
Ankaraspor günlerinden takip ettiğim, özel bir ilgi duyduğum oyuncuydu Özer Hurmacı. Öyle ki ilk geldiğinde verilen Özgür Çek'ten daha çok şey getireceğine inandığımı belirtmiştim, orta sahanın her yerinde oynayabilecek bir oyuncuya, jokere ihtiyacı vardı Fenerbahçe'nin. İnanılmaz teknik, süratli, hırslı olan Özer Hurmacı aradığımız kan olabilirdi. Ligde 15 Hafta sonra ilk 11 başlamasının tek suçlusu Herr Daum'du. O bugün inanılmaz oynadı asist yaptı, çizgiden top çıkardı.
İbrahim Akın felan boş ver, Özer şu takımda solda banko oynar. Santos'u da beke çek. Al sana takım. Vederson ve Uğur da yedekleri olsun. Şu anki düşüncem bu oldu. Fenerbahçe'de gün geçtikçe gelişen bir değer varsa bu da Özer'dir, devam edecektir. İlerleyen yıllarda Sercan Yıldırım, Mehmet Batdal ve Serdar Eylik gibi isimlerle birlikte Türk Futbolu'nu sırtlayacaklarndan şüphem yok. Arda Turan gibi kendini kanıtlayacağına inanıyorum Özer'in ki bunu da başarıyor.
Ankaragücü 40 tane topçuya sahip. Bu durum Fikret Yılmaz için hem avantaj hem dezavantaj. Bir kere antrenmanda maksimum verimi almak çok çok zor 40 tane oyuncuyla. Avantaj olan tarafı fazlasıyla geniş olan kadro. Darius Vassel bugün çok iyi oynadı; Aydın'ı çok beğendim. Ankaraspor'un geçen sezon parlayanlarından olan Toguy Meye sonradan oyuna girdi, keza Madiou Konate. Bu takımın ligde orta sıralarda yer alması gayet şaşırtıcı. Yeni gelen Norveçli Sollied bu duruma el koyabilir.
Fenerbahçe'de ise Roberto Carlos'un son maçı oldu bence. Sarı kartı gördü, cezalı duruma düştü. Devre arasında da takıma veda edecek. Görünüm o yönde. Mehmet Topuz 3. haftadan sonra bir şekilde bu takımda şans buldu, sağ ya da ortada. Daniel Güiza attığı golle bir heyecan patlaması yaşadı. Takımın yaklaşık 1.5 ay sonra gelen galibiyeti ancak bu kadar zor olabilirdi. Fenerbahçe son bölümde baskılı olan taraftı, hak etti. Son pozisyondaki gol tartışması için yorum sizlerin.
Fenerbahçe 3-2 Ankaragücü || Özer Hurmacı
Gönderen Emre zaman: 22:46 0 yorum
Etiketler: anadolu takımları, fenerbahçe, futbol
Gaziantep B.B 1-2 Bucaspor

GASKİ tesisleri her ne kadar Gaziantep'in biraz dışında kalsa da, bu maça gidelim dedik babamla. Yarın da Antalya maçı var nasıl olsa. Rakip Bucaspor. Gaziantep B.B yıllardır olduğu gibi küme düşme hattının hemen üzerinde. Buca ise 2. haftadan beri deplasmanda kazanamıyor. Çok zevkli maç oldu. Özellikle Mehmet Batdal inanılmaz bir futbol sergiledi, inanılmaz. Hani Zlatan'ı izliyordum, öylesine bir tat bıraktı. Top kontrolü, dribbling yeteneği gerçekten muazzam. Üstelik her Türk oyuncusuna nasip olmayan bir yeteneği daha var; Amerikan tabiriyle Leadership.
Gerçekten düşündüğümde bu çocuk 4 büyüklerin istediği kadar varmış kanısına vardım. Fenerbahçe'de en azından sırıtmayacağı kanaatindeyim. Bu fizikte, bu sizede bu kadar ilginç işler yapan oyuncu olarak bir tek Zlatan İbrahimoviç geliyor aklıma. Gerisini siz düşünün.
Gönderen Emre zaman: 22:19 2 yorum
Etiketler: anadolu takımları, futbol
Eskişehirspor 2-1 Fenerbahçe

Ligde ilk 10 maçın 9 unu kazanan Fenerbahçe'ye ne olduda bu duruma geldi hiç bilmiyorum.. Tabi ki oyuncular form düşüklüğü yaşayacak, bunlar işin doğası fakat 3 maçtır üst üste gelen yenilgileri bu sebep asla ve asla açıklayamaz. Sahada bir çok yıldız var zaten, bu adamlar hocasız da oynar, emin olun. Asıl meziyet onları maça hazırlamakta, form düşüklüğü olduğunda yerine bir başka oyuncuyu hemen takıma adapte edebilmekte. Bunun en kolay yolu, Rijkaard ile ülkemizde çılgınlaşan rotasyon. Daum bunu sağlamcı karakteriyle yapmıyordu başlarda ve sonuç maalesef ortada.
Genelinde sakin geçen maçta, kazanan takımdan Güiza ve Carlos yoktu sahada. Önder'in maç öncesi gelen kaza haberinin oyuncular üzerinde herhangi bir etki bırakmadığına eminim. Hani bakarsınız yarın birileri buna bağlar durumu. Hayır. Sakat Carlos'un yokluğunda solun rakip savunucusu tarafında Vederson ve onun önünde Brezilya Milli Takımı'nın forveti(!) Andre Santos vardı. Forveti diyorum çünkü bir ara ilk golden önce Semih-Santos çift forvet oldu sanki. Alex'in bir kafa dışında varlık gösteremediği, Gökhan'ın alışkın olduğumuz performansını yinelediği vs. bir maçtı, kaybettik.
Hani şu takımda Cristian Baroni olmasaydı bugün işler çok farklı olurdu. İnanılmaz kritik toplar kesti. Asıl umut Santos'daydı, fakat Cristian bambaşka oynuyor. Emre'nin yokluğunda görev alan Selçuk'un aklı Aragones günlerinde kalmış anlaşılan. Emre'nin oyuna girdikten sonra hafif çekingenliği vardı, doğaldır. Ve şu takımda keşke herkes bir Tota olabilse, bir Bilica olabilse.
Semih'in oynamaya mecalimi yok ya da isteksiz mi çözemedik. Yalnız bu iş böyle giderse Fenerbahçe'nin forvet hattında baştan aşağı bir değişiklik seyredebiliriz. Eskişehir'le bitirelim. Ümit ve Mehmet'in yokluğunda Youla karıştırıcı adam rolünü iyi üstlendi, Es-Es Adem'le sonuca gitti. Beşiktaş, Kasımpaşa ve Eskişehir.. Fenerbahçe maalesef doğru yolda değil.
Gönderen Emre zaman: 22:03 0 yorum
Etiketler: anadolu takımları, fenerbahçe, futbol
Futbolu Bıraktıktan Sonra Spor Yazarı Ol Cenk İşler

