiniz elbetteşaşırırdık. Nitekim Daum'lu Fenerbahçe'nin Avrupa'da kendini bulmaaşamasına epey geldiği fakat gol atarak-gol yiyerek turnuva takımıolamadığını önceki yıllardan biliyoruz. Şimdi hedef Türkiye Şampiyonluğu.Bu hedef küçük mü? Fenerbahçe için hedefler elbette büyük olmalı ama Türkiye Şampiyonluğu, özellikle 3 yıl üst üste kazanılacak bir şampiyonluk sadece kupa değil, bir baskı da kazandıracak takıma.
Daum ülkede herkesi tanıyor zaten, bizi de sizi bile hatta. Onungelişinden sonra doğru mu yanlış mı muhasebesi için maçlar kadar sahadışına da bakılmalı. İdmanlardaki hareketleri, takımı iç içe geçirenolaylar, psikolojik olarak takımı güçlendiren her hoca idealdir. Daum'daniyi hangi hocayı getirebilirlerdi?
Brezilya rüzgarını değiştirmek istediler, neler oldu, gördük. Kulüp bunahazır değildi. Büyük hocalar ile markayı parlatmak istediler aynı zamandaAragones ile, yine aynı şeyler oldu. Daum tercihinin kısa bir süredealınması da yol haritasının çıkması için büyük avantaj sağladı, vefutbolcuların maç sonları röportajlarına dikkat edin, "Bu başarının kaynağı nedir" diye sorulduğunda, "Daum" diyorlar.
Andre Santos ve Cristian Baroni, Fenerbahçe'ye sınıf atlatacakoyuncular mı? Ne gibi katkılar sağlayacaklar?
Andre Santos ve bir takım Brezilyalılar gelecek yıl Güney Afrika'da düzenlenecek Dünya Kupası'nı düşünüyor. Bu yüzden bazı liglere saçılmış durumdalar. Dos Santos Brezilya'dan da Milli Takım'a çıkabilirdi ama Fenerbahçe onun için iyi bir sınav. Nitekim formayı Konfederasyon Kupası'nda söke söke alışını biliyoruz. Dunga ondan vazgeçmeyecek gibi.Kaka'nın olduğu bir takımda duran topları Dos Santos kullanıyor,görebiliyoruz. Dünya Kupası'nda Brezilya'nın esmesi durumunda ki tersi sürpriz olacak, Santos'un satışı ufukta gözükecek. Futbol olarak ise kalitesini ve futbolunu çok fazla tartışmaya gerek yok. Onun bir sol kanat değil, sol iç orta saha oyuncusu olduğunu, Brezilyalı özgürlüğünde tehlikeli olduğunu söylerek özet geçebilirim.
Cristian Baroni ise ezberleri bozacak bir futbolcu. Biliyorsunuz Türkiye'de Appiah ve Aurelio'dan sonra Fenerbahçeli taraftarlar hiçbir önliberoya aşık olamadı. Çünkü o iki isim günümüzdeki önlibero tanımını taraftara ve ülkeye yanlış yansıttı. Bugün Xabi Alonso rakibe tekme mi atıyor, rakipten her maç 100 top mu çalıyor? Xabi pozisyon alıyor,özellikle takımı hucüma çıkarken rakip defansın dengesini bozuyor.Cristian biraz daha geçsin bu takıma çok daha iyi ısınacak. Sivasspor maçında toplu ve topsuz alanda yaptıklarını onu çıplak gözle izleyenler ne demek istediğimi çok iyi biliyor. Yerli edebiyatına gerek yok, Selçuk'uisteriz ki çalışsın formayı kapsın, alkışlayalım. Fakat Cristian'ın atak başlangıcında ve rakipten gelen toplarda hucümü dağıtma konusundayaptıkları, bire bir hırslı müdahaleleri (ki bunların haftalar geçtikçe artacağını düşünüyorum) her şey için yeterli. Önliberodan her maçta gol beklemeyin, evet hucüma çıkmalı ama önce görev. Ve ben futbolu fiziği ile değil, aklıyla oynayanları seviyorum. Aurelio ve Appiah hangi maçta 35 metre çapraza arkası dönükken top gönderebiliyordu? Kafamızdaki önlibero tanımını artık gerçeğe uydurmak gerekiyor, dünya futbolu bunu gerektiriyor.
