Gidin Allah Aşkına Ya

Bunu ithaf ettiğim kişiler halen Büyük Kaptan'a 2.şans verilmeli diyen insanlar.

Kabul ediyorum bende en başta Guardiola'mız olacak bişi uçuracak demiştim,hatta bana "yok abi ya" diyen kardeşimi de boş ümitlerle kandırmışım özür diliyorum Onur'cum senden,sen haklıymışsın.Malesef kaptan kredisini alışveriş manyağı kadın misali harcadı,hani reklam vardı ya bas bas paraları paraları mottosuyla elindeki parayı saçan insanlar vardı alışveriş merkezinde kaptanda aynı o misal harcadı kredisini ve gözümüzdeki yeri.Çok iyi de bir başlangıç yapmıştı aslında,Guardiola vari giyimi,karizmatik hareketleri,klübeye yakışan yapısıyla tam aradığımız insan demiştim ve içimden haykırmıştım "ulan sabri bile top oynuyo be"diye.Maalesef o bizim son güzel günümüzmüş,o bizim son sevindiğimiz zamanmış meğerse.

Ama yok şimdi hakkını yemeyelim Hamburg maçı 2-0 oldu anda da çocuklar gibi şendim ve gelecek rakibi düşünüyordum,ama turun döneceği aklımın ucunda yoktu,fark geliyo fark derken rüyamız bitti ve uyandık en tatlı yerinde.Daha sonra bir sabah mamurluğu başladı yüzlerde,afyonumuz patlamamıştı.Hani yüzümüzü yıkadıktan sonra bile uyanamayız ya bir süre aynı o hesap,6 da 6 5 te 5 gibi hedefler bile uyandıramamıştı takımı,ama uyanmamızı geciktiren sebeplerde vardı elbette,en büyük etkende büyük kaptandı.Çok safça bir düşünceye kapıldı,onun görüşüne göre eski dava arkadaşları kurtaracaktı onu halbuki bilemezdi ki hatta tahmin bile edemezdi ipini onların çekeceğini.Halbuki biraz cesur olunsaydı bundan daha mı kötü yerde olacaktık,mesela Hamburg maçında Semih oynasa ya da Trabzon deplasmanında Lincoln kenarda oturmasa.

Hepsi geçmişte kaldı tabi ah diyip vah diyip sızlanmaya gerek yok ancak kaç Galatasaray'lı şu an Hamburg maçını düşününce üzülmüyor ya da içi sızlamıyor.O maçla yaşanmaz sürekli ancak o maç tarihin seyrini epeyce değiştirdi,belki büyük kaptan ve biz beraber büyüyecektik ve kupalara uzanacaktık o maç olmasaydı ya da büyük kaptan küçük hakan'ın etkisinde kalmasa yapmasa etmese kıymasa şu takıma hiçbiri olmicak.

Halbuki neydi ondan beklenen,Florya'da bozulan düzeni bir nebze olsun düzeltmesi yani düzenleyici olarak getirildi o koltuğa.Yıkıp yeni düzen kurması için değil,peki o ne yaptı ondan beklenenin tam tersini.Aynı bir pistonlu kap misali yabancıların tarafı çok daha üstteydi ve kaptandan beklenen onu dengeye getirmesiydi.Çekilin koçum açılın yapıcam ben bunu hehey nidalarıyla geldi kabın başına fakat o da nesi yabancılar küçüldükçe küçüldü bülent korkmazın ellerinde,gol kralı baros-üstün insan harry kewell bile yok olma tehlikesi yaşadılar.

Kaptan'ın bazı düşünceleri olabilir tabi,mesela hasan şaş'ın kiloları.2 ye bölünse 2 messi çıkar diye düşünmüş olabilir kaptan.şaka bir yana ancak yinede teknik direktörken yaptığı 5 hamle varsa 5 i de yanlış hamlelerdir.Tek doğru işi arda'yı tekrar hayata döndürmesi oldu.5 katı tamamlanmış iskambil kulesinin en üstünü yapmak üzere getirilmişti halbuki göreve,daha sağlam ve sallanmayacak şekilde koyacaktı son kartı,o ise zemini bozuk koçum diyerek eğik zeminde yapmaya kalktı,ilk katı bile koyamadıktan sonra skibbe'nin paslı düzenine döndü ve avrupa vizesi alabildi.Hakikaten sene başında kim düşünebilirdi ki avrupa vizesini son anda alacağımızı,kabustanda öteydi bu sezon.

Büyük kaptan konusuna gelirsek keşke biz onu sadece oyuncuyken görseydik,keşke bizim için hep kolu sargılı adam olarak kalsaydı ya da rakip golcülere korku salan insan olarak.O galatasaray ruhunun birebir tanımlamasıydı ta ki gençlerbirliği maçındaki kola kadar.O kol bile bizi yıpratamamıştı çünkü yeri o kadar yüceydi ki bizim için,Metin oktay neyse bülent kaptanda oydu bizim için,bizim jenerasyonunda bir ilahı vardı artık çünkü.Fakat kısa kariyerinde yaptığı o kadar çok yanlış şey varki,İlhan cavcav bile arkasından büsürü saydırmıştı galiba haklıydı.

Biz ondaki o karizmayı istedik,biz o dik görüşü görmek istedik sahada.Barça bile gelse yılmayıp pres yapan atak oynayan takımı görmeyi istedik.İstanbul belediye maçında güç bela tek gol atıp onun üstüne yatan ya da hacettepe karşısında halısaha maçı yapan 40-50 yaşındaki amcalar gibi oynamayı asla istemedik,bülent kaptan eminim kendi maçlarını televizyondan izlese acayip eleştirirdi o topu oynatan antrenörü,lincoln neden yedek derdi şöyle derdi böyle derdi.Kendi yanlışlarını görüş düzeltmek yerine o yanlışları yapmasa yani yerleşen taktik anlayışı bozmak yerine florya da asayişi sağlasa şu an şu yazı yerine daha yüce yazılar yazıyo olacaktık inanın.

Yönetimin yapması gereken ise o açık uçlu istifayı kabul edip büyük kaptana teşekkür etmek,daha sonrasında ise bu denli kaliteli takıma gelecek sene için vizyonu olan ve taktik teknik becerileri üstün bir antrenör getirmektir.ben öyle yıldız isimler de istemiyorum sadece bu takıma yakışır oyuncu istiyorum.yönetim neyi yapıp neyi yapamadığını sorgulamalı bence daha sonra bizim geleneklerimize de yakışıcak şekilde geleceği planlamalıdır seçilemem korkusu olmadan.Çünkü eğer sağlam temeller üstüne atıldığını görürse insanlar bu planlamanın kongrede seçilememe gibi bişey sözkonusu olamaz.

Öncelikle şu altyapı biraz elden geçmeli,bir eğlence yeri olmaktan çıkıp akademi haline gelmeli yani nasıl anlatayım şimdiki gibi hatır gönül üzerine değilde daha hazır çıkan oyuncular gerekli ve oynayacağı takımlara kiralanmalı.Fiziği üstün tekniği zayıf ya da tam tersi oyuncular çıkmamalı,her şeyden azar azar yapacak kapasitede oyuncular çıkarmaya gayret etmeliyiz aksi halde önceki yazılarda da vurguladığım gibi avrupayla baş etmemiz çok ama çok zor.Anadolu üzerinde sözde seçmeler değilde gerçekten adam gibi seçmeler yapılmalı ve anadolunun belli noktalarına üstler yapılmalı.Mesela doğu anadolu için ege için gibi,scout ekibini istiyorsak önce kendi ülkemiz içinde çalışan bir scout sistemi kurmalıyız.

Gerekli adımlar atıldığı ve gerekli planlar yapıldığı sürece 3-4 senelik bir süre zarfında tekrardan hak ettiğimiz konumda oluruz ancak bunun için önce sağlam bir kafaya sahip olmalıyız.Serinkanlı düşünüp herşeyi ince ince analiz etmeli öncelikleri ona göre belirlemeliyiz,günü kurtarmayı amaçlayan hamle ile günü kurtarabilirsiniz ancak kaybedecekleriniz çok daha büyük değerler olabilir.Örneğin Büyük kaptan gibi,hasan şaş'ımız gibi takımdaki en sevdiğim isimlerden olan ümit karan gibi,önemli olan günü kurtarabilirken diğer alanlarda da iyi olmak ve en azından geleceği tehlikeye atmamak.Ben en azından bir galatasaraylı olarak hala umutluyum,ee Hagi ne demiş:

"Galatasaray adının olduğu yerde umut vardır"

biz bu sözü unutmamalı buna göre davranmalıyız.Güle güle büyük kaptan,güle güle galatasaray ruhunun kel kafası hasan,güle güle aykırı insan ümit.

Not:diğer takımlara sataşmamaya ya da ilkemiz doğrultusunda diğer takımları küçültmemeye çalıştım.Sürç-ü lisan etmişsem affola,beğenmediğiniz ağrınıza giden taraf olursa silmeye ben hazırım bu yazıyı.Amacım hissettiklerimi galatasaraylı dostlarımla paylaşmaktı.

Bilica Fenerbahçe'de



Bülent Uygun da söyledi, Bilica seneye olmayacak diye. Aldık almasına ama, kim gidecek? Edu'nun dönüşü beklendiği gibi olmayabilir, Lugano; bir öylesin bir böyle kardeşim. Bir şey söyle artık. Ya kal ya da git! Merakla bekliyorum Bilica'yı.

Anderletch Yolcusu


Anderletch Alex'i almak için nabız yokluyormuş. Anderletch menajeri Holsbeeck ise Alex ile ciddi şekilde ilgilendiklerini söylemiş. Alex'in sözleşmesi 2011 yılında bitiyor. Senelik 2.5 milyon euro alıyor ve şu andaki maliyeti 10 milyon euro civarında. Anderletch bu kadar parayı karşılayabilir mi bilemiyorum ama Alex'i almak için bazı isimleri satmamız gerektiğini biliyoruz açıklamasında bulunmuş Holsbeeck. Fenerbahçe taraftarının sevdiği bir kişilik falan da artık değişimin zamanı gelmedi mi? Bence geçiyor bile. Bu sene zaten fazla yararlanılamadı sakatlıklar yüzünden. Oynadığı oyuna, topçuluğuna bi sözüm yok ama artık bir değişim şart. Bunlarda yavaş yavaş Brezilyalıları göndererek başlansa iyi olacak. Eğer Fenerbahçe başkanı üst üste 3 sene şampiyonluk sözü verdiyse gelecek için taze yepyeni bi "10 numaralı" beyin alması lazım.

Yoann Gourcuff-Eren Derdiyok-Hernan Crespo


Yoann Gourcuff Milan'dan Bordeaux'ya transfer oldu. Fransız ekibiyle 4 yıllığına anlaştı. Gourcuff Bordeaux'ya kiralık olarak gelirken hazırlanan sözleşmede, sezon sonunda Fransız kulübünün bu futbolcuyu, arzu ederse 15 milyon euroya bonservisiyle birlikte transfer etmesine izin veren bir madde bulunuyordu. Bordeaux'nun Gourcuff için 1,4 milyon euro kira bedeli ödediği düşünüldüğünde, bu futbolcunun bonservisinin Milan'dan Bordeaux'ya geçmesi için Fransız kulübünün 13,6 milyon euro daha ödeme yapmış olması gerektiği ifade ediliyor. Gourcuff'un ise ayda 400 bin euro maaş alacağı öğrenildi. Bu maaş, Fransa'da bugün bir futbolcunun alacağı en büyük aylık olacak.