Bir süredir yazamıyorum, Fenerbahçe utanç verici mağlubiyetler aldı, beni de burada mahçup etti, sorun değil. Bugün tekrar siftah yapıyoruz ve konuğumuz ünlü spor yazarı (!) ve futbolcusu Cenk İşler. Biliyorsunuz Kasımpaşa formasıyla Fenerbahçe'ye bir gol atınca basının inanılmaz ilgisini üzerinde bulan Cenk, Daniel Güiza'ya ''Büyük takım oyuncusu değil.'' yakıştırmasını yapmış; boynumuz kıldan incedir efendim. Kendisi büyük takım futbolcusudur, büyük futbolcudur. Kendileri ilk kırmızıyı kim görüre kendisini işaretleyip 13. dakikada kırmızı kart görmemiş kadar temiz bir futbolcudur, Güiza'nın hakkında ahkam kesecek kadar da bilgilidir hatta. Sağol Cenk..
Gönderen Emre zaman: 21:25 9 yorum
Etiketler: anadolu takımları, fenerbahçe, futbol
Hagi ve Ankaragücü

Garip şeyler oluyor Ankaragücü'nde.. Darius Vassell'i kaldığı otelden gece yarısı apar topar çıkarmışlar; ayrılacağım diyor. Belliydi. Ahmet Gökçek konuşmuş, Hagi ile görüşmeler devam ediyor demiş. Hikmet Karaman ne yaptı bilmiyorum; Bebbe ne yaptı ya da Darius Vassell. Harbiden çok garip şeyler oluyor. Hagi gelirse hoş olacaktır fakat, kulüp 100. yılında batağa doğru sürüklenmiyor değil.
Gönderen Emre zaman: 16:01 1 yorum
Etiketler: anadolu takımları, futbol
Kayserispor 1-1 Fenerbahçe

Türkiye'de futbol günlük yaşanıyor. Daum'u çıkıp Galatasaray maçında öven kesim, bugünden itibaren korkak oyunu nedeniyle eleştirecekler. Ki bunda haklılar da. Son iki deplasman maçında öne geçip puan kayıpları gerçekten can sıkıcı. Yapamadığı hamleler yüzünden son 3 maçta 5. puan kaybını Kadir Has'ta yaşadı Fenerbahçe. Zorunluluktan forvet oynayan fakat Semih ve Güiza'dan başarılı performanslar sergileyen Kazım'ı sağda başlatıp, İspanyol'u forvet oynattı. 90 dakika boyunca sahada görünmeyen Güiza, nasıl olur da çıkmaz anlamış değilim.
Maçta Kayseri'nin etkili olduğu dakikalarda taktik olarak yetersiz kaldı. Andre Santos gibi bir oyuncunun kulübeye hapsolması, yerinde başlayan Vederson ve Carlos'a ben olsam sitti sene solu emanet etmem. Alex'i Beşiktaş'a saklıyor, belli. Fakat Alex profesyonel bir oyuncu. Kart görmeyeceğini biliyor herhalde. Buna rağmen takımı beyninden uzak tuttu. Üstelik Türkiye Lig'lerinin gol kralı her maç 20 dakika oynayacaksa, bu koca bir ayıptır.
Ve sahanın en iyisi Kazım çıkıyor; orada yapılacak yegane değişiklik vardı bana göre. Kazım'ın santrafora çekilmesi daha sonrasında Topuz sağa, Özer Alex'in yerine. Fakat Daum bunu yapmadı. Üstüne üstlük son dakikalarda Özer'den son anda vazgeçip, takımı 1 puana yatırdı. Derbi galibiyetinin anlam ve önemini lig bazında bitirmiş oldu, Herr Daum.
Kazım'ın sarı kartı vardı, bahanesi gerçekten çok saçma. Bu seviyede top oynayan oyuncular sarı kart görmeyeceklerini biliyorlardır. Her şey geride kaldı; Daum'un oynattığı korkak futbol nedeniyle Cangele ve Mehmet Eren ikilisine ek olarak Gökhan Emreciksin Fenerbahçe sahasında cirit attılar. Volkan takımını kurtardı; Fenerbahçe Kayseri'den Daum'un dediği gibi 1 puan kazandı.
Gönderen Emre zaman: 16:41 0 yorum
Etiketler: anadolu takımları, fenerbahçe, futbol
Mehmet Yıldız'ın Futbol Hayatı

Türk Doktorlarını başarısızlıkla suçlamış Fikret Ünsal. Ne kadar haklı bilmiyorum fakat; Fenerbahçe'de fark yaratan bir Ertuğrul Karanlık var. Mehmet Yıldız'ı Almanya'ya göndereceklerini ve son umudun o olduğunu söylemiş. Gerçekten oldukça ilginç. Ha döndü ha dönüyor ha dönecek derken uzadı bu sakatlık ve içinden çıkılmaz bir hal aldı. Sivasspor'un iki büyülü yılında başrolü oynadı, Türk Milli Takımı'na dek yükseldi.
Saint-Etienne, Lyon'a gönderdiği Gomis'in yerine onu istedi Türk basınında (!). Zamanında transferini gerçekleştiremedi Mehmet Yıldız. Sivas'ın ligi 4. bitirdiği sezondan sonra büyük bir klübe geçebilirdi. En basitinden Trabzonspor, Gökhan'ın yanına onu ekleseydi hiç değilse Umut Bulut'a tahammül etmezdi. Fakat yanlış yapılan kariyer planlamaları onu bu istemediğimiz duruma getirdi.
Sonuç olarak dizindeki sakatlık umarız geçer ve bizde eski Mehmet Yıldız'ı izleriz. Sivasspor için her şey kötü gidiyor..
Gönderen Emre zaman: 20:18 0 yorum
Etiketler: anadolu takımları, futbol
Bülent Uygun Nilüferspor'da