Bir de şu var bu iki futbolcunun transferi neden alkışlanmıyor? Fenerbahçe yönetimi yanlış birini transfer ettiğinde insanlar parti yapacak kadar sevinip, yazıp, çiziyordu. Yaklaşık 10 milyon avroya iki Brezilyalı ki birtanesi dünyanın en iyi takımının 11 oyuncusu. Yanlışları konuştuğumuzkadar doğruları da konuşmalıyız, F.Bahçe yönetimi sessiz ve derinden yerlitransferdeki darbesini yabancı konusunda da yaptı, transferler ilkaçıklandığında o yankı olmasa da...
Daniel Gonzalez Güiza, Emre Belözoğlu ve Kazım Kazım'daki değişim Daum'un eseri mi?
Güiza'da bir değişim yok aslında, sadece alışma süresi çabuk geçti. 4 yıllık sözleşmesi olan bir futbolcuyu 6 ayda öldürme hastalığı geçen sene tavan yapmıştı, bunu anlamak güç. Güiza'nın tekniğini daha fazla ortaya çıkarması lazım. Ve halen daha tek forvet için ideal biri değil. Fakat kalitesi ortada. Forvet nokta asistler de yapmalı. Bugün Henry Arsenal kariyerinde nasıl parladı? Atmaktan çok attırarak da. Güiza atacak da,atıyor da. Yeterki Türkiye'deki futbolseveler her vurduğunu gol yapan forvet istemesin. Asla ülkeyi küçük görmek değil ama ligimiz ve ligimizin dünya üstündeki statüsünü düşündüğümüzde İspanya Milli Takımı'nın 3 forvetinden biri, La Liga'da gol krallığı yaşamış birinin buraya tatile gelemsi bile zordu, neden insanlar bunu düşünmüyor?
Emre ise hepimizi şaşırtıyor. Aziz Yıldırım bu kadar güvendiğinde ona, bu kadar büyük paralar verdiğinde sorgulamıştık bol bol. Ben de bunları yapanlardan biriydim. Şimdi o sorguları sorguluyoruz, Emre çünkü aldığı parayı sonuna kadar hakediyor. Emre'nin değişikliği Daum ve sezon öncesi hazırlık kampı yapmasından değil, onun tekrar ülkeye kendini kanıtlama zorunluluğu altına sokulmasından. Bu baskı iyi yansıdı. Bakın o baskı Nihat Kahveci'ye de gelecek Beşiktaş'ta, yakındır...
Kazım'da ise değişiklik yok potansiyeli her zaman olan ama duygusallığı fazla olan biri, böyle de devam edecek gibi. Geçen sezon babasıyla birlikte kulüpte çıkardığı isyanı da unutmuş değiliz. Bu tipteki oyuncuların bu takımda kalemleri sürekli kırıldı ama Kazım hep dışarıda bırakılsa da hiç vazgeçmilmedi. Herkes Kazım'dan disiplinli bir futbol bekliyor ama o yıllardır kendi futbolunu oynuyor. Sahada futboldan zevk almak istiyor. İçinde çok eğlenceli bir orkestra var, bence hafiften bizde onu değiştirmeye değil, böyle kabul etmeye başlamalıyız. F.Bahçe iyiyken, iyi olmak değil aslında mesele. Takım geriye düştüğünde ya da maç kazanması gerektiğinde, sıkışan bir futbolda, o zaman neler yapacak Kazım ve babası, mesele bu... Ben bu üç futbolcunun değişimini yüzde yüz olarak Daum'a bağlamıyorum. Aziz Yıldırım'a bağlıyorum. Bir iş yerinde çalıştığınızı düşünün.Patronunuz öyle bir gürlüyor ki "3 yıl şampiyon olacağız" diye, işçilerini kötü geçen bir sezondan sonra tek tek hepsiyle saatlerce konuşuyor, bir şeyler anlatıyor. Biz bir şeyi atlıyoruz aslında, evet Daum kusursuzca sorun yaratmadan, kimseyle sorunlar içine girmeden süper bir hava kattı veheyecan veriyor ama bunların çıkış noktasına bakmak gerek.