İsviçre Milli Takımı'nda forma giyen Eren Derdiyok, Bundesliga ekiplerinden Bayer Leverkusen'e transfer oldu. Gelişimini sürdürmek için iyi bir yer olabilir.

2006-2008 yılları arasında Chelsea'den kiralık gelerek İnter'de forma giyen Crespo, bu sezon başında İtalya şampiyonuna bonservisiyle birlikte transfer olmuştu. Dünyaca ünlü golcü daha önce Milan, Lazio, Parma ve River Plate takımlarında da forma giymişti. İnter'de bu sezon 13 maçta forma giyme şansı bulan Crespo, bu karşılaşmalarda yalnızca 2 gole imza atabilmişti. Crespo'nun Genoa ile iki yıllık sözleşme imzalayacağı belirtildi.

Sorunlu Öğrenci Profili

Siz de bilirsiniz her ortamda her koşulda mutlaka aşırı çalışkan yani "inek"diye tabir edebileceğimiz insanlar vardır. Bunu da bir futbol konusunu irdelemiş gibi irdelememiz lazım önemlidir sonuçta. Neyse bu çalışkan öğrenci topluluğu kendi içinde ikiye ayrılır genel olarak. İlk kısım candır ciğerdir, bunlar problemli değillerdir aksine zekalarınıda kullanan tiplerdir.Herşeyi yapabilirler, kopya çekiyoruz dendiğinde kopya çekerler, sınavda cevapları mesajla atarlar, tuttukları notları paylaşırlar her konuda yardımınıza koşarlar. Clark Kent derim ben bu tip insanlara ve hep winning karaktere sahiptirler ve çalışkanlıklarının ödülünü mutlaka alırlar. Toplumdan kopuk değillerdir toplumun en krem tabakasıdır bana kalırsa bu insanların oluşturduğu tabaka, fesatlık içlerinden bile geçmez yani sınavda ondan kopya çekip onu geçseniz en fazla güler geçer çünkü biliyodur ki asıl bilgi ondadır ve bilgi en büyük erdemdir.

Beni ifrit eden kısma geçecek olursak içine alien kaçmış ineklerden bahsedebiliriz, töbe töbe ya. Kendilerini toplumdan olanca hızla dışlamışlardır, kendi arkadaşları dışında diğer herkes gıcık olduklarını düşünür bunların. Gençliğinde bu tipte öğrenci olan öğretmen tipleri tarafından sonsuz kredileri vardır, istedikleri kadar konuşsunlar derste hoca onlar konuşunca sempatik bulur onları. Gıcıklık hat safhadadır, kopya çekmezler çekeni hocaya söylerler ya da ima ederler. Toplu kaçış girişimlerinde bile sessiz sakin ve derinden tüm sınıf kaçtıktan sonra yerinde otururlar ve hocayla karşılıklı konuşup sınıfı şikayet ederler.

Niye mi yazdım böyle saçma bir yazıyı doldum efendim doldum, geçen gece 3 e kadar uğraştığım sunum projem salak bir inek öğrenci yüzünden 1.olamadı ortalama bazında, toplam puan olarak herkese fark attım ancak dangalak 9 verdiği için ortalama düştü haliyle. Aptal insanlar ya, sahi bu tip aykırılar niye oksijen tüketiyo ki.

Ağzı Laf Yapanlar


Şampiyonlar Ligi finali, Real Madrid başkanlık seçimi derken Cristiano Ronaldo'nun ağzı Melih Gökçek'ten bile daha da çok açıldı. Ya adamın her an her saniye röpörtajı çıkıyor sıkıldım ben bu adamdan hemde fazlasıyla, o ne artistliktir o ne kendini beğenmişliktir öyle tiskindirdi kendinden. Bi gün burası evim burdayım der ertesi gün hadi gidiyorum eyvallah der sonra çıkıp ne olacak hiç bilmiyorum der, arıza sanırım. Hani amerikan lise filmlerinde olur ya yetenekli sporcular, iyi amerikan futbolu oynarlar, beysbol oynarlar ama kafalarında saman dolu gibidirler heh aynı onlardan işte Ronaldo'da. Yetenek var ancak o yeteneğiyle konuşmak yerine başka işlerle uğraşıyor (oha Osman Tamburacı gibi yazmaya başladık Allah sonumu hayretsin) İnsanları kendinden soğutmaya bile başladı, üstüne üstlük herkes Messi'ye tapmaya başladı ee yıldızlar da kayar Ronaldocum sen böyle devam edersen daha ne hallere düşcen bak.

İkinci olarak Bülent Uygun'dan söz etmeliyim, aman allahım o ne çenedir öyle. Sivas yönetimi konuşma yasağı kararını almadan önce periyodik olarak her 16 dakikada 1 röpörtaj verip her gün 3 şiir yazıyordu.A rsene Wenger'e falan taş atmıştı hatta, gördüğüm en antipatik bikaç insandan biri bak 18 yaşında tansiyon hastası yapacak insanı. Arsene Wenger'e laf atmasını mı diyim, Anadolu takımlarına puan kaptırdıktan sonraki Küçük Emrah misali tavırlarını mı diyim bizi istemiyorlar diyip ağlamalarını mı diyim. Son bombası ise şampiyon Sivas ama 1.kim olacak sözü. Yau be adam bi bırak şu çeneyide topunu oynat, bak en büyük favoriyken dandirik 2 maçta verdiğin puanlar ne hale soktu seni Galatasaray'ım inşallah yenerde o hayal kırıklığını yaşatır sana, gerçi ondan sonra da hakemleri suçlar istemediler falan diye, fesuphanallah ya.

Şu ikisini alıp şöyle bir Anadolu Klübünde birleştiriceksin ,ondan sonra eğlenceği izleyeceksin. Demeçler ardı ardına, seneye 19 mayıs stadında kalmam galibalar mı, şampiyon yapmazlar mı ne derlerse desinler ancak bu gidişle bu kadar çok konuşmayla motorlarını yakacakları kesin. Hıncal'ı da alıp ünlüler çiftliği misali bir ormana yerleşsinler güzel güzel kafa dinleyelim bizde.

Teknik Direktör Meselesi


En ağır yorumları yapabilirsiniz bu yazı hakkında yani Bülent Uygun gibi değilim eleştiriye açığımdır. Neyse başlayalım bakalım dün söz verdiğimiz değerlendirme işine.

Öncelikle takımlarımızda yapılan en büyük yanlıştan başlamak istiyorum, bizim takımlarımız yani büyük takımlarımız şu 2 yoldan birini seçiyorlar her zaman. Büyük antrenör gelirse sisteme uymayan oyuncular teslim ediliyor nasıl olsa hoca büyük diye ya da küçük isimlere daha doğrusu man management özelliği düşük isimlere yıldızlar emanet ediliyor. Bunu şu şekilde de açabiliriz ki en net örneği bu seneki Skibbe-Aragones ikilisidir, ben hala düşünürüm acaba tam tersi takımlara gelseydiler başarılı olurlardı diye.

İlkinden başlayalım, büyük adam küçük oyuncu. Bu şekilde bir film vardı galiba büyük adam küçük aşk adında o geldi birden aklıma, neyse gelelim meseleye. Bilindiği gibi ülkemize en krem tabakadan teknik direktör getirmek deveye hendek atlatmaktan kat kat daha zor bişey hatta imkansız. Hem maddi hem manevi yönden, şöyle düşünelim bugün bizim burun kıvırdığımız Scolari bile Chelsea'den baya yüklü para kazanıyordu yani önce bu maddi külfetin altına girmek gerekecek. Daha sonra ise aldığımız hoca tipiyle alakalı sorunlar baş gösteriyor, Hiddink gibi gittiği yerdeki oyuncu durumuna göre taktiğini yapan, ayağını yorganına göre uzatan (kadro anlamında transfer değil) bir çalıştırıcı alıyorsanız ne ala ancak böyle birinin şu anki ülke şartlarında gelebilitesi sıfırında altında. Diğer yönden sabit sistem adamları ise sistemine uyacak oyuncular transfer etmek için büyük bütçe istiyorlar. Bunun en basit örnekleri ise yine ülkemizden ve yine Fenerbahçe'den, Zeman ve Aragones gibi sabit sistem adamlarına verilen oyuncu tipi o sistemler için hiç müsait değildi, sonuçta siz tek pasa dayalı bir sistem kurmuş Aragones'e 5tane tam defans, 5 tane tam hücum adamı verirseniz ve bunun ortası hiç olmazsa böyle sonuçlar alınır. Geleceğim sonuç büyük teknik adam almak cesaret ister, bütçe ister. Gelenler ise biraz defoludur, Derwall yeni heyecan istemiştir ayırabiliriz bunu, Aragones yaşı nedeniyle bir ikramiye gibi gelen fırsat üstüne gelmiştir. Del Bosque'nin niye gittiğini hala anlamadım Mustafa'dan bir yorum bekliyorum hatta yazı bu konuyla ilgili.

İkinci kısım ise çok daha karışık man managemant olayı, yani aslında demek istediğim öyle bişey değil ama anlatamıyorum tam derdimi. Örneğin; Skibbe süper bir taktik insanıydı ancak takım içindeki sorunlar onu bambaşka yerlere gönderdi, vizyonsuz değildi ancak biraz korkaktı bildiği oyuncular dışına çıkmıyordu ve kondüsyon açısından çok eksik bıraktı takımı. Ayrıca Türkiye şartları içinde bilgisi sıfıra yakındı Kayseri deplasmanındaki beraberliğe sevinişini unutamam. Böyle insanlarda gelmemeli bana kalırsa, örneğin Skibbe Gaziantep olsun, Eskişehirspor olsun ya da ne bileyim Kayserispor için çok çok iyi bir isimdir ancak büyük takımda pek barınamamıştır.

Gelelim medyadaki isimlerden yola çıkıp asıl anlatmak istediğimi ortaya koymaya, hakikaten bizim yönetimler bu işi bilmiyor, bilseler Alain Perrin gibi isimler ortaya asla atılmaz. Alain Perrin de ne ya, dünkü yazımda dediğim gibi ne katıcak ülke futboluna, yeni vizyon-yeni başarılar-genç oyuncular-kaliteli alt yapı ha hangisini katıcak. Ende sadece Portsmouth ile küme düşmeme ve Lyon'la şampiyonluğu var yanılmıyosam ki yanılıyosamda yorumlarda yazarsınız eyvallah. Hata yapmışık deriz. Laudrup'un da biraz şişirme olduğunu düşünüyorum ben açıkçası, yani Bayram Tutumlu gibi bir adamın menejerliğini yapması bile tehlikeli yapar bunu. Schuster zamanı analizleri okurken Laudrup'un onun sistemini devam ettirdiğini gördüm, tamam saygın bir isimdir bir değerdir dünya futbolu için ancak hemen alıp büyük beklenti içine girmekte biraz yanlış, Laudruptansa Le Guen derim ben.