Sivasspor'dan sonra bana kalırsa uygun bir göreve geldi Bülent Uygun. Biraz fantastik, biraz sıradışı belki ama; doğru olan şeylerden bir tanesini yaptı. Gerçi o kadar ciddi de değil bu görev.. Zira Bülent Uygun'un komşusu Bursa Nilüferspor'un başkanı ve takımı kalkındırabilecek bir şey adına Bülent Uygun'u danışmanlığa getiriyor. Kendisinin Türkiye'de rotasyon teknik adamı olmayacağı kesin. Neden mi;
Bülent Uygun diğerlerinden farklı bir arayış içerisinde. Hani böyle nasıl şurayı 0'dan alıp başarıya taşıyabilirim kaygısı güdüyor. Bizdeki teknik direktör tipi oysaki buna ters; kim kovulasada oraya geçsem kaygısı güder o tip. Bülent Uygun'a bu ülkenin ileride ihtiyacı olabilir. Sivasspor'da ortaya çıkardığı durum ortada. Her ne kadar bu başarıyı o kadar çok konuşarak bitirdiyse de, yine de farklı; kabul etmek gerek. Fakat her maçtan sonra çıkıp saçma sapan konuşması da öldürüyordu bizi itiraf etmek gerekirse.
Bülent Uygun, bu ülkede yeni bir akım yaratabilir. Hani FM'de olabilecek en alt ligden bir takım alır da üstlere taşımaya çalışırsınız ya; aynen onu yapıyor. Bu baştada belirttiğimiz gibi olumlu. Hiç değilse Nurullah Sağlam-Güvenç Kurtar-Samet Aybaba-Ertuğrul Arıca rotasyonlarının bir parçası olmadı. Farklı olanı seçti; doğru yaptı. Yolu açık olsun..
Gönderen Emre zaman: 20:01 0 yorum
Etiketler: anadolu takımları, futbol
Bu Nasıl Adalet!


İşte.. Keita'nın Carlos'a attığı değen yumruk ve o maçtan haftalar önce Kasımpaşaspor Galatasaray maçında rakibi Sancak'a atmaya çalıştığı fakat tutturamadığı yumruk.. Terazinin diğer tarafında maç öncesi patlak veren olaylarda rakibe arkadan vuran Fabio Bilica. Bilica'nın cezası, yayıncı kuruluşun verdiği TV görüntüleriyle 3 maç olarak açıklandı. Fakat maçın ortasında ayan beyan Carlos'a yumruğu savuran ve gözünün altına tutturan Keita'ya 2 LİG maçından men cezası verildi.
Oysaki Kasımpaşaspor maçında Sancak'a sallayan fakat tutturamayan Keita, -yine maçın ortasında- nasıl oldu da ceza almadı ? Fenerbahçe tribününden atılan bir su Keita'ya değdi diye (ki bana kalırsa değmedi) bir de hakemin başı yarıldı diye 2 maç ceza aldık. Tamam bir şey demiyorum. Fakat Fenerbahçe'nin gittiği her deplasmanda sahaya atılan; patlasa dünyayı içine alacak kadar yangın çıkarma potansiyeline sahip çakmaklar atılıyor da neden ceza verilmiyor ? İlla bir Fenerli oyuncuda mı sahanın ortasına yatmalı ? Heralde Federasyon'un düşündüğü tek şey, 'değerse olur' mantığı.
Eğer o değilse Keita 3 maç almalıydı, rahatça. Sancak'a isabet ettiremediğinden belki de almadı cezayı. Ya da taraf oldu PFDK. Ya da her deplasmanda, özellikle son Antep, bizzat yan tribünden onlarca çakmak, para, matara atıldı.. İlla bunlarında mı hakeme değmesi gerek ceza için ? Ya da Keita'nın yumruğu isabet ettirmesi mi gerekiyor ? Yazmayayım, yazmayayım diyorum fakat içimde kalıyor.. Bu arada o Fenerbahçe tribünlerinden atılan birkaç su içinde ayrı bir yazı gelecek..
Gönderen Emre zaman: 15:41 8 yorum
Etiketler: anadolu takımları, fenerbahçe, futbol, galatasaray
Olmayınca Olmuyor

CV'sine bakıldığında çok iyi kariyere sahip oyuncu profili çiziyordu Kamerunlu Olembe. Kayseri onu ve Aghahowa'yı geçen yılın başında sakatlıklarla boğuşan Puroviç ile birlikte aldığında takdir etmiştik. Puroviç, az önce de yazdığımız gibi sakatlıklardan başını kaldıramadı; Aghahowa, Fenerbahçe'yi Kadıköy'de 4'ledikleri maç dışında akıllarda kalacak taklalarını atamadı, Menajerlik oyunlarındaki görüntüsünden uzak kaldı. Olembe ise diğer ikisi gibi bekleneni veremedi.
Aghahowa, Shaktar'a döndü, Puroviç pek iyi geçmeyen 1 yılın ardından hedefini 10 kat birden küçülterek Videoton FC adlı Macar takımına imza attı. Kayserispor, bu aldığı 3 oyuncudan bir tek Olembe'yi kadrosunda tuttu.
Patladı, patlayacak, bak bu maç 5 dakika iyi oynadı derken, Olembe giydiği formanın hakkını bir türlü veremedi ve Kayserispor'la sözleşmesini fesh etti. Nantes'ta 5 yıl boyunca 100'den fazla maç oynamış, ardından Marsilya'da oynamış sonrasında yolu Arap yarımadasına düşmüş ve tekrar futbolun zirvesi EPL'ye dönmüş bir isim olarak, istikrarsız olduğunu söyleyebiliriz fakat 60 tane Kamerun gibi takımda maç oynamak büyük başarı. Üstelik henüz 18 yaşındayken 1998 Kupası'nın kadrosunda bulunduğunu da belirtelim.
Sonuç bu; vizyon olarak bakıldığında 2008-2009 sezonu öncesi yapılan 3 transfer, Kayserispor adına muhteşem niteliktelerdi. Birisi Nijerya takımının gol silahlarından, birisi Karadağ futbolunun Vucinic ile birlikte forvet hattına parlamaya hazırlanan Portekiz çıkışlı forvet, diğeri ise 60 kez Kamerun milli takım forması giyen orta saha oyuncusu. Değişik aralıklarla da olsa, üçünün sonuda birbirine benzer oldu.
Gönderen Emre zaman: 14:45 0 yorum
Etiketler: anadolu takımları, futbol
Antalyaspor 1-2 Fenerbahçe || 7x3=21