Yarın:
Lugano ve Transfer
Bilet Fiyatları
Bloglar ve Esat Dergi
Esat Dergi'yle Müzik Beyzbol..
1000!
Bu blogda çok güzel günler, bir o kadar da sinir bozucu günler yaşadım. Güzel günler, sizlerin sayesinde çok daha fazlaydı, kötü geçenlere göre. Bu blogun, 1000. postu ve hepsinde bir emek, bir çaba var. Sizlerin de bu çabayı okuyarak takdir etmeniz çok sevindirici. Nice 1000'lere, sizlerle, mutlulukla, sağlıkla...
Blogger Düzeni Yavaş Yavaş Bozuluyor (Mu)?
Evet, belki de bu yazıyı okuyan biri yine 'git süt iç, yaşına başına bak.' tarzı şeyler söyleyecek. Fakat ben tüm bunları göze olarak bu yazıyı yazma ihtiyacı hissettim. Şu sıralar tatildeyim ve SBS denen ve iki seneme mal olan illetin yorgunluğunu çıkarıyorum; arada girip yazı yazma imkanım oluyor ve blogları okuyorum. Fakat önce blogları okuyorum; Fanatik, Sporx vs. vs. en sona onlar.
Bir çok arkadaşın blog okuduktan sonra spor gazetesi almayı bıraktı, aynı benim gibi. Ve artık spor yazarları da programlarında bizim bloglara yer veriyorlar; gazetelerde bunun adına sayfalarca yazı çıkıyor vs. vs. Mesela ben okuduğumda; 'aa di massimo talento buymuş demek ki' diyorum içim hoş oluyor vs. vs.
Fakat her güzel şeyin bir sonu var derler. Bunun sonunun olmasını istemiyorum. Blog kardeşliği vardı bir aralar. Hala da devam ediyor. Sonunda en çok bundan korkuyorum ki; mesela x blog benim adresimi vermeyecek; ben de onunkini vermeyeceğim. Böylece blog sitelerinin birbirlerine her gün onlarca kez bindiren aynı gazetenin köşe yazarlarından; ya da farklı gazeteye bok atan gazetelerden ne farkı kalacak?
Ben Ali Sami Yen'in yazılarını beğenmiyorum -böyle bir şey yok örnek veriyorum- blogu çok çok paylaşmam listemde. X de benim üslubumu beğenmiyor, o da benim bağlantımı koymaz olur biter; çok mu şey istedik. Fakat başka blogların üzerine binip yukarı çıkma durumu olursa ki yaygın bir şekilde başlamış durumdadır, bu güzel alemin ne tadı ne de tuzu kalır. Günde yüzlerce harika yazının servis edildiği bir yuvada birbirimizi yemeye gerek yok.
Elano masturbasyon yapmıştır, hayatıdır. Basın bunu koyup hata etmiştir. Fakat bir Fenerbahçe blogu da bunu yaparsa üstüne üstlük daha da ileri gidip resimleri koyarsa ki başıma gelebilecek en iğrenç şeylerden birisidir bu, ortalığın ne tadı ne kalır tuzu. Extensor blogunun sahibi de yorum bölümüne kısacık bir not bırakır ya da özel olsun der hocam, blogunuzun üslübunu beğenmiyorum diye e-mail atar. Olay bu kadar. Zaten o postları gördükten sonra benim de girmeye hevesim kalmadı, haklısınız.
Sonuç olarak bugün BenFenerbahceliyim blogunda beni hayrete düşüren bildiğin küfürleşme var. Adam yavşak diyor var mı böyle bir şey? O zaman o adamda yazar ama yazmadı. Helal olsun Extensor'a. Aceto gibi Marca'dan kopyala yapıştır diyor? Ah ah! Aceto olmasa, Blogger olmazdı Türkiye'de. Bülent Abi, süper bir iş başlattın ama arada çürük çıkıyor. Neyse sorun değil, ayıklanır. Şimdi o adam istediği kadar gelip küfür edebilir buraya. Etsin de. Ben bundan sonra bu blogu listesinden çıkarıyorum blogun. Ha diyeceksiniz kendinle çelişiyorsun üstte yazdıkarınla? Bir Fenerbahçeli olmama rağmen burama geldi. Teknik taktik analiz var mı? Çok az. Bu blog için geçerliydi bu yazı. İyi günler.