Le Guen ismi aslında biraz daha karışık, Lyon'da oynattığı futbola bayılırdım ve o zaman keşke gelse derdim keşke gelse. Fakat Glaskow tecrübesi benim için o kadar süre Lyon'da yaptığı herşeyi yıkmaya yetti bile, o nasıl çaresizlik o nasıl acizliktir. Akıcı ve sert oynattığı tamam ancak o da günü kurtarır bizim için Mustafa Denizli'nin Beşiktaş'ta yaptığı gibi. Başarılar kazanırsa en büyük Le Guen deriz ancak o gittikten sonra bakarız ki elde var sıfırdır. Ben tam olarak endüstriyel futbola geçemediğimiz için daha çok yarışmacıdan ziyade planlayıcı isimleri görmeyi daha çok isterim takımın başında, Kalli mesela 10 yaş daha genç olsa kesin gelmesini isterdim keza Co Adriaanse de o şekil. Magath'ı mesela Schalke alabiliyorsa biz neden alamayalım. Şu anda bizim ihtiyacımız olan şey kendi değerlerimizi parlatmak buna ihtiyaç duyuyoruz, örneğin Ertuğrul Sağlam-Bülent Uygun-Abdullah Avcı dışında kaliteli yerli çalıştırıcımız var mı gelecek için ışık veren,d aha önemlisi bir ekolümüz var mı? Bizim için ekol alt yapıdan çıkan oyuncunun yeteneğidir, Arda gelir o gelir bu gelir başarılı oluruz ancak bunlar kişisel başarılardır. Bizim bir model olmamız lazım kendi içinde değerli bir model hemde.

Galatasaray örneğini ele alalım, müthiş dediğimiz alt yapı dökülüyo şu anda ve yönetim Kalli'ye bir rapor hazırlattı bu konuyla ilgili, realist olacak olursak bizden asla bir Barça olmayacak, bir Manchester United olmayacak bir Bayern asla olmayacak (Bayern demişken Hoeness yazısını mutlaka okuyun borges'ten) Biz kendimiz olmalıyız çünkü bu ülkede 6+2 dururken Avrupa'da başarı birazda kendi evlatlarımızdan geçiyor. Örneğin Kewell'ın sağ açık olduğu takımda arkada Sabri durmamalı, fundemental olarak daha etkili bir isim olmalı (extensor'ın Bjk maçı hakkındaki yazısıda enfesti ona da övgülerimi göndereyim) ancak bu şekilde kompakt futbol oynayabiliriz. Mesela Uefa':yı alan takıma baktığımızda yabancıların hepsinin kritik rolleri olduğunu, yerlilerin de başlı başına büyük oyuncular olduğunu görüyoruz. Bu şekilde bir yapı kurulmalı ve bu yapıyı kuracak insan getirilmeli başımıza, alt yapıdan gelen Mehmet Güven daha az kilolu olmalı mesela daha teknik daha defansif yönü başarılı olmalı, Aydın fiziksel ve zihinsel olarak bu kadar düşük olmamalı.A ncak bu şekilde kurtuluruz fakat yönetimlerin bunu taktığı yok ,belirli menajerler var bunlar aracılığıyla hocalar alınıyo, oyuncular alınıyo olmayınca sil baştan. Perrin geldi yine aklıma delircem sonunda bu takım yüzünden o olcak Perrin ne ya Perrin.

Pembe tablo çizecek olursak düşünsenize bir 10 yıl sonra Fenerbahçe ve Beşiktaş ta alt yapılarını çalıştırıyor ve oyuncular çıkarmaya başlıyor. Buna bağlı olarak ligin kalitesi artıyor, Ada'da ve diğer liglerde daha çok oyuncumuz var ve direk katkı yapabiliyolar. Milli takım çalıştırıcımız Gökhan Gönül sakatlandığında yerine Sabri'yi oynatmıyor Napoli takımında oynayan oyuncumuz Ahmet oynuyor onun yerine atıyorum, ya da kalede Volkan arıza çıkardığında terlemiyoruz yerine Malaga'nın kalecisi Bülent oynuyor gibi. Ancak bu şekilde söz sahibi olabiliriz, ulen yazıyıda nerden nereye getirdik ya neyse. Daldan dala oldu biraz ama olsun pek çok şeye parmak bastık, sözün özü Houllier gelsin başka şey istemem.

Le Guen'de Nedir Ya


Sinirliyim hemde çok, çoktanda fazla hatta bu sinirim. Le Guen'de kimdir ya, tamam sağlıklı düşündüğümde Lyon'la elde ettiği başarılar göze çarpıyo fakat bize ne katacak ki bu, gelecek adına ne yapacak, klüp adına ne yapacak, finans adına ne yapacak, Galatasaray kültürü açısından ne yapacak. Koca bir hiç bana kalırsa. Hiçtende öte var olan yapıyı da yıkarsa o zaman görürüz, çok tartışılacağı kesin sezon içinde Lefoot'un yazdığı gibi olay oyuncu değişiklikleri yaparmış, zaten bizde arızadır bu konu gece 3l'ere kadar tartışılır. Hakkaten ha nedir bu Le Guen, Adnan Polat galiba topu dikti umudunu kaybetti bari yerime gelen daha da sçsn diyerek mi yapıyo bu hamleyi, hakkaten şaka gibi şu görüşülen isimler Perrin miş hahay be Hikmet Karaman'ı alalım daha iyi. Le Guen hakikaten Lyon dışında ne yapmış onu merak ediyorum, Nonda'yı keşfetmiş ha tencere kapak oldular işte turşusunu kurar artık Nonda'nın, bazı yerlerde Sakho'yu da getirir diyolar, futboldan minnacık anlayan hatta Adnan Polat kadar anlayanlar bile Sakho'nun gelmeyeceğini bilirler ama anlat işte. Hakkaten delircem ya valla delircem güzelim Skibbe'nin ne suçu vardı o halde, o da çileden çıkarıyodu adamı, o da delirtiyodu ama bi sistem kurmak istiyordu. Le Guen ne yapacak ki şimdi, hangi sistemi kurgulayacak, yabancı transferinde bize yardımı olacak mı, oyuncular ona saygı duyacak mı, gençlerin gelişimine katkı sağlayacak mı, en önemlisi Galatasaray ruhuna uygun bir yönetim gösterecek mi? Bence kocaman hem de koskocaman bir hayır. Ne olacak peki en sonunda devre arası bilemedik kongre sonrası ipi çekilecek sonra Hakan Şükür ya da başka birine yine gel evladım dicez. Herşeyi geçtim tamam ama Küçük Hakan'ı susturacak bir isim mi yine hayır. Galatasaray'ın geleceğini kendi geleceklerinden daha geride gören yönetimin sığ görüşüdür bu.

Neyse bu konu hakkında mini bir yazı yazarım gece, bitirmem gereken bir sunum projem var onunla meşgulüm bir süreliğine.

Diego Juventus'ta


Juventus, transfer sezonuna hızlı başladı ve Fabio Cannavaro'dan sonra Werder Bremen'den Diego'yu da renklerine bağladı. Werder Bremen'de forma giyen Brezilyalı Diego'nun, Juventus'a satışından takımının kasasına 25 milyon euro girdi.

Bu sabah sağlık kontrolleri tamamlanan yıldız futbolcunun 5 yıllık kontrata imza attığı ve senelik 4 milyon euro alacağı belirtildi. 25 yaşındaki futbolcunun adı sezon boyunca Juventus ile anılmıştı. Real Madrid'den eski oyuncusu Fabio Cannavaro'yu alarak, transfer döneminin hızlı takımlarından olacağını göstermişti.

Yararlı olacaktır sonuçta Diego'dan bahsediyoruz. Juventus'un bundan sonraki adımı Lugano olur gibi. Bu sene defans hattını tamamen yenileyecekler. Bunun ilk adımıda Cannavaro oldu.

Tugay'ın Vedası


Galatasaray'da olsaydı futbola böyle veda edebilirmiydi acaba onun jenerasyonundan kim jübile yaptı? Futbol hayatına Galatasaray'da devam etseydi muhtemelen bu yaşına kadar futbol oynayamayacaktı, futbolu bırakırken başladığı yer olan yeşil sahalardan değilde Galatarasaray kulübünün arka kapısından sessiz sedasız veda edecekti ama İngiltere'de futbolun bir kültür haline geldiği takımın adıyla bütünleşmiş oyunculara ne kadar değer verildiğini bu jübile ile tekrar gördük.

Bu Gözler, Owen'ı Yeniden İster

Henüz 18'inde; Wimbledon'a karşı oyuna girdikten 10 dakika sonra golünü atmıştı Owen. Evet, o zaman kendi yaş kategorisinde tek kişilik takımdı Owen. Liverpool için bulunmaz bir fırsattı bu gencecik adam. Harika işler çıkardı Liverpool formasıyla Michael Owen; harika!! 18'lik 11'in bankosuymuş o zamanlar. O zamandan Real Madrid'e gidene kadar Owen, hep Liverpool'un en golcü oyuncusuydu. Houlier, Owen'ın Liverpool'dan kopmasına sebep oldu bana göre. O zaman'ın Lucescu'su olan Houlier; ''Owen+10 defansif oyuncu'' parolasıyla çıkardığı takımdan dolayı bu süperstar'ın futbol tadını kaçırmıştı. Ve beklenen oldu. Keşke hiç olmasaydı; Owen, Real Madrid'de!

Orada da harika oynasa da hiçbir zaman eski Owen olamamıştı babamın gözünde. Yaklaşık 8 milyon euroya R.Madrid'in yolunu tutan Owen demişti: ''Liverpool'a dönmek istiyorum.'' diye. Fakat Liverpool, 16 milyon euro veremedi ve Owen o paraya Newcastle United'a transfer oldu. Owen yine harika başladı fakat sakatlıklar peşini bırakmadı, Anfield kaynaklı.

Neyse, hikaye bayağı bir uzun. Şöyle diyelim; Newcastle küme düştü. Owen gelecek sezon Aston Villa'da olacak gibi. Fakat hayır, hayır Owen! Bu gözler seni ister Anfield'da. 10 numara için seni ister bu gözler. Brad Friedel: ''Anfield'da top, Owen'ın ayağına değdiğinde altına dönüşmekten başka şansı yoktur.''


Sabri Akıllı Ol!!