Maçın zor olacağı belliydi. Sakin kalan, enerjisini yeterli kullanan, kondisyonu yüksek olan takımın alacağı bir maçtı; Semih yine 90'da ligdeki ikinci golünü attı. Getirdiği 6. puan bu ikinci kaptanımızın. Güiza yine saç baş yoldurdu, son pozisyonda kesin kaçıracak diyenlerin sayısı fazlaydı ama doğru olanı yapıp pas verdi ve lig tarihinin en iyi başlangıcını egale etme onurunu yaşattı bize.
Maçla ilgili yazacak çok şey yok; yalnızca Polat, Göteborg kalecisinin yaptığını mı yaptı diye düşünmedim değil. Tam 3 tane top direkten döndü, 7 maç oynayan takımlardan toplam 3 topu direkten dönen takım sayısı azdır; gerisini siz hesap edin. Fenerbahçe yine dominant, baskılı, üretken top oynamadı fakat bir kez daha eh meh oyunla 3 puanı götürdü. Sırada Gençlerbirliği var ardından buraya geliyorlar, Antep'e. Sonrası GS maçı.
Bilica Sivas'daki Bilica'ya döndüğü için Önder ve dolayısıyla Carlos kesiği yedi. Bilica'nın bugün bir de topu direkten döndü, Kazım ve Mehmet gibi. Lugano her zamanki Lugano'ydu, Volkan 90'da inanılmaz toplar çıkarıp golün hazırlayıcılarından oldu. Alex pek görünmedi, Cristian ve Mehmet üzerinde düşeni yaptı. Vederson işin hücum tarafında auta ortalar yaptı, Ümit Özat'ı selamladı.
Güiza yine iki tane net gol kaçırdı fakat bu adamı ben atması değil attırmasıyla seviyorum ki bunu çokça yapıyor. Çift forvete döndükten sonra son 10 dakika gelen baskı, golü de beraberinde getirdi. Santos'un ve Gökhan'ın da sakatlandığı konuşuluyor, bunlar o kadar doğal ki. Daha sırada Güiza, Alex, Baroni var. Aynı 11, aynı 11, aynı 11!
Antalya'nın forvet hattı güçlü. Necati, Veysel, Serge (cezalıydı), Zitouni, Balili gibi adamlara sahipler. Anadolu takımlarının üzerinde bir forvet rotasyonları var. Kaleci Polat ta Ömer'in veliahtı olduğunu gösterdi, iyi kurtarışlara imzasını attı. Fenerbahçe sonuç olarak önemli bir 3 puan daha aldı fakat şöyle, ''oh be!'' dedirtip bizi koltuklara bıraktırmadı daha. Fakat çekirge 7. sıçramayı da yaptı. Yok şöyle ballı, yok böyle ballı diyenlere duyurulur..!
Gönderen Emre zaman: 23:41 1 yorum
Etiketler: anadolu takımları, fenerbahçe
Celtic, Marsilya, AEK.. Adana Demirspor ?

Ufak bi aranın ardından tekrar birlikteyiz. Çoğumuz biliyor, Adana Demir Spor futboldaki bazı yanlışlara dikkat çekmek amacıyla İtalya 1. Lig takımlarından Livorno ile Adana'da karşılaşmıştı. Tüm dünyanın ilgisini çekmişti o maç. Adana Demir Spor, bu maçları daha da ileriye götürerek, bir turnuva düzenleyecek. Bu turnuvaya ise Celtic, Marsilya, AEK, St.Pauli gibi takımları davet edecekler. Müthiş bir olay gerçekten. Devamının gelmesi dileğiyle demiştik, geliyor.. Süpersin Adana Demirspor.. Bu arada turnuva olursa televizyondan da izleyelim maçları.
Gönderen Emre zaman: 17:47 0 yorum
Etiketler: anadolu takımları, futbol
Bursa Atatürk - Stad İçi

Altta Ali Tandoğan ve Bursa Taraftarı başlıklı bir yazı duruyor; o yazıda Fenerbahçe otobüsünün taşlandığını, Bursa taraftarının bazı hareketlerini beğenmediğimi yazmıştım. Feyyaz Değirmencioğlu göndermiş fotoğrafı; teşekkür ediyorum. Fenerbahçe taraftarı yapmış bunu; kötü olmuş. Haklıyken haksız olmak bu olsa gerek. Stat içine hasar vermekten dolayı Fenerbahçe, PFDK'ya sevkedilmiş durumda. Fotoğrafı gönderip beni aydınlatan Feyyaz Değirmencioğlu'na teşekkür ediyorum.
Gönderen Emre zaman: 00:28 2 yorum
Etiketler: anadolu takımları, fenerbahçe, futbol
Ali Tandoğan ve Bursa Taraftarı