Soruyoruz...
Blog'da İki Yenilik
Bundan böyle adsızlara yorumları açtık. Bir kaç arkadaştan e-mail aldım, ve tekrar adsız yorumlarını aktif hale getirdim. Fakat bokunun çıkmaması şartıyla. Ayrıca yazdığınızı yorumu denetlememe gerek yok, kimse gelipte ana avrat küfür yazmaz; ha yazan olursa anında silinir.
Blog Onlara Emanet

1 hafta önce dükkanı kapatmıştık. Benden çok üzülen kişiler olmuş, sağolsunlar. Blog sadece benim değil tabiki oturup diğer arkadaşlarla konuştuk teker teker, hepsi üzüldüklerini ve tekrar açılmasını istediler ve bende onları kıramadım. Blog Emre ve Süha'ya emanet. İkiside pırıl pırıl gencecik çocuklar, ellerinden geldiğinin en iyisini yapacaklarından şüphem yok. Yeni yazarlar alacaklarını söylediler. Herkeste böyle bir blogun kapanmasını istemediklerini dile getirmişlerdi. Yorumlarıda göze alarak adsızlara yorumları kapattım. Fırat tekrar o güzel sinema yazıları ile bu sayfayı süsleyecektir. Anıl ise blogun açıldığına en çok sevinen kişi olacaktır, kendisi günlerce tekrar dönülmesi için konuşmuştu benimle o da artık güzel Galatasaray ve gündem dışı yazıları ile eşlik edecektir. Gencay Avrupa'dan Basketbol ve Tbl yazıları ile bloga yazmaya devam edecektir. Savaş'ta Nba bilgisi üst düzey olan bir arkadaşımız o da NBA hakkında güzel yazılarını yazmaya devam edecek. Blog tekrar aktiftir.
Şimdilik burada yazmayı düşünmüyorum sadece tatilin keyfini çıkarmaya bakıyorum. Blogun bütün yetkileri gençlere emanet. İnşallah en hayırlısı olur, kalın sağlıcakla.
Her Rüyanın Bi Sonu Var

Bazı gerizekalılar var kendilerini cok iyi bi bok zannediyorlar, çok sinirleniyim bu aralarda. Zaten adam olsa gelip adsız yorum yapmaz. Şu blog olayı çok yıprattı beni. Girip bi şeyler yazıyoruz kendimizce kafa dağıtmak için onuda burnumuzdan getiriyorlar. Bu sefer kesin olarak kapattım dükkanı, sıkıldım artık. Artık onlarda gitsin kendine başka yıpratacak adam bulsunlar.
Ulan gerizekalı adsız, kuzenimin dediğini yazdım Arda postunun altına Aston Martin çekmiş diye adam vatan gazetesinde okuyupta söylemiş beğenmiyorsan ne oku ne de yorum yap. Şu aralar yine kanı bozuklar artmaya başladı.
Evet kesin olarak blog kapandı, diğer yazarlarada emekleri için teşekkürlerimi bir borç bilirim, iyi ki sizle beraber bu işi yaptık, o konuda çok mutluyum şüpheniz olmasın. Bu blog benim için bir rüyaydı ve artık bu rüyanında sonuna geldik.
Ve son olarak geçen yaz Kıvanç ve Anıl arkadaşım açmıştı bu blogu ve bugünde 1. senesi, Kıvanç öss senesi nedeniyle aramızdan ayrılmıştı. Anıl ise üniversitenin ağırlığı yüzünden ama kendisi son dönem yazıları ile eşlik etmişti. Bu blogu açtıkları için onlara çok teşekkür ediyorum. Anıl ve Kıvanç'ın yeni bir blog projesi var bizim okuyucuların oraya da bakmasını tavsiye ederiz. Blog arşiv olarak kalsın ne kadar saçma salak yazılarımız olsa da belki arada girip okumak isteyen olur. Hadi kendinize iyi bakın, iyi tatiller.