Dünkü Galatasaray-Beşiktaş maçıdan Sabri ile Holosko arasındaki olay televizyona "Holosko topu tutmuş, Sabri de gelip Holosko'nun elindeki topa sertçe vururak topu almış" görüntü böyle yansıtıldı. Biz asıl olayı yazalım. O topa vurmadan önce Sabri'nin iki tane hareketi oldu. İlki Holosko'nun suratına attığı tokat daha doğrusu suratını itti diğeri de elini havaya kaldırdı yumruğunu sıktı ve en sonunda yumruğu indirdi. Lig Tv kameraları ise "Sabri gelip Holosko'nun elindeki topa vuruyor" bunu gösteriyorlar. Hani bu olaydan öncesi? Sadece olay bu olsa 4. hakem niye sahanın içine girsin? Eh maçın hakemi Mustafa Kamil Abitoğlu sen görmediysen niye gidip sormazsın 4. hakeme niye sahaya girdin diye? Doğru ya sorsa bile Sabri'nin bir sarı kartı var, ikinci sarı karttan oyun dışı kalabilir. Bugüne kadar tarafsız olmaya çalıştım ama bu kadarda olmaz. Galatasaray saygı duyduğum bir takımdır. Galatasaraylı çok arkadaşım vardır. Kime söylemez yalan söyleme lan böyle bir şey olmadı diyor. Bende ekşi sözlüğü aç oku dedim, o kadar insan yalan mı yazacak dedim. Video bakındımda bulamadım fazla araştıracakta zamanım olmadı. Yorum bölümüne olayla ilgili videonun linkini bırakabilecek arkadaşa şimdiden teşekkürler. Hangisine desem ayrıca Sabri camiamıza yakışan bir oyuncu değil diyorlar. Bu adamı bu takımda tutmanın esprisi nedir o zaman. Ayrıca Emre Aşık'ı da maç boyunca oyunda tutmak için elinden geleni yaptı Mustafa Kamil Abitoğlu. Yusuf'un net penaltısını vermedi bi de üstüne sarı kart çıkardı. İbrahim Üzülmez ceza sahası içinde kendi mücadelesine penaltı değil demiş ben onu halen Kewell'dan yediği omuzun sarsıntısında kaldığını düşünüyorum. Öyle bir omuz omuza olamaz ya. Hakem Ernst'ı atmadı. İlk sarı kartın ne kadar ucuz verdiğinin farkına varmadığı için atmadı. Gökhan Zan'ın ceza sahası içindeki Sivok ile olan olayı penaltıydı ama hakem ondan önce faulu vermedi.

Kötü Örnek


Bütün bir sezonun dertleri, tasaları...yak bi tane kendine gel.

Gündemimdekiler

Blog takipçileri kusura bakma Eskişehir'e birkaç günlğüüne geldim ve İzmir'e tekrardan salı günü döneceğim ancak. Bu sürede aksattığım yazılar var fakat bunları gelince ilk iş olarak yazacağım. Eurovision değerlendirmesi, Galatasarayla ilgili ve birazda gevezelik dolu yazılar olcak. Şimdiden görüşmek üzere.

Günün Maçları #2


Fenerbahçe evinde Konyaspor'u ağırlıyor. Konyaspor adına çok kritik bir maç kaybettiği anda gider. Fenerbahçe'nin şampiyonluk ya da UEFA gibi bir derdi olmadığı için maçı da bırakabilir. Hafta içinde Konyaspor başkanı ya da yöneticilerinden biri Fenerbahçe maçını kazanır ligde kalırız gibi bi şeyler demişti. Bu sözü söylemek ne kadar kolay öyle. Fenerbahçe'de evinde sezonun son maçına çıkıyor taraftarını üzmek istemez. İddaa oynayacaksan 0 oyna yoksa Fenerbahçe yener. Ankaragücü evinde Denizlispor ile oynayacak. Ligde kalma mücadelesi veren iki takımın en önemli maçı. Denizlispor'a beraberlik bile yeter. Ankaragücü mutlak galip gelmesi lazım. Düşme hattının 1 puan üstünde. Ev sahibi avantajı ile Ankaragücü bir adım önde. Kocealispor kendi evinde İBB ile oynuyor. Koceali'nin düşmesi geçen hafta kesinleşmişti. İBB'de 2 haftadır önemli galibiyetler alarak düşme hattından biraz uzaklaştı ama halen düşebilir. Koceali gider ayak bi süpriz yapacağını zannetmiyorum, İBB galip gelir. Bursaspor evinde Antep ile oynuyor. Fazla yazacak bi şey yok. UEFA aşkı falanda kalmadı Trabzonspor'a yenilince. Antep'te akat olan Murat Şahin, Erkan, Tabata ve Hakan oynayamayacak. Timsah’ta ise tam 7 eksik bulunuyor. Mustafa Sarp, Tadeu ve Daniel sakat, Bekir Ozan ise cezalı. Sercan Yıldırım, Serdar Aziz ve Eren de U-19 Milli Takımı’nda. Bursa'nın bütün as adamları yok ama son haftaladaki form grafiğine bakarak önceliği Bursa'ya veriyorum beraberede bitebilir. Ankaraspor kendi evinde Antalya ile oynuyor. Ankaraspor'un hiçbir hedefi yok, gelecek sezonun hesaplarını yapmaya başlamışlardır. Antalyaspor'un mutlak galip gelmesi lazım. Eğer galip gelemezse haftaya evinde oynayacağı Ankaragücü maçından 3 puan çıkarsa bile ligde kalmak için yetmeyebilir. Antalyaspor bu maçtan galip gelerek son hafta kendi evindeki maça kafası rahat çıkar. Eskişehirspor Trabzon'u konuk ediyor. Trabzonspor'un şampiyonluk yarışını sürdürebilmesi için bugün kritik gün. Son üç maçını kazanan Bordo-Mavililer, Eskişehir'i yenerse iddiasını koruyacak. Eskişehir karnesi iyi değil Trabzon'un. Eskişehirspor'la deplasmanda oynadığı 14 maçın 4’ünde yenilirken, 8 kez sahadan beraberlikle ayrıldı, yalnızca 2 maçta galibiyet sevinci yaşadı. Es Es’e karşı tüm yenilgilerini deplasmanda aldı. Eskişehir kazanır. Youla'da dönüyor. Sivasspor kendi evindeki son maça çıkıyor. Gençlerbirliği ile oynuyor. Şampiyonluk adına galip gelirler.

Şampiyon Wolfsburg


Wolfsburg, Bremen'i 5-1 yenerek Bundesliga'da şampiyonluğunu ilan etti. Wolfsburg'un en yakın rakibi Bayern Münih ise kendi evinde Stuttgart'ı 2-1 yenerek puanını 67'e yükseltti. Stuttgart ise 64'de kaldı. Wolfsburg ve Bayern Mnih direk Şampiyonlar Ligi'ne giderken Stuttgart ön eleme oynayacak. Karlsruhe kendi evinde Hertha Berlin'i 4-0 gibi net bir skorla yendi ama ligde kalmayı başaramadı. Hertha Berlin ise yenilmesine rağmen ligi 64 puanla 4. sırada bitirdi ve UEFA'ya gitmeye hak kazandı. Arminia Bielefeld de deplasmanda Hannover ile 2-2 berabere kalarak, 28 puanla İkinci Lig'e düştü. Ligi 16. olarak tamamlayan FC Energie Cottbus ise yarın İkinci Lig'de oynanacak karşılaşmalardan sonra 3. olacak takımla Bundesliga'da kalabilmek için baraj maçı yapacak. Bundesliga'da bu sezon Wolfsburglu Grafite 26 gol ile gol kralı olurken, Grafite'yi 25 gol ile takım arkadaşı Edin Dzeko ve 23 gol ile Stuttgart'ta oynayan Mario Gomez izledi.

Son Sözü LeBron Söyledi


İşte bu adam, Doğu Finali serisinin bitmesini istemeyen adam. NBA tarihinin unutulmaz anlarından birine tanıklık ettik bu gece Cavs-Magic maçıyla. Sıcağı sıcağına yazayım dedim.
Cavs, süper girdi maça. İlk periyot 15 sayı farkı taktı Magic'e. İkinci periyotta da karşılıklı sayılar vardı ve Cavaliers devreye 56-44 önde girdi. İkinci devrede Hedo ve LeBron inanılmaz işler koydular ortaya. Hedo yine kritik sayılar attı.

Son 13 saniye kala topu alan Hido, Pavlovic'den kurtulup takımını 95-93 öne taşıdı fakat kapıyı kapayamadı. 1 saniye vardı. LeBron Hido'dan kurtuldu çok zor bir üçlüğü sayıya çevirerek maçı Cavaliers'a 96-95 getirdi. İnanılmazdı gerçekten. Taraftarlar şoke oldular, böyle bir sayıyı beklemiyorlardı. Şimdi durum 1-1 ve Amway Arena'da olacak gözler Doğu'da.

Hido 21, James 35 attı. Ama James'in de belirttiği gibi Cleveland Hido'ya çözüm bulmak zorunda. Hido'yu ikili savunsalar Rashard Lewis, Reddick, Lee, Pietrus, Johnson gibi şutörleri buluyor ki ilk maçta yaptığı 14 asist de var. Howard'ı bence Ilgauskas'dan iyi tutacak adam yok Cavs'te. Bir de Play-Off'ların adamı Gibson, iyice rotasyon dışı kaldı. 18 saniye oynadı bugün. Detroit'i yıktığı bir maç vardır, hatırlarsınız. Biraz kullanılmalı diyorum.

Dip Not: NBA 2008-2009 Konferans Finalleri'nde en farklı biten maç 106-103'lük Nuggets-Lakers maçı. Çekişme buradan belli.

Nuggets 103-105 Lakers
Magic 107-106 Cavaliers
Nuggets 106-103 Lakers
Magic 95-96 Cavaliers

Pascal Noumaa



Ulan yaptın yine yapacağını, reklam filmini izledim şimdi gözlerim doldu. "Özledim abi memleketimi özledim" diyişi ne kadar içten öle. Arabaya bindiğinde ayna ile oynarken Beşiktaş formalı resmini görünce eski günler aklıma geldi. İki gün öncede zamanında Show Tv'de yayınlanan Pascal'ın Beşiktaş zamanlarını gösteren 6 dakikalık bir video vardı. Keşke şu anda Beşiktaş forması giyseydinde eskiden yaptığın herşeyi yine yapsaydın. Uefa maçında Mills'e yumruk atsaydın, derbide kırmızı kart görseydin, antremanda duvarın köşesinde işeseydin ama keşke oynuyor oysaydın o forma üstünde olsaydı. 2003'de ki şampiyonlukta da emeği büyük. Herşeyi yapan bir oyuncuydu. Golünü atardı, asistini yapardı, top isterdi, top atardı, boşa koşardı kısaca herşeyi yapardı. Bu kalp seni unutmaz, unutmayacakta emin olabilirsin. Ve son olarak;

fransa da doğdu/beşiktaşlı oldu/helal olsun sana/pascal nouma pascal nouma/ ooooooooooooooooo

Kısa kısa Pascal

Allen Iverson: 0'dan Zirveye, Oradan Tekrar Dibe Doğru...


1975 yılında Hampton'da doğduğunda annesi 16 yaşındaydı. Bizim eğitim sistemimizde Lise 2'ye tekabül eden yaşta. Babasından haberi yoktu Iverson'un. Taa ki, ''AI'nın babası, sevgilisini bıçakladı.'' haberine kadar. İşte böyle bir ortamda büyüdü Iverson. Esasında Amerikan Futbolu'nu istiyordu fakat annesi onun basketbolcu olmasını istemişti. O, annesini kırmamak adına hem Amerikan Futbol Takımında, hem de basketbol takımında oynadı, şampiyonluklar kazandı. Sporcuydu yani.