Dünkü maç çok önemli bir maçtı, çoğunuz biliyorsunuz. Daha önce taraftar olarak çok beğendiğim, Beşiktaş maçları dışında çoğu maç uslu duran Bursaspor taraftarı yavaş yavaş eski Bursaspor'a dönüyor; hani küme düştü ortalığı birbirine katan taraftara.. Maç sonrası Fenerbahçe otobüsünü taşladılar, tek suçumuz sanırım Bursaspor'u yenmiş olmak. Daum, oyuncularını sakin olmaya davet ediyor, çok doğru iş yapıyor çünkü bundan böyle her deplasmanda bunlar olacak. Diyarbakır 1, Bursa 2..
Ve Ali Tandoğan.. Dün, top 1 metre çizgiyi geçmişken yapılan ortada oyuncu bile dönüp gidiyorken korner veren Deniz Çoban'a tepki göstermiş Fenerbahçeliler. Zaten 6 tane sarı kart çıkardı, maç yazısında da belirttik, Alex'in gördüğü kart evlere şenlikti. Maç içinde inanılmaz kararlar verdi Deniz Çoban. Ali Tandoğan, hakem abisine üzülmüş. Bir nevi taraftarı da tahrik ediyor, hakeme kendilerini koruduğu için teşekkür ediyor olsa gerek. Tabi ki burda Fenerbahçeli oyuncuların yaptıklarını tasvip etmiyorum fakat, Sercan'ın yerde yatarken attığı tekmelerden tutunda, en ufak olayına kadar çok gergin bir maçtı, aynı itirazı yapacak fırsat bulamadıki Bursasporlu oyuncular. Neredeyse her takdir hakkı kendilerinden yana kullanıldı.
Ve Deniz Çoban.. Kötü bir maç yönetti, otoritesi bir anda elden kaydı gitti. TFF'nin bu hakemin durumunu gözden geçirmesi gerekiyor. Gerekirse diğer hakemlere ibret açısından 3-4 hafta maç verilmemeli. Çünkü Fenerbahçelilerin -bence oyuncuların bunu yapmaktan başka çaresi yoktu artık- yoğun itirazlarına maruz kaldı. Bu itirazı doğuracak o kadar saçma kararlar verdi ki yardımcısıyla beraber; orada hangi takım oyuncusu olsa bunu yapardı. Neyse ki kazandı Fenerbahçe ve hakem hatalarının üstü az da olsa çizildi. Bundan sonra Allah yardımcısı olsun Deniz Çoban'ın..
Gönderen Emre zaman: 10:18 5 yorum
Etiketler: anadolu takımları, fenerbahçe, futbol, türk hakemliği
Bursaspor 0-1 Fenerbahçe

Şunu rahatlıkla söyleyebilirim ki, Galatasaray'ın içeride oynadığı Beşiktaş maçı kadar zor bir maç oldu. Bursaspor, taraftarının bu seneki beklentilerinin yüksek olması, Sağlam ve öğrencilerinin bu beklentilere ilk 4 hafta itibariyle iyi cevap vermesi; zaten halihazırda Fenerbahçe için zor olan Bursa deplasmanının zorluğunu hayli arttırmıştı.
Daum, rotasyona giderken taşları pek yerinden oynatmadı. Uğur Boral ile arası bozuk olsa gerek, bir daha ömür billah formayı alamaz artık Uğur. Yedek olacak adamın Semih gibi yedek olacak. Ben Özer'i merakla bekliyordum solda fakat Vederson'a şans gelince ataklarda ''sıçtı, bez getir.'' durumu meydana geldi. Ofansif özelliği 0 olan, 60 metreden kaleye şut atan, tek farkı Türk statüsünde olması olan Vederson, kötü top oynadı işin hücum tarafında.
Emre'nin görevi verilen Topuz'sa ilk kez resmi maçta 11 oynuyordu. Hücuma çıkarken kaptırdığı 2-3 top varki aman aman. Yine de sonlara kendini buldu. Hemen uyum sağlayacağını söylemek çok zor; kaldı ki sakatlıktan da çıktı Topuz. Ortanın diğer ismi ise Cristian'dı. Her zamanki göze batmayan takımı ileri itekleyen Cristian vardı sahada. Bu maçta yine sınıfı geçti.
Sarı kart sorunu var hakemin. 6 tane oyuncu sarı kart gördü toplam 14 oyuncudan. Hele Alex'in gördüğü kartı anlayamadım hiç. Neyse, maça dönelim.. Kazım sağda normal maçlarından birini oynadı. Hala söylüyorum; Özer Hurmacı, Fenerbahçe'nin Arda'sı olacak kapasitede adam. Alex, ''Şans bulursa ve sakatlığı tam olarak atlatırsa 3 Arda eder.'' demiş ki 3 değil ama bir Arda edecei kesin. Daum'un şans vermesi gerek şans..
Güiza eski Güiza'ydı sanki. Sinmiş bir top oynadı. Daum Semih'i almadı; sebebi basit, Milli Takım arifesi diye umuyorum. Deivid girdikten sonra bir de gol kaçırdı.. Andre Santos ise 162 dakika oynamıştı, zordu onun için bu maç. 46'da girdiğinde az da olsa direnç getirdi.. Defans ise sırıtmadı. Bosna maçında takım kötüleştikçe 5 kat küçülen Önder'in sakatlığında Bekir'e güvenemedi Daum. Santos da yorgunken Bilica çıktı sahaya. Riskli hareketler yaptı fakat yine de göze batan hatası pek azdır.
Genel olarak son bakışımızı atalım.. 5'te 5 olduk ki bu iki takım arasındaki amansız yarış inanılmaz bir hal alıyor. İki takımda zor olan maçlarını geçtiler kayıpsız. 10. Hafta Kadıköy buluşması var. 9 da 9 gelebilme durumu var bu iki takımın. Tabi ki rotasyon kadrosu kat kat üstümüzde Galatasaray'ın fakat, yine de Fenerbahçe'de geçen yıllara oranla iyi bir yedek kulübesine sahip. Son bir laf ta Selçuğa. Senden kurtulduğumuz için o kadar mutluyum ki.. Gene yiyorduk golü sonda sayende. Daum, bir kez daha söylüyorum; Özer, lütfen Özer!
Gönderen Emre zaman: 00:13 2 yorum
Etiketler: anadolu takımları, fenerbahçe, futbol
Atma Recep, Din Kardeşiyiz