Kendi Adıma Dükkanı Kapattım

Birazcık kafa dinliyim belki tekrardan yazmaya başlarım. Bu kafa dinleme 1 ay mı 2 ay mı olur bilemiyorum ama şimdilik dükkana kilidi vurdum. Geri dönersem bambaşka bir yazar kadrosu ile dönmeyi düşünüyorum.
Anıl ve Gencay arkadaşlarım yazmaya devam edeceklermiş...Ben kafa iznine çıkıyorum o zaman bu durumda.
Mustafa yokluğunu açıkladı ancak belki ikna edebilirim, ayrıca yaza kadar bende burdayım en azından mustafa gelene kadar göz kulak olmaya çalışırım. Neyse efendim yayındayız merak etmeyin derim ben. (p'petrelli)
Özür Dileriz
Metrobüsle Geliyoruz temalı yazılı yüzünden bütün Galatasaraylı arkadaşlardan özür diliyorum. Biz hiç bir zaman Fenerbahçe, Galatasaray ya da Beşiktaş blogu olmadık. Sadece Fenerbahçe konulu bir blog olsak bu yapılana kimsenin bi şey diyeceğini zannetmiyorum. Bi Galatasaray taraftarı gidipte özellikle bi Fenerbahçe konulu bloga girerse göreceklerinede hazırlıklı olmalı diye düşünüyorum. Yanlışım varsa düzeltirsiniz. Tekrardan özür diliyorum bu hata için...
3 Saniye
Artık bu blogu sadece futbol olarak kullanmayı düşündüğümden dolayı Mesut ve Mehmet ile beraber 3 saniye blogunda yazacağım. dwyane nickli arkadaşım arada bir basketbol postu girerse şaşırmayın. Formula 1 falanda yazarız arada. Neyse bizi taki etmeye devam edin...
Anket
Galatasaray, Bordeaux'u rüya gibi bir maç sonunda eleyerek, bir üst tura adını yazdırdı. Rakip Hamburg. Turu kim geçer? Sol üstte. Oylarsanız seviniriz efendim.
Kobe: 61-0-3; LeBron: 52-11-10
MSG, geçtiğimiz iki gün boyunca, önce Lakers'ı sonra da Cavaliers'ı ağırladı. Lakers ve Cavaliers rakiplerini mağlup ettiler. Lakers, Knicks'i 126-117 yenerken Kobe Bryant maçı 61 sayı 0 ribaund 3 asist ile tamamladı. Knicks, Cavaliers karşısında LeBron'u durduramadı. Cavs'in 23 numarası maçı 52 sayı 11 ribaund 10 asist ile tamamladı. (Yer değişikliği de olabilir ast-rib. konusunda)
Kobe, Bynum'u sakatladıktan sonraki takımının ilk maçında 61 sayı üretti. Bu, taraftar tepkisini hafifletmek adına olumlu bir olay. Bynum, yaklaşık 2-2.5 ay sahalara dönemeyecek. Bu da normal sezon sonu demek oluyor. İlk turda Lakers'ın pek zorlanmayacağını düşünerek P-Jack, onu 2. Tura saklayacaktır. Ya da beklenenden erken dönebilir Bynum, sıkı bir tedavi programıyla. Batı çok zorlu çünkü. Lakers'ın rakibi Jazz da olabilir, Mavericks de. En iyisi ben sözümü geri alayım, Bynum Play-Off'a dönsün.
Bu gece Celtics ile karşılacaklar. Gasol, bu günkü Raptors maçında 31-14 yaparak hazırım mesajı verdi. Ama Lakers son 4 günde 3 maç yapmış olacak. Celtics, daha taze. Garnett, bu maça dönüyor, kendi sahalarında olacaklar. Rondo, All-Star olabilir; Nelson'dan gelecek habere bağlı olarak. Tüm bu haberler ışığında Celtics favoridir. Ama Kobe bu; boru değil. Ne diyor Orkun Çolakoğlu: ''Uzayda hayat varsa, kanıtı bu adam.'' Gasol ile noktalayalım. Geçen maç ruh gibi dolanıp, son 2 dakika oynadı. Fakat bu yetmez. Daha iyi olması gerek önemli maçlarda.