Açlıkla, sefaletle geçti, çocukluğu Iverson'un. Gerçekten basketbol ya da futbol oynamıyor olsaydı kolaylıkla hırsız olabilirdi. İlerleyen dönemlerde Iverson'un yeteneği keşfedildiğinde dönemlerde şampiyonluk kutlamaları sırasında ırkçı bir grupla kavga eden Iverson, çete kurmak suçundan yargılandı. Ne ilginçtir ki yargıç beyaz gruptan bir kişinin akrabasıydı ve eyalet çapında popüler bir genç olan Allen'ı -görüntülerde olmadığı halde- 5 yıl hapse mahkum etti. Iverson hapishanede geçirdiği 4.5 ayın sonunda serbest kaldı, özgürlüğüne kavuştu.

Fakat, hapse girip çıkmış bu oyuncuya çoğu üniversite şüphe ile baktı. Fakat ona kucak açan Georgetown Üniversitesi oldu. John Thompson, Iverson'un manevi babası; aynı zamanda koçuydu. Georgetown kariyerinden sonra NBA tarihinin en iyi draftı olarak gösterilen 1996 draftına girdi. (Kobe, Ray Allen vs. vs.) Geleceğin yıldızı olarak gösterilen bu fakir adam 1. sıradan Sixers tarafından kapıldı.

NBA kariyeri harika başladı. Iverson, çok iyi bir skorerdi. Bunun yanında 6.5-8 arası asist ortalamaları yakaladı. Philly, bir efsanenin daha doğuşuna tanıklık ediyordu. Artık, Iverson tümüyle basketbola vermişti kendini. Fakat Iverson için savunma veya idman pek bir şey ifade etmiyordu. O, çoğu antrenmanı önemsemediğini gösterirdi.

Maddi zorluklar nedeniyle Güzel Sanatlar Okulu'nu bırakan AI'ın NBA'deki ilk yıllarının iyi geçtiğine değinmiştik. Fakat Iverson'un performansı arttıkça Sixers tamamen Ivy+4 yolunda ilerlemeye başladı. Sayı ortalaması hep 27-33 arasında gidip gidip geldi. Sayı krallıklarını aldı çoğu zaman. 2001'de MVP oldu. Takımı NBA Finali'ne çıktığında ise tek başına Kobe-Shaq-Fox-Fisher gibi isimlere karşı koymaya çalıştı. İlk maçta Tyronn Lue ile yaşadığı ana yetişemedim. Çünkü o zaman küçüktüm sonradan defalarca izlemişimdir.

Fakat bu zirve noktasından sonra Iverson'ın Sixers'ı sürekli düşüş içine girdi. Play-Off yapıyorlardı ama yetmiyordu. Ivy daha yükseğini istiyordu. Maçlara çıkmamaya başladı. En sonunda istediği oldu; Iverson Nuggets'a geçti. Oradaki ilk maçında çılgınlar gibi karşılandı. Çok iyi hatırlarım Kings maçıydı. Iverson, benchten oyuna girdiğinde Pepsi Center yıkılmıştı. Nuggets'da istediğini bulamadı Ivy. Takım o senenin finalistine süpürülürken Iverson çok pasif kalmıştı.

Bu sezonun ortalarına doğru Iverson, Detroit'e geçti. İlk maçlarda yeni bir heyecan arayan Pistons'un istediği adam denildi. Fakat Curry, Stuckey-Iverson'u tercih edip bana göre hata yaptı. Ivy-Hamilton iyi olurdu. Rip benchten gelince olmadı tabii ki bana göre. Iverson sakatlandı. Sonra döndü, iyileşti ve 14 dakika sahada kalınca Pistons ile ipleri kopardı. Öteki tarafta Mr. Big Shot'un yaptıklarını söylemeye gerek yok.

İşte böyle. Bu sene serbest. Kings, Bobcats ve Grizzlies dedikoduları var. Benim isteğim, bırakmadan önce Sixers formasını üstüne geçirmesi.

Davetsiz Misafir


UEFA Kupası finalinde Shaktar Donetsk ile Werder Bremen takımları arasında oynanan maçta çok ilginç bir görüntü yaşandı. Fenerbahçe Şükrü Saracoğlu Stadyumu'nda finale kedi girdi!

Mücadelenin ikinci yarısında Saracoğlu'nda bir kedi önce kendini sahaya attı, sonra reklam panolarının üzerine çıkarak olay yerinden uzaklaştı. Bu kareler maçı canlı yayınlayan 63 ülke tarafından şaşkınlık ve gülümseme ile karşılandı..

Son Dedikodular


Real Madrid başkanı Florentino Perez'in seçimlerden önce Kaka ile anlaştığı haberi gelmişti, kongre sonrası kesinleşir diyorlar. Son olarak Liverpool'lu Xabi Alonso'ya kancayı takmışlar. 21 milyon paund önerilecekmiş Rafa Benitez'de dünden hazır zaten vermeye. Ada'da alınacak diğer isim Ronaldo değil Wigan'ın kanat oyuncusu benimde çok beğendiğim Antonio Valencia olacak. Wigan'ın iyi bir para kazanmadan Valencia'yı yollayacağına pek ihtimal vermiyorum ama sonuç olarak taliplisi Real Madrid. Madrid'de gündem durulmuyor bu aralar. Real'in yeni sportif direktörü olması beklenen Jorge Valdano, Villa ile yakın temasa geçmiş. Cannavaro'dan dolan boşluk için en önemli aday Racing'li Garay onla da temas halindeymiş. Real'den gönderilecek isimlerde belirlenmiş. Saviola, Dudek, Faubert ve Metzelder ilk gündeme gelenler. Van der Vaart ise kendi isteği ile takımdan ayrılacakmış.

Transfer dönemini İnter'in de hareketli geçireceği gelen haberler arasında. Moratti artık Şampiyonlar Ligi şampiyonluğu istiyor ve bunun için de kesenin ağzını açacaktır. İlk olarak İnter, Genoa'dan Milito ve Motta ile anlaştı. Genoa bu transfer karşılığında 20 milyon euro ve Aquafresca'yı alacak. Mourinho'nun eski öğrencilerini unutamadığını herkes biliyor. Zaten her fırsatta özellikle herkes Drogba'ya İnter forması giydiriyor. Mourinho'nun defansı sağlamlaştırmak adına Carvalho'yu kesin olarak istediği söyleniyor. Ayrıca Obi Mikel'i de alın emrini vermiş. İnter'in en büyük sıkıntısı da bu yaz İbrahimoviç olacak gibi. Takımdan ayrılmak istediğini söylemişti. Hatta Eto'o ile takas olma haberleri çıkmıştı ama Kamerunlu Barcelona'da kalacağını açıkladı. Moratti napar eder kandırır İbrahimoviç'i. Crespo, Fiorentina ile görüşüyor. Cruz ile yollar ayrılacak. Figo ise sene sonunda futbolu bırakacak.

Benitez Robbie Keane'de yaptığı hatayı bu sefer yapmamak için ince eler sık dokur. Israrla istediği iki tane oyuncu var zaten. Biri Portsmouth'tan Glen Johnson diğeri de geçen yaz 5 seri şeklinde haberini verdiğimiz Gareth Barry. Barry olursa orta saha çok kıyak olur. Bi de Hyypia'dan dolan boşluğa stoper almayı düşünüyormuş. Önümüzde koca bir yaz var bakacağız.

Menajerliğe Carlo Ancelotti'yi getirmesi beklenen Chelsea ise Joe Cole'un sözleşmesini yeniledikten sonra Wolfsburg'un golcüsü Edin Dzeko'yu Londra'ye getirmek için 10 milyon pound teklif edecekmiş. Wolfsbug değerinin daha üstünde bıracaktır Dzeko'yu...

Öhh Naptın Bilader?


Takım şampiyonluğa gidiyor, taraftar mecburen gelecek. Biliyor işini bu tüpçü. Ayıptır lan bu bilet fiyatları ne yahu? Sömür sömüre bildiğin kadar insanları, biz senden ne zaman kurtulacağız çok merak ediyorum. Bi de acaba Vip'de neler var merak ettim şimdi...

VIP ÜST B&E 750,00 TL
VIP ÜST A&F 500,00 TL
VIP ALT A&F 425,00 TL
VIP ALT B&E 450,00 TL
VIP ALT C&D 500,00 TL
NUMARALI ORTA 425,00 TL
NUMARALI KENAR 375,00 TL
KAPALI ÜST 300,00 TL
KAPALI ALT 250,00 TL
YENİ AÇIK 90,00 TL
ESKİ AÇIK 90,00 TL
RAKİP TAKIM (E.AÇIK) 90,00 TL

Konferans Finalleri


Los Angeles Lakers - Denver Nuggets

Yarı final performanslarına bakarak konuşursak gözü kapalı Denver der insanlar ama Lakers'ın da son Rockets maçında oynadığı oyun ortada. Şöyle bir baktığımızda ortada bir seri gibi duruyor hatta Denver bir adım önde gibi ama Lakers'ı avantajlı görüyorum. Denver cephesine bakarsak Billups gibi muhteşem bir koz var. Derek Fisher'ı delik deşik edeceğini tahmin etmek için kahin olmaya gerek yok. İçeri penetre etme özelliği olmasada performans bazında bariz bir üstünlüğü olacak. Asıl Denver için önemli olan pota altı oyuncularının performansı yani K-Mart, Nene ve Birdmen Andersen'in performansları. Birdmen'in blok gibi bir tehditi var. Pota altı savunması sert olan bir takım Denver. Bizim Gasol efendi de sert savunmalardan pek hoşlanmıyor o bakımdan pota altında zorluk çekeriz gibime geliyor. Ayrıca Denver'ın elinde yağmur gibi üçlük atan bir JR Smith ve şutunu geliştirmiş olan Carmelo Anthony var. Ayrıca Danthay Jones, Anthony Carter ve Linas Kleiza gibi ekstra katkı veren oyuncuları var Denver'ın. Bench olarak bizden kat kat üstünler. Şu anda Lakers benchi Odom'dan ibaret bi de Shannon Brown çok iyi işler yapıyor. Hatta Fisher'ın olmadığı zamanlarda Billups'ı onla yavaşlatacağımızı düşünüyorum. Walton, Farmar, Vujacic falan hikaye şu durumda.

Bizim çocukların bu serinin ne kadar zor geçeceğinin farkında olduğunu düşünüyorum. Rockets serisinde bir rahatlık vardı. 40 sayı farktan sonra yenilen bir 15 sayı fark var ortada örnek olarak. Ondan dolayı ciddi oynayacaklarını düşünüyorum bu da bizim için çok artı olur. Ayrıca son Rockets maçında Gasol-Byum ikilisi ile oynamayı akıl edince ve savunma yapmayı hatırlayınca çok iyi bir maç çıkardık. 5 numarada Denver'a ezici bir üstünlüğümüz olduğunu düşünüyorum. Bynum oynamayı hatırlamışken kullanmak lazım. Kobe'nin performansı önemli burada. Danthay çirkef bir oyuncu Kobe'yi savunurken sinirlendirirse ve Kobe'de saçmalarsa işimiz zora girer. İnşallah bu sefer kendisinden zorlama şutlar görmeyiz. İçeri penetrelerde Birdmen ya da Kenyon, Kobe'yi rahatsız ederse oğlan dış şut zorlar ve sıçışa geçeriz. Denver'ın şu ana kadar oynadığı takımların hiç biri savunma yapmayı tam bilmeyen takımlardı. Şimdi Dallas, Spurs'u savunması ile geçti diyeceksiniz bende aynı savunmayı neden Denver'a karşı yapamadılar diyeceğim. Savunmada konsantre olursak Denver'da saçmalar hele ki Carmelo salak salak şutlar atar. Bench bazında Denver'dan kötüyüz. 1 numara da bariz bi üstünlüğü var Denver'ın. Gerisi bizde gibi. Denver'ın 3 numarası Carmelo ise bizim 3 numaramızda Trevor Ariza kardeşim.