Bu işin içinde bir iş var, hatta yüzlerce-binlerce iş var da işte kafam pek almıyor. Melih Gökçek, işe çirkin bir şekilde siyaseti de bulaştırmış durumda; aklı sıra partisinden izin alıyor. Hani işin binbir türlü durumu var. Ahmet Gökçek, Ankaragücü'nün resmi başkanı. Ankaraspor, birleşme yolunda iyi bir adım attı; Mehmet Çakır ve Ediz'i Gecekonducuların yanına yolladılar. Daha sonra TFF çok doğru bir işe çok geç de olsa imza attı; ihtarı dayadı.
Peki ihtarın mantığı neydi ? Tamamen Melih Gökçek'in Ankara'nın taraftarı doğru düzgün olan tek kulübü Ankaragücü üzerinde babadan oğula geçen tarzı bir hükumdarlık kurmasını engellemek. Futbol ile ilgisi kesinlikle çok çok az olan; tek mahareti Ankara Belediye Başkanı'nın oğlu olmak olan Ahmet Gökçek, yukarıdada belirttiğim gibi Ankaragücü'nün gerçek başkanı şu anda.
TFF'nin verdiği ihtarın sonrası haftalarca konuşuldu; konuşulacak. Bir kere bir daha böyle tehlikeli yakınlaşma durumlarında TFF'nin alacağı tavır şimdiden belli. Tahammül dahi yok ki bu iyi bir adım oldu. Şimdi Ankaraspor çıkıp diyor ki; Ankaragücü ile herhangi bir ilişkimiz yok. Peki adama sorarlar; Ediz'in Galatasaray ve Fenerbahçe peşinden koştu; Mehmet Çakır'ı ise bilmeyen yok, büyük takımda yedek kulübesinde pek sırıtmaz. Bu oyuncular Galatasaray maçı öncesi Ankaragücü yolunu tutuyorlar; sessiz sedasız. Basında bunun yansımaları pek yer almadı; herhangi bir bonservis bedeli ödendi mi ya da ? Bu sorular neden hala cevapsız ? Bunları cevaplamadan daha bir de ilişkimiz yok diyorsunuz; ''Atma Recep, Din kardeşiyiz.'' derler adama.
Gönderen Emre zaman: 01:32 0 yorum
Etiketler: anadolu takımları, futbol
Tarihi Nasıl Kaçırdık ? : Adana Demir - Livorno