Konu fazla saptı Cavs'e ve dolayısıyla LeBron'a geçelim. MSG'de 52 sayı atarak triple-double yaptı. LeBron yapmasın da kim yapsın diyenler olabilir, doğru söylüyorlar. Neredeyse tüm hücumlar onun üzerinden dönmekte. Lakers'da ekstradan bir Gasol faktörü var. Sağlıklı haliyle Bynum'da bir opsiyon. Ama Cavs de LeBron çıkıyor oynuyor. Ha, mesela bir Gibson bir Mo-Will Cavs başarısında etken ama %30'luk bir başarı bu, kabaca hesap yaparsak.
Sonuç olarak MSG'de LeBron bence daha başarılıydı. Attı attırdı. Basit bir hesapla 72 sayı attı. Kobe ise 67. Daha ribaundları da eklersek LeBron daha komple oynadı. Bakalım, Celtics'in önünde Lakers maçı var. Maç bugün sabaha karşı 03.00'de. Türkiyeden bir yayın yok. İnternet izleyecek olan varsa, yorum bölümüne linki paylaşsın. Tatil bitiyor, 8. sınıf; benim için çok önemli. İyi bir FL tutturma yolunda bu sınav önemli olacak. 2. dönem bilgisayar gidecek. Buralarda uzun süre görüşmeme olasılığımız var. Tatil biterken bir Celtics-Lakers çakmak iyi olur benim adıma.
Üç Saniye
Futbol Blog
Futbol Blog'un 8.bölümünde blog tanıtıldı. Ali Okancı ve Bülent Timurlenk'e bir kez daha teşekkürlerimizi iletiyoruz buradan. Parmak Arası Terlik'in dışında tanıtılan blog Kale Arkası oldu. Blog tanıtımları dışında, tavsiye edilen en iyi 5 yazının 4'ünü okumuştum. O yazıları ben de şiddetle tavsiye ediyorum. Özellikle Eray Sözen ve Hakemin Çalan Düdüğü'ndeki yazılardaki araştırmalar harika...
Diyecek fazla bir şey yok. Ayrıca blog'un ismini de kim düşündü, çok merak ediyorum. Mustafa'yı yorum bölümüne bekliyoruz, ehehe. :)
Ara
Bloga verilen bir ara değil bu, sadece benim açımdan verilen bir ara. Malum sınavlar... 10 gün kadar yazı giremeyeceğim buraya büyük bir ihtimalle. Şimdiden yazmak istediğim çok şey var zaten. 1 haftaya kadar birikir daha da üstünde konuşmak istediğim konular, bol bol yazarız o ara... İlgilenenlere ayrıca belirteyim bilgi amaçlı; Futbol Extra Dergisi'nin Aralık sayısında Rory Delap ve Eskişehirspor yazılarını okuyabilirsiniz, benim imzamın olduğu. 1 Aralık'ta çıkacak dergi, bir aksilik olmadığı takdirde.
Kısa bir süre sonra görüşmek üzere, burası diğer arkadaşlara emanet...
Yeni Tema
Bu saatlerde sıkıldım, beyaz renk gıcığıma gitti bir anda bende tema değişikiğine gidiyim dedim. Eksikleri tamamladım gibi. Beğenmediniz yerleri yorum bölümüne yazarsanız iyi olur. Bloga girdikten sonra sağ tarafta tema ile anketede katılmayı unutmayın :)
Merhabalar
Herkese merhabalar. Böyle "hoşgeldin, merhaba" tarzı yazılarda becereksizimdir ama yapacağız üstünkörü bir şeyler artık... Bundan önce Ağustos ayında açtığım, kendime ait bir blogum vardı. Aslında ona da devam ediyordum, lakin Mustafa'nın kadroyu yeniliyoruz, gelir misin demesi üzerine artık buradayım. Eski blogda da buraya taşındığımızı yazdım. Orada takip edenler, artık yazılarımızı buradan takip edebilirler. Eski yazılarıma göz atmak için de şuraya tıklayınız.