Eğer Staples'da Denver'a bir maç verirsek seri 7 maça uzar ama ben öyle bi şey olacağını zannetmiyorum ne kadar yorgun olsakta. Zaten son maça kalsa bile Staples'da seriyi geçeceğimizi düşünüyorum. Neyse seri hakkında tahminim 4-2 Lakers



Cleveland Cavaliers - Orlando Magic

Cavs normal sezonda Magic'e 2 maç kaybetti 1 maç kazandı ama play-off'ta bambaşka oynuyorlar. Karşılarına yorgun ama güçlü bir savaşcı geliyor. Cavs için en önemli oyuncu Lebron ama takımın olmazsa olması Mo Williams. Lebron'dan sonra skor yükü onda. Mo kötü oynadı mı otamatik olarak diğer oyuncularda kötü oynuyor. Orlando'nun tek bariz üstünlüğü Howard'ın mevkisi gibi görünüyor ama orada da İlgauskas, Varejao ve Smith gibi adamlar var Cavs'de. Kitlerler demiyorum ama zorlayacaklardır Howard'ı. Cavs savunması Magic'in dış şutlarınada çare bulacaktır. Orlando'nun savunmada cevap vereceği biri de yok Cavs'a karşı. Lebron önüne geleni ezer, geçer. Zaman zaman Howard'ın da Lebron'u savunacağını göreceğiz. Burada Hidayet'in işi zor olacak. Savunmaya konsantre olsa hücum performansı düşecek. Savunma yapmasa da bu sefer olmayacak. Lebron'u da savunabileceğinide düşünmüyorum. Bu konuda Pietrus belki bi şeyler yapabilir. Cavs'a tek problemi Lewis yaşatır. Varejao'yu her türlü aşağıya alır. Hem şutu iyi hemde penetresi iyi. O konuda sıkıntı çeker Cavs ama 4 kısalı sistemde çözebilirler o işi Lebron'u üzerine vererek. Cavs evindeki ilk iki maçı çok rahat alır. Orlando bir maç anca alır diye düşünüyordum ama Hidayet'in güzel hatrı için bu sayıyı 2'ye çıkardım ve seri tahminim 4-2 Cavs.

Fazla yazacak bir şey bulamadım bu seri hakkında. Nereye bakarsan bak bütün oklar Cavs'ı gösteriyor. Herşeye bir cevapları var maşallah. 1 haftadır dinleniyorlar Orlando'nun artı-eksilerinide çözmüşlerdir şimdiye. Bayadır nba hakkında bi şeyler yazmıyormuşum yeni farkettim özlemişim. Saat 4 sularında Lakers-Denver maçı var, NTV veriyor. Duyurulur....

Ada'nın Önemli Transferleri


10. Rio Ferdinand: Leeds – Manchester United: Leeds United’ın Premier Lig’de ve Şampiyonlar Ligi’nde mücadele ettiği yılların ardından eski günlerine dönmekte zorlanan takım dağılmaya başlamıştı. Bunu da taraftarlar tepkiyle karşılamıştı. Finansal durumu da göz önüne aldığımızda Rio Ferdinand için yapılan 34 milyon Euro’luk teklif reddedilmeyecek kadar iyiydi.

9. Lee Clark: Sunderland – Newcastle: 1997-98 sezonu öncesinde Newcastle United’dan Sunderland’e transfer olan Lee Clark, 1999 yılında 105 puan toplayarak kırmızı beyazlıların Premier Lig’e yükselmesine katkıda bulunan isimler arasında yer aldı. O sene Newcastle ile Manchester United arasında oynanan FA Kupası final maçında görüntülenen Clark, Sunderland formasını bir daha giyemedi.

8. Nicky Barmby: Everton - Liverpool: 1996 yılında rekor bir ücrete Middlesbrough’dan Everton’a transfer olan Barmby, Everton’da 3,5 sene kaldı. 1959 yılında Dave Hickson’ın ardından Everton’ın Liverpool’a sattığı ilk oyuncu oldu. 2000-01 sezonunda başarılı bir dönem geçiren Barmby, toplam on gol atarken, eski takımı Everton’a da gol attı.

7. Denis Law: Manchester United – Manchester City: 1962-1973 yılları arasında Manchester United forması giyen Denis Law, 1973-74 sezonunda Manchester City’de oynadı. Eski kulübünün küme düşmesine sebep olan golü atan Law, golü attıktan sonra sevinmedi.

6. Wayne Rooney: Everton – Manchester United: 2004 senesinde Everton’dan Manchester United’a 28 milyon euro’ya transfer olan Rooney, Everton altyapısında yetişmişti. Wayne Rooney, İki takımın karşılaştığı mücadelelerde taraftarlarının tepkisini alıyor.

5. Ashley Cole/William Gallas: Arsenal – Chelsea: Ashley Cole, Arsenal’in kendisine önerdiği yeni kontratı duyunca çok sinirlenmiş, az bulmuştu. Chelsea’de bu şansı kaçırmak istemedi ve Cole ile anlaşmaya vardı. Gallas da bu dönemde Arsenal’e transfer oldu.

4. Andy Cole: Newcastle United – Manchester United: Kevin Keegan 8.2 milyon euro’ya Cole’u United’a satınca büyük tepkiler almaya başladı. Newcastle United kariyerinde 70 maçta 55 gol atan oyuncuyu satması hakkında Keegan, taraftarların kendisine güvenmesini istedi. Cole ilk sezonunda zorlansa da daha sonra 5 lig şampiyonluğu, 2 FA Kupası, Lig Kupası ve Şampiyonlar Ligi kazandı.

3. Eric Cantona: Leeds - Manchester United: Leeds United’da forma giyen Cantona, Sir Alex Ferguson’un kendisini transfer etmesiyle Manchester United’ın önemli bir parçası oldu.

2. Sol Campbell: Tottenham – Arsenal: Tottenham’ın altyapısında yetişen Campbell, ilerleyen yıllarda takımın en iyi oyuncu olurken taraftarında sevgilisi oldu. Şampiyonlar Ligi’nde mücadele etmek isteyen oyuncu Arsenal’e transfer oldu. Bu olay Spurs taraftarının sevgisini nefrete çevirdi.

1 numara sizden olsun :) bekliyorum yorumları...bu listeyi internetspordan aldım.

Aurelio Kavgası


Programı izleyemedim ama Bayram Tutumlu Futbolig programına bağlanmış. Osman Tanburacı ile takışmışlar. Bayram Tutumlu'yu takdir ettim dobra dobra konuşmuş. Gidip Güiza'ya 20 milyon euro vereceğine 1 milyon euro fazla verip Aurelio'yu kulüpte tutsaydı Aziz Yıldırım. Şimdi burada bana yüklenebilirsiniz ama herşey ortada. 1 milyon euro fazla vermemek için ta Fifa'ya gitti olay ve en sonunda Aurelio Betis'e gitti. Niye Fifa ya da Uefa bu Aurelio'yu suçlu bulmuyorda Türkiye Futbol Federasyonu buluyor ben onu anlamadım. Benim hatırladığım hatta konuşmalarda geçen Fifa ya da Uefa'nın Aurelio'yu suçsuz bulması.

İşte o diyaloglar

E. T: Mehmet Aurelio transferi ben hiç hatırlamıyorum ki bu kadar uzun sürsün bu kadar konuşulsun bu kadar Arap saçına dönsün böylesine bir kaos yaratsın neden oluyor böyle eskiden Fenerbahçe ile aranızda problemler vardı bu beş milyon iki yüz bin dolarlık futbol federasyonu’nun size vermiş olduğu bir ceza diyelim artık siz bu parayı ödemeye mahkum gözüküyorsunuz şu anda ve sonra arada söylenenler neler söyleyeceksiniz?

B. T: İlk etapta Fatih hocama geçmiş olsun dileklerimi iletiyorum Serdar Bilgili ve Başkanı geçmiş olsun şimdi futbol federasyonu Mehmet Aurelio için skandallarının en büyüğünü ortaya atmıştır kendisi çok iyi biliyor. Türk futbol federasyonu milli oyuncusunu arkadan hançerlemiştir. Ben şimdiye kadar konuşmadım bütün bilgiler elimde biz Avrupa’da güçlü avukatlarla çalışıyoruz. Fenerbahçe futbol federasyonuna baş vurduğunda Ekimin sonuydu 24 ağustosta daha evvel Aurelio’nun lisansı Betis futbol kulübüne kesin olarak verildiğinde kesin diyorum futbol federasyonu aracılığı ile Fifa Fenerbahçe’ye sordu eğer sizin itirazınız varsa bize bildirin biz gerekeni yapalım Fifa’ya ne haber ne cevap verdiler ne de herhangi bir talepte bulundular ve birbirleriyle konuşurken Şekip Mosturoğlu ben dedim bu olay Türkiye’de kazanırız. Biz de galiba Avrupa’da safız cin değiliz bu işi pek fazla bilmiyoruz. Uyuşmazlık çözüm kurulu diye bir kurul varmış federasyonda. Uyuşmazlık çözüm kurulunun üyelerini atamasını Fenerbahçe Başkanı yapmış benim haberim yok ben bilmiyordum. Biz demiştik ki federasyona bize üye isimlerini gönderin şüphe olduğu için ret hakkımızı kullanmak istiyoruz. Ne bize bir bilgi verdiler ne üyeleri söylediler arkasından da bu kararı verdiler. Ben şimdi soruyorum o futbol federasyonuna Mehmet Ayhan Çopuroğlu kimdir?

E. T: Ben size soruyorum Mehmet Ayhan Çopuroğlu kimdir?

B. T: Fenerbahçe’nin avukatıdır ayrıca Şekip Mosturoğlu ile beraber çalışıyorlar. Biz Futbol federasyonuna avukatımız ile bu Fifa’nın gönderdiği kağıdı istedik. Daha doğrusu Fifa kendilerine dedi ki eğer sizin bir itirazınız varsa bize bildirin bu kağıdı istedik bize bu kağıdı vermediler bu kağıt bende. Bu kağıt 24 ağustostan evvel Mehmet Aurelio’nun lisansı kesin olarak verildiğidir geçici olarak değil kesin olarak. Tabi bu işin cinliklerini Şekip bey bildiği için ne cevap veriyorlar ne de konuyu tam olarak kapatıyorlar futbol federasyonu hiçbir şey söylemiyor. Biz avukatımız aracılığı ile bir hafta önce istedik. Böyle bir kağıdın olduğunu bize bu kağıdı vermeleri gerektiğini istedik o kağıdı bana vermediler. Futbol federasyonu Mehmet Aurelio konusunda taraf tutmuştur. Ben avukatlarım yani biz Avrupalılar böyle bir şeyin olabileceğini hiç düşünmüyorduk. Ben Mahmut Özgener’i aradım 2 defa telefonlarıma cevap vermedi. Kendisine SMS gönderdim. Dedim ki seninle acil görüşmem lazım daha evvelden de kendisi filan tanırım Altay başkanı filan geldi. Herhalde futbol federasyonu başkanı oldu telefonlara çıkmamaya başladı. Onun için biz şuanda uyuşmazlık çözüm kurulunun kararını tanımıyoruz. Eğer yapacağınız bir şey varsa neden Fifa’ya gitmediniz. Tabi Mehmet Aurelio nasıl olsa gariban ama ben buna izin vermeyeceğim. Onu ben Türk yaptım. Türk Milli takımına yardımcı olsun diye Futbol federasyonu kendi oyuncusunu hançerlesin diye değil.