Her şey şehir efsanesi gibi başlamıştı, Adana Demirspor Livorno'yu konuk edecekti ve biz de tarihi bir olaya tanıklık edecektik. Ne yazık ki şanslı olan 15.000 biletli seyirci dışında 70 Milyon nüfuslu ülkede bunu izleyebilen hiç kimse olmadı. Cuma günü bu ülkede tarihi bir maç oynandı ama futbolun her şeyiyle yankılandığı, her alanda konuşulduğu topraklarda bizim gibi futbolun peşinde bıkmadan usanmadan koşanların elinde hiç bir bilgi yok. Konuşacak bir şeye, yapılacak farklı yorumlara sahip değiliz. Dünya çapında ses getirmesi gereken, Türk futbol tarihinde bir ilk olan, modern futbolu rafa kaldırıp 1950'lerin, 1960'ların ruhunu yaşatan bu tarihi maçı kamuoyumuzun, Türk basınının ve medya kuruluşlarının işgüzarlığı ve ilgisizliği sayesinde izleyemedik. Elimizde DHA'nın 4-5 dakikalık görüntüleri ve kendi yayın kuruluşlarındaki birbirinin kopyası haberleri, NTV Spor'un bir kaç haberi ve çekimiyle Anadolu'dan Futbol'un yazarı Hüseyin'in yazıları var bilgi olarak. Cuma gecesi Türk futbolu için nasıl tarihi ve unutulmaz bir gece olduysa Türk spor yayıncılığı için de aynı oranda tarihi ve utanç dolu bir gece oldu bizce.
Öncelikle DHA ve NTV'nin hakkını verelim, canlı yayın yapmamış olsalar bile ileride bahsedeceğimiz gibi siyasi yönü olan böyle bir müsabakadan bizi haberdar etmek için verdikleri çaba da önemliydi. Özellikle NTV'nin canlı bağlantıları ve Bağış Erten'in oraya gitmesi tatmin ediciydi. Yenilsen De Yensen De'yi sunarken konsept olarak bu maçı temel almaları da zaten işi önemsediklerini gösteriyor. DHA da elindeki görüntüleri diğer yayın organlarıyla paylaştı, kendine bağlı olan bir kaç gazetede haber yaptı bunu. Çaba harcayanların emeklerine ve çabalarına saygımız sonsuz elbette ancak futbol tarihimizde bir ilki yaşadığımız bu festival gibi olayla ilgili tüm verileri 10 dakikada izleyip-okuyup bitiriyoruz. Bu kadar kısa sürmemeliydi bir tarihe tanıklık etmek.
Şimdi Livorno'nun Türkiye'ye gelişinin belli olmasından sonra aşama aşama yaşanan olaylara ve bir tarihin gözümüzün önünden nasıl kaçıp gittiğine bakalım.
O olaya tam anlamıyla girmeden önce şuna değinelim : İlk paragrafın sonunca "bizce" diye kişisel bir ifade kullanmış olabiliriz ancak bunu açmak gerekir. Düşüncemiz bu olsa da kişisel olarak değil, ülke genelinde de hayati önemi olan bir olaydı bu sonuçta. Türkiye'nin 3. kademe ligi olan TFF 2. Lig takımı Adana Demirspor, Avrupa'nın 3 dev liginden biri olan İtalya Serie A'dan bir takımı Türkiye'ye getiriyor. Bu olay sadece Adana Demirsporlular'ı değil, en büyük rakipleri Adanasporlular'ı ve stada giremeyen tüm Adanalılar'ı, Anadolu'da futbolun peşinden koşan tüm tribün emekçilerini, karşılaşan iki ekibin ortak noktası olan solcuları ve solcuların da siyasi arenada en büyük rakibi olan sağcıları da ilgilendiriyor. Maça ilginin ne kadar fazla olduğunu anlamak için İzmir'den Yalı'nın, İstanbul'dan Çarşı'nın, Ankara'dan Alkaralar'ın ve çeşitli yerlerden bir çok taraftar grubu üyelerinin tribünde yer aldığını hatırlatalım. Futbolu kıyısından köşesinden tutan herkes kendini bir de siyasete adayanlar için zaten bulunmaz bir nimetti bu maç.
Artık yayın konusuna geçebiliriz tamamen. Bu maçın oynanacağı kesinleştiği zaman ilk olarak Adana Demirspor ve NTV Spor arasında ufak bir görüşme oluyor. Anlaşmaya varılamıyor ilk aşamada. Tabii bu 2 yönü var, Adana Demirspor ve NTV olarak ayrı ayrı bakmak gerekiyor. Aslında ikisi de farklı açılardan aynı yola çıkıyor ama açıklamalardaki ufak farklılıklar ilginç tezatlara da sebep oluyor. Öncelikle NTV'ye sorduğumuzda NTV tarafından canlı yayın konusunda bir niyet olduğu, görüşmenin yapıldığı ancak anlaşmanın sağlanamayıp sonuçsuz kaldığı söyleniyor. Bu gelişmelerin ardından Adana Demirspor başkanı aynı zamanda bir Adanasporlu da olan Güntekin Onay'ı arıyor ve bu maçın yayını konusunda bir ricada bulunuyor. Araya başkaları da sokuluyor ancak NTV ikinci aşamada pek de niyetli olmuyor yayın konusunda. Kısacası "bakarız" deniyor ve geçiştiriliyor olay. Detaylı görüşüp de anlaşılamama gibi bir durum yok ortada ama devamında da konuşulan bir şey yok. Öylece askıda kalıyor kulüp ile NTV arasındaki görüşme. Olumlu sonuç alınamamasındaki sebebin mali konular mı yoksa maçın siyasi durumu mu olduğu konusunda bir kanaate varamıyoruz yani. NTV'nin bu maçı kimseye kaptırmayacağını düşünürken yayın konusunda ciddi sayılabilecek bir gelişmenin olmayışı bile düşündürücü. Burada ilginç bir nokta da NTV'nin maçı yayınlamamasına rağmen bu işe en çok özen gösteren kanal olması ve diğer kuruluşların önünde yer alması, garip bir tezat oluşuyor bu açıdan bakınca.
TRT cephesinde ise olaylar başka bir boyut alıyor. NTV cephesindeki gibi basit bir ilgisizlik hikayesi değil olay. İlk başta ücretsiz yayınlayalım diyor TRT. Bu işin en tepesindeki kurum olduklarını söyleyip kulüple ücretsiz yayınlanması için anlaşmak istiyorlar, bir nevi ültimatom yolluyorlar kulübe. Ya parasız yayınlarız ya da yayın yapmayız diye. En azından sembolik bir ücret ödenmesi ve az da olsa bu güzel girişim için destek olunması isteniyor kulüp tarafından, TRT para vermemekte direniyor. Kulüp devreye AKP Adana Milletvekillerinden birini sokmak istiyor. Telefon görüşmesi yapılıyor ve TRT'den yayının yapılıp kulübe makul bir ücret ödenmesi yolundaki istekler iletiliyor. Bilin bakalım bir vekil bu tarihi maç için seçildiği ilin takımına nasıl destek oluyor ?.. Herhangi bir girişimde bulunmayıp kendisini vekil seçen ili böyle mükafatlandırıyor. Devletin elindeki kanala bir milletvekili olarak açıp rica etse ve bu maç TRT3'ten yayınlansa herkes tatmin olurdu. Ancak milletvekili bunu yapmadı, TRT yönetimi de bu güzel girişime finansal olarak destek sağlamayınca canlı yayın konusundaki son umut da uçup gidiyor. Tüm bu olumsuz görüşmelerin ve sonuçsuz çabaların ardından TRT maçın siyasi yönünü sebep gösterip yayınlanmama gerekçesini böyle açıklıyor kulübe. Mali konuların önüne perde çekilip ana sebep buymuş gibi gösteriliyor bir bakıma. Gerçi ana sebep olduysa o daha da vahim ya neyse, siyaset olayına girmeyelim, bizim tek derdimiz futbol. Her fırsatta Anadolu takımlarının gelişmesini savunanların, kendi normal reytinglerini fazlasıyla aşacağı neredeyse garanti olan böyle bir tarihi organizasyonu bedavaya getirme çabalarını da Türk futbolundaki kısır döngünün cevabını arayanlar için verilmiş en güzel cevap olarak addediyoruz.
Kaçırdığımız tarihi fırsatın verdiği üzüntü ve buna bağlı hayal kırıklığının etkisiyle elimizin uzandığı her yere uzanmaya çalıştık bize göre medya ayıbı olan bu olayın detaylarını öğrenebilmek için. Bunca bilgiye ulaştıktan sonra üzerine daha fazla yorum yapmak, işin siyasal boyutlarına karışmak pek bizim işimiz değil. Yukarıdaki olaylar çerçevesinde kaçan fırsat konusunda herkes gibi bizim de düşüncelerimiz var fakat bizim aklımız fikrimiz futbol. Bu yüzden kimseyi yönlendirmeden ulaşabildiğimiz bilgileri sizlerle paylaşmak istedik. Gönül isterdi ki stadın kapasitesi doğrultusunda 15 binle sınırlı kalan bu tarihe tanıklık eden birey sayısı çok daha fazla olsun ama olamadı maalesef. Muhtemelen önümüzdeki sezon bir fırsatımız daha olacak bu şölen için. Bu sefer yer İtalya olacak. Bizim medya kuruluşlarımız akıllanır mı bilmiyoruz ama İtalyan TV kuruluşlarının tutumunu da merakla bekliyoruz. Bu tip olaylara son derece alışık olan ve bir çok takıntıyı aşıp demokratikleşmeyi başarmış olan İtalya'da yayın sıkıntısı olmayacağını düşünüyoruz aslında. Olmadı İtalya yollarına düşebiliriz şu heyecan ve merakla...
TV yayını konusunda canlı yayın olmasa bile izleyiciye maç sunulamaz mıydı diye düşünüyoruz. 90 dakika kaydedilir ve maç sırasındaki tatsız durumlar ve siyasi olaylar kırpılıp 60-70 dakikalık çok geniş bir özet şeklinde yayınlanabilirdi.
NOT : Bu yazı ile ilgili eleştirilerinizi ve itirazlarını violafranchi@gmail.com veya tanjuern@hotmail.com adresine iletmenizi rica ediyoruz. Destek olan ve şu an bu yazıyı okuduğunuz tüm blog sahiplerini destek olmalarına rağmen olası bir tatsız duruma karşı korumak için sorumluluğu fikrin oluşmasını sağlayan bu iki arkadaşımız üstleniyor.
NOT 2 : Yazı konusunda Blog İdman Yurdu ve Futbloglar gibi blogları toplayan oluşumların herhangi bir desteği yoktur. Tamamen kişisel olarak haberleşilerek böyle bir tepki düşünülmüştür.
NOT 3 : Yazı içerisinde de defalarca belirtildiği gibi amaç asla siyasi değildir, herkesin tek tepkisi bu tarihi ve eğlenceli maçı canlı canlı tüm detaylarıyla izleyememiş olmaktır.
Gönderen Emre zaman: 18:18 0 yorum
Etiketler: anadolu takımları, futbol
Bir Takımın Düşüşü: Kocaelispor