E. Ş: Sayın Mahmut Özgener, Şekip Mosturoğlu isimleri geçti tek tek yayınımıza bağlayabilirler. Müthiş iddia bunlar Çözüm kurulunun Aziz Yıldırım tarafından oluşturduğunu söylendi iddia edildi. Çözüm kurulundaki bu kişinin Mehmet Ayhan Çopuroğlu olduğunu belirtiyorsunuz ve Şekip Mosturoğlunun arkadaşı diyorsunuz?

B. T: Aslında bu kara Ekimin sonunda bu mahkeme olayı başladı 3-4 ayda bunun kararı verilir. Ama karar neden İspanya maçları geçtikten sonra verildi çünkü Mehmet Aurelio Fatih hocaya göre çok mühim bir adam.

U. M: Bayram Bey sizin Fenerbahçe ile aranızdaki uyuşmazlık nedir 1 cümleyle söyleyebilir misiniz bana?

B. T: Fenerbahçe’nin yapacağı hiç bir şey yoktu Aurelio’nun sözleşmesi bitti Aurelio Brezilya’ya gitti. Her şey bitmişti.

U. M: Onlar ayrı konu Fenerbahçe sizi ne ile suçluyor.

B. T: Beni suçlamıyor ben sadece Futbol federasyonun Fenerbahçe ile neler yaptığını söylüyorum.

E. T: Bu işin uyuşmazlık çözüm kuralına gitmesinin sebebi nedir?

B. T: Aurelio’nun bir sene daha uzatması vardır demektedir Fenerbahçe.

U. M: Sizin buna cevabınız nedir?

B. T: Uzatmalar geçersizdir.

O. T: Siz bu parayı ödeyecek misiniz?

B. T: Ne parası ya ne parası gülünç bir olay bu.

O. T: Orda da yasalara uygunsuz bir vaziyet var ki Aurelio bu parayı ödemeye mahkum edildi.

B. T: Aurelio Fifa veya Uefa tarafından niye mahkum edilmedi.

O. T: Niye Fenerbahçe ve Aurelio arasındaki olayda çözücü bir pozisyon üstlenmediniz de Aurelio’yu alıp götürdünüz.

B. T: Yanlış bilgilendirilmişiniz ben kimseyi götürmedim Aurelio’nun kendisine de sorun kendisi gitmek istemiştir bende götürmüşümdür.

O. T: Avrupa da çok iş bilir avukatlar ile çalışırız dediniz sanki buradakiler hiç bir işe yaramaz. Bu iş Afrika’da bile olmaz dediniz Türkiye’ye biraz haksız davrandınız. Fenerbahçe başkanı federasyon başkanına diyet ediyor dediniz. Aurelio’yu ben Türk yaptım dediniz. Bunlar çok iddia laflar biraz ayağınızı denk alın.

B. T: Benimle nasıl konuşuyorsun sen?

O. T: Benimle nasıl konuşuyorsun sen değil bunlar çok ağır laflar.

E. T: Kelimelerimizi seçerken dikkat edelim.

B. T: Sen haddini bilmeyen bir adamsın Osman Tanburacı.

E. T: Kelimelerinizi seçerken dikkat edin.

E. T: Siz bu 5. 200 doları ödemeyeceksiniz öyle değil mi?

B. T: Ödemeyeceğim.

E. T: Sayın Tutumlu buralarda Guardiola ismi dolaşıyordu. Onlarla sizin samimiyetinizi biliyorum. Şuanda Barcelona’yı hem Kral kupasında hem ispanyada hem de Şampiyonlar liginde 2’sinide yaptı hem de şampiyonlar liginde yapmak üzere Laudrup ile Galatasaray’ın görüşmesi var mı?

B. T: Beni Saffet Ulusoy aradı babası çok samimi arkadaşım Galatasaray’a yardımcı olabilmek için geçen sene olay olmadı bir durum olmadı çünkü arkadan gidildi ve Laudrup gelmedi Saffet Ulusoy’un beni aramasının tek sebebi de şu benim Haluk Ulusoy ile aram çok iyi kendisini çok severim o yüzden yani sırf Galatasaray’a yardımcı olabilmek için öyle bi görüşmem oldu. Bir İspanya maçından sonra Adnan Sezgin ve Haldun Üstünel Aurelio ile görüşmüşlerdi hatırladım Fildişi maçından sonra ben şunu söyleyeyim Türkiye’de ki çarpık düzen olduğu sürece bu insanlar buraya gelmez

E. T: Türkiye’yi bu kadar aşağılamayalım lütfen.

E. T: Laudrup Galatasaraya gelecek mi Aurelio Fenerbahçe'ye döncek mi bu 2 sorunun cevabını istiyorum.

B. T: Aurelio için bir şey diyemem Betis ile sözleşmesi var isteyen kulüp gelir Betis ile görüşür. Laudrup için Wolsfburg ve Alkmaar ama biz düşünüyoruz görüşüyoruz görüşürüz

E. T: Mehmet Aurelio Türkiye’ye döner mi

B. T: Futbolda her şey olabilir.

E. T: Galatasaray da Adnan Sezgin, Haldun Üstünel Aurelio görüştüğü zaman bu teklife sıcak baktı mı?

B. T: Herkesi dinleriz Ertemcim.

E. T: Siz değil Aurelio.

B. T: Menajer oyuncuyu yönlendirir gerekeni yapar.

U. M: Gençlerbirliği Fenerbahçe uyuşmazlığında Menajeri yine siz miydiniz?

B. T: Hayır Ben değildim. O olaydan sonra aldım.

E. T: Çok Teşekkürler Bayram Tutumlu.

B. T: Bende çok Teşekkür ediyorum.

Serkan Şahin


İsviçre'nin Basel takımında forma şansı bulan bir genç adam Serkan Şahin. Kendisini fazla takip etme şansı bulamadım ama sene başında adını duymuştum. Defansta başarılı performanslar sergilemiş. Milli Takım tercihinide İsviçre değil Türkiye'den yana kullandı. Menajeri Yusuf Kara Beşiktaş, Galatasaray ve Fenerbahçe'den resmi teklif aldıklarını söylemiş. Yakında yalanlamalar gelir. Türk kulüplerinden özellikle üç büyüklerden transfer teklifi gelince Milli takım tercihini Türkiye'den yana kullanmış bu genç adam. İlla 3 büyüklerde oynayacaksa Galatasaray'a gelsin. Böyle bir yeteneğin kaybolmasını istemiyorum. Hem defansın sağında hem de defansa dönük orta saha oynayabiliyor.

Günün Maçlarının Ardından


Konya maçı hariç hepsini doğru tahmin etmişim :) Maçları dönüşümlü izledim justin'den. Admin Beşiktaş'lı idi herhalde daha çok Beşiktaş maçına baktık onun sayesinde. Bobo ile golü erken bulduk. Rüştü'den dönen topu İglesias tamamladı. Fabian Ernst yaklaşık 20 metreden süper bir gol attı. Golden sonra Ankaragücü daha atak oynadı özellikle 2.yarıda çok gol kaçırdılar Ceyhun ve Jaba ile. Savunmamızdan hızlı çıktık Holosko topu Ekrem'e attı, Ekrem ortaladı ve Bobo taraftara yeni bir hediye verdi. Haftaya derbi maç var. Durumumuz iyi olsada iyi top oynasakta hep bu derbilerden tırsıyorum. Bu sonuçla Ankaragücü 36 puanda kaldı ve Konya'nın hemen üstünde 15. sırada bulunuyor. Haftaya evinde Denizlispor ile önemli bir maça çıkacak. Antalya, Fenerbahçe'yi yenmek için varını yoğunu ortaya koydu. Çok kaçırdı. Hele ki bi Sergie'nin kale dibinde dokunamadığı top var ki aman allah. En sonunda sonradan oyuna giren Hakan ile golü buldular ama bundan iki dakka falan sonra Lugano sahneye çıktı ve fırsatçılığını konuşturarak golünü attı. Bu sonuçla Antalya puanını 36'ya yükseltti ve 14. sırada. Haftaya Antalya, Ankaraspor deplasmanına gidiyor. Beraberlik kokusunu şimdiden aldım. Galatasaray dedik Uefa aşkına oynuyor dedik Kewell ve Barış ile maçı kazandılar. Son anlarda bi Gençlerbirliği golü geldi ama beraberliğe yetmedi. Gençlerbirliği'nin puanı 38 ve 12. sıradalar. Haftaya deplasmanda Sivas ile oynayacak. Dediğim gibi Kocaelispor prestij maçına çıktı ve sahadan 5-2 mağlup ayrıldı. 26 puan ile 17. sırada lige veda etti. Denizlispor kendi evinde ilk 20 dakkada bulduğu iki golle galip gelmeyi başararak derin bir oh çekti. Bu galibiyet ile Denizlispor puanını 38'e çıkarttı ve 13. sırada yerini aldı. İstanbul BŞB evinde oynayacağından rahat eder ve galip gelir dedik. 10 kişi kalmasına rağmen 1-0 galip ayrılmayı başardı. Bu galibiyetle puanını 39'a çıkarttı ve 11. sıradalar. Konyaspor kendi evinde Eskişehirspor'a mağlup oldu. Konya Veysel ile öne geçti ama cevap Batugol'den geldi. Eskişehir'in galibiyet golünü ise Engin Baytar attı. Bu sonuçlar Eskişehir puanını 39'a çıkarttı ve 10. sıraya yükseldi. Konya ise bu mağlubiyet ile 35 puanda kalarak bu haftayı 16. sırada tamamladı. Gelelim günün en önemli maçına. Trabonspor 90+6'da Gökhan Ünal'ın serbest vuruştan attığı gol ile Bursa'yı yendi. Admin 90'dan sonra bu maçı açtı. 90+4'de Gökhan serbest vuruş kullandı top Bekir Ozan'ın eline çarpttı. Bekir Ozan ikinci sarıdan kırmızı kart gördü. Gökhan yine topun başına geldi, vurdu ve golllllllll. Avni Aker inledi be o anda arkadaş. Sonra açtılar kolbastayı bizde Colman efendiyi izledik, muhteşem görüntülere sahne olduk o an. Bu sonuçlar Trabzon puanını 62'ye yükseltti ve 3. sırada. Bursa ise Fener'in gerisinde kalarak 6. sırada yer alıyor.

Günün Maçları


Yaklaşık yarım saat sonra 8 tane zorlu maç aynı anda başlayacak aynı geçen hafta olduğu gibi. Dün Sivas, Hacettepe deplasmanından 3 puanla dönerek tekrar liderlik koltuğuna oturdu. Kazanıp tekrar liderlik koltuğuna oturmak isteyen Beşiktaşımız Ankaragücü deplasmanında. Ankaragücü karşısında son 9 maçın 8'inin kazanmışız ama Ankaragücü uzun seneler sonunda ilk defa bu kadar küme düşme korkusu yaşıyor. Rüştü'nün oynaması zor diyorlardı ama muhtemel 11'de gözüküyor. Sivok kart cezası nedeniyle bu maçta yok yerine İbrahim Üzülmez oynuyor. Gerisi Fenerbahçe maçındaki kadro yine Bobo tek forvet başlıyor. Fenerbahçe, Antalya deplasmanında. İşi zor gibi. Antalya iyi top oynuyor ama son vuruşlarda çok kötüler. Bu maçı bırakacaklarını hiç sanmıyorum en kötü beraberlik alırlar ve o 1 puan bile altın değerinde olur. Trabzonspor, Bursaspor ile kendi evinde oynuyor. Bursa Uefa için Trabzon'da Şampiyonlar Ligi için oynuyor. İki ekipte çok formdalar. Heleki Bursa son 8 haftada 7 galibiyet aldı ve tek beraberlik var o da Beşiktaş karşısında. Trabzon'da kendi sahasında son 10 maçtır Bursa'ya yenilmiyor. Mustafa Sarp gibi bir beynin oynamayacağı haberi geldi. Bu sefer Bursa'nın işi zor, Trabzon seyirci desteği ile bu maçı alır götürür. Galatasaray kendi evinde Gençlerbirliği'ni ağırlıyor. Gençlerbirliği'de düşme potasında olan ekiplerin başında. Galatasaray Uefa için oynuyor. Gençlerbirliği'nin süpriz yapacağını pek zannetmiyorum. Galatasaray erken bir golle bu maçı alır. Gaziantepspor kendi evinde Kocaelispor ile oynuyor. Gaziantep'in bir hedefi kalmadı. Kocealispor ise bundan sonraki 3 maçıda kazansa ligde kalamıyor. İki takım içinde prestij maçı gibi duruyor. Hırs yaparsa Kocealispor kazanır ama Antep evinde galibeyetle ayrılır. Denizlispor kendi evinde Ankaraspor ile oynuyor. Ankara'nın düşme gibi bir durumu yok orta sıradalar. Denizli ise düşme hattının hemen üstünde ve 15. sırada. Seyirci avantajı ile Denizlispor bu maçı bırakmaz, ölümüne oynar. Konyaspor evinde Eskişehirspor ile oynuyor. Konya 16, Eskişehir 11. sırada ama aralarında 1 puan fark var. Eskişehir'de Youla ve Anderson'un durumları kritikmiş. Konya'da da 4 tane önemli eksik var. Konya evinde galip gelemiyor Eskişehir'de deplasmanda. Sıfır maçı gibi duruyor ama hem düşme potasında olmasıyla hemde kendi evinin avantajını kullanacağını düşünerekten Konya'yı bir adım önde görüyorum. Son olarak İstanbul BŞB, Kayseri ile kendi evinde oynuyor. Geçen hafta deplasmanda Sivas'ı yenerek Beşiktaş'a bir güzellik yapmışlardı. Bu haftada galip geleceklerine inanıyorum. Galip gelerek rahat bir nefes alırlar. Zaten Kayseri'de Mehmet Topuz ve Saidou maçta oynamayacaklar.

Bank Asya'nın Yeni Yüzü: Mersin İdman Yurdu


90'da Zafer Biryol attı ve Mersin Bank Asya'daaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaa

Kasımpaşa-Altay


Yeni aklıma geldi maç hakkında bir şeyler yazmak. Bu maçtan önceki Karşıyaka-Bolu maçı daha da zevkli geçmiş. Öğlen saatlerinde oynanıca o maçıda izleyemedik ama kalbibimizin Karşıyaka ile olduğunuda söylemekten çekinmiyorum, taraftarı yeter. Kerem İnan penaltı atışlarında süper kurtarışlar yaparak takımının adını finale yazdırdı. Gelelim Kasımpaşa-Altay maçına. İlk yarıyı hiç izleyemedim. İkinci yarınında 70. dakikasına ancak yetişebildim. D Spor'u açtığımda skor 1-1 idi. Fazla atak yoktu, ara ara baktım ondan sonrada. Bi 73. dakikada Kasımpaşa'nın bir de 89. dakikada Altay'ın önemli atağı oldu o kadar. Son düdük çaldı ve maç uzatmaya gitti. Uzatma dakikalarında Altay daha bi atak oynadı. Topa bastı, açık alan şansı buldu. Uzatma anındaki ilk dakikada Altay'lı Burak'ın karşı karşıya kaçırdığı gol Altaylıların kendisine küfür basmasına sebep oldu hele ki dakikalar 106'yı gösterirken yine Burak Kasımpaşa ceza alanına girdi ama topu ayağından açınca kaleci Tolga kontrol etti. Uzatma dakikalarının son anında Kasımpaşa korner kullandı kesin gol olur dediğim anda Enver yükseldi ve gol oldu ama hakem bu pozisyonda faul var dedi. Defalarca gösterdiler en sonunda omuzuna basarak yükseldiğini tespit ettim, yanlış hatırlıyorda olabilirim. Zaten Burak'ın 106. dakikada kaçırdığı golden sonra Altay'ın maçı ancak penaltılarla çevirebileceğini düşünmüştüm ve maçta penaltılara gitti. 2 sezon önceki olduğu gibi seri penaltı atışları sonunda Kasımpaşa maçtan galip ayrıldı. 2002-2003 sezonunda diğer İzmir temsilcisi Göztepe ile birlikte Süper Lig'den düşen Altay bir türlü çıkamıyor. Son senelerde de hep play-off oynamasına rağmen. Yarın kalbimiz Karşıyaka ile olacak. Süper Lig'de bir İzmir ekibi görme özlemi çekiyoruz...

Selamlar Amerikan Güreşi Severler


Ve evet...Amerikan Güreşi bileniniz vardır. Bilmeyeniniz vardır. Bende Amerikan Güreşi ile ilgili bilgiler yazılar yazacağım. Ki bizim ülkemiz de az bilinen bir spor dalını güzel şekilde sizlere bigli şekilde vermek. 5 Sene oldu sanırım bu spor ile ilgileneli ki bu spor için geceleri uykumdan olup kalkıp şov takip ederdim. Maskat'ımız bu spor'u sizleye yaymak ve daha çok fanlar oluşturmak eminim ki keyifle yazılarımı okuyacaksınız. Okuduğunuz da birşey anlamadım da diyebilirsiniz. Çünkü ilk kez isimler duyacaksınız üstüne varırsanız vay be diyip bu spor dan zevk alacağınıza inaniyorsanız beni bulun...

Bulmak isteyenler bu adres den ulaşabilirler: wwe_sd@hotmail.com

Win or Go Home


7. maçlar öncesi iki seride de durum karışık. Orlando, her ne kadar 6. maçı kazanmış olsa da, Howard'ın açıklamalarından sonra biraz takım benliğini kaybetmiş gibi. Aynı şekilde diğer tarafta da Lakers adına soru işaretleri hava uçuşurken, Houston'da adeta bahar havası hakim. Bu 4 takımdan ikisi yarın gece 08-09 sezonunu kapatacaklar ve bu iki kritik maç öncesi şimdiye kadar gelinen noktaya bir göz atmak lazım.
Doğu Konferansı'ndan başlarsak, seri boyunca sahada varlıkla yokluk arasında gezinen bir Orlando ve Hidayet, öbür tarafta da eksiklerine rağmen canla başla boğuşan bir Boston vardı. Bazı maçlarda bu görüntü tam tersine dönmüş olsa da, Magic'in sahada playoff seviyesinde mücadele ettiğini, işin hustle tarafına katkıda bulunduğunu söylemek zor. O mücadeleyi göstermiş olsalar, şu anda belki de Cavs-Orlando serisi ne olur diye konuşuyor olabilirdik. Özellikle yaklaşık 10 sayıdan 4. çeyrekte verdikleri bir 5. maç ve 20 küsür sayıdan Boston'ın dönüşüne izin verdikleri bir ilk maç var ki Orlando hakkında neden bu kadar negatif düşündüğümü örnekleriyle sahaya yansıttılar adeta.

Boston cephesinde, beklenmedik oyuncuların beklenmedik katkıları bu seride önemli bir nokta oldu. Marbury ve Big Baby sayesinde 2 maç kazandılar ve Garnett'in olmadığı, Bulls serisinin eli sıcak şutörü Ray Allen'ın sadece bedenen sahada olduğu bu seride 3-3'le işi Banknorth Garden'a bırakmayı başardılar.
Tüm bunları göz önüne alırsak, son maçta Boston'ın seyirci ve tecrübe farkıyla maçı kazanacağını ve Cavs'in rakibi olacağını düşünüyorum. Tabii bu iki takımdan hangisi gelirse gelsin, şu durumdaki Cavs'ten 2 maç almalarının bile mucize olacağını not düşmek gerek.


Diğer yanda Los Angeles'taki son maça gelecek olursak, Lakers'ın probleminin de Magic hakkında söylediklerimden farklı olduğunu düşünmüyorum. Bynum'ın Greg Oden'a taş çıkartması, Kobe ve Gasol hariç diğer bütün yan parçaların sahada işlerini yap(a)maması, Phil Jackson'ın bu seriyi erken bitirip daha az yıpranarak Batı Finali'ne çıkma hesaplarına büyük bir taş koydu ki son duruma bakacak olursak o Finali görmelerinin de garanti olduğunu söylemek, Houston'ın şu ana kadar verdiği onur mücadelesine haksızlık olur. 
Houston tarafındaysa morallerin yerinde olduğunu söylemek gerek.Bu seride T-Mac'in olmadığı 6 maçtan 3ünü, hem T-Mac hem Yao'nun olmadığı 3 maçtan 2sini kazandılar ve özellikle 3.maçtan sonra herkesin beklediği rahat Lakers galibiyetlerine izin vermediler. Kaybettikleri maçı 40 sayıyla kaybettiler, sahada olumlu hiçbirşey gösteremediler ancak 6. maçta bu 40 sayılık hezimetin ardından kazanmaları, herkeste olduğu gibi bende de bir şok etkisi yarattı. Ancak bu noktanın onlar için sezonun sonu olacağını düşünüyorum, seri boyunca müthiş bir çaba ortaya koymuş olsalar da, Lakers kendi sahasında 7. maçı vermez, Big Phil de bu maçta takımın üzerindeki ölü toprağını kaldırmayı başaracaktır. Özellikle "size" olarak iyice küçülen Houston pota altına karşı Bynum'ın skor tehdidine çok ihtiyaçları var ve Bynum'ı şu anda içinde olduğu psikolojik hezeyandan çıkaracak iki üç koç varsa, bunlardan biri hatta birincisi Phil