Geçen sezon yükseldiklerinde sevinmiştim aslında. Neticede taraftar desteğini her zaman arkasında hissetmiş, güzel bir futbol şehrinin başarılı bir futbol takımıydı Kocaelispor. Fakat o kadar yanlış bir transfer politikası izlediler ki, takımı geçmişi başarılarla dolu olan fakat günümüzde esameleri pek okunmayan (Fatih Akyel, Serhat Akın, getirilmeye çalışılan Davids vs.) ile donattılar. Tabi bu anlayışın ters tepeceği açıktı.
Nitekim tshminlerimde yanılmadım ve takım pek bir mücadele göstermeden ikinci yarı transfer edilen Akeem Agbetu ve Taner Gülleri'nin gölgesinde küme düştü. Son derece gereksiz, ilginç oyuncu seçimleri gerçekten bu takımı buraya getirmeye yetti de arttı. O Kocaelispor, şu an Bank Asya 1. Lig de mücadele ediyor. Biraz daha iyi para planı, bütçeye göre hareket, bütçeye göre oyuncular alınsaydı; gündemde olmak yerine sessiz sedasız gurbetçi genç oyuncu transferlerinin yanına Kasımpaşa'nın bu yıl yaptığını yapıp veteran oyuncular alınsaydı sonuç farklı olacaktı elbette.
Neden mi bunu yazdım ? Geçen sezon Davids'lerin David Edgar'ların ismi geçerken, Serhat Akın'ı kadroya katmalarının sansasyonelliği yaşanıyordu bu dönemlerde. Bundan 1 yıl sonrası ise Kocaelispor Futbol Kulübünün bir lisanslı doktoru yok! Ve bu Kocaelispor TSL'nin tescil ettiği lisanslı forma setini giymiyor. Kocaelispor'un doktoru param ödenmiyor, diye ayrıldı takımdan; şu duruma bir bakar mısınız ? İşte biraz daha bütçeye göre harcama, ayağını yorganına göre uzatma hataları bunu getiriyor..
Gönderen Emre zaman: 13:28 6 yorum
Etiketler: anadolu takımları, futbol
Roland Linz - Jorginho !?

Malum 8-9 gün nete girememiştim. Kızıl Vaz Te'den daha büyük bombayı patlatmış. Roland Linz, şu anda Anadolu takımlarına yapılan açık ara en iyi transfer bana göre. Hani bu adam geçen yıl Braga'da oynayan 4 Eylül'ün rakip kalesine iki de gol yollayan Linz. Gerçekten muhteşem bir transfer. Avusturya takımının gol umuduydu Euro 2008'de.
Jorginho.. Sporting Braga'nın ofansa yönelik orta saha oyuncusu. Mehmet Kızıl'ı bu sezonun başında bizim okula konferans için geldiğinde yakalamıştım. İlk sorum Tabata'nın nasıl bulunduğuydu. Menajer tavsiyesi demişti, sonuçta büyük bir takım değiliz ve Brezilya'ya scout gönderecek durumumuz yok demişti. Jorginho nispeten daha iyi referanslarla geliyor. Başarılar iki yıldızımıza.
Gönderen Emre zaman: 00:04 1 yorum
Etiketler: anadolu takımları, futbol, transfer
Tabata Beşiktaş'ta

Beşiktaş beklenen 10.5 numara transferini gerçekleştirdi. Şehrimizin son dönemde görüp geçirdiği en yetenekli oyunculardan olan Tabata'yı aldılar. Ama ne fiyata aldılar? Beşiktaş bonservis için Gaziantepspor'a tam 8 milyon euro para ödedi ki, Galatasaray'ın Brezilya Milli Takım oyuncusu Elano'yu 7 milyon euroya getirdiğini varsayarsak transferin hatalı olduğunu anlayabiliriz. Gerçi Elano transferi sindirilerek yapılmış bir transferdi. CL'de grubun korkutucu olması, transferin geç kalması gibi etkenler hemen bir transfere sürükledi Beşiktaş'ı, piyango Gaziantepspor'a vurdu. İbrahim'in yine kesmeye başladığı İsmail Köybaşı ve Tabata için 13 milyon euro+Tigana döneminin yıldızı Serdar Kurtuluş'u verdi Beşiktaş. Yazık oldu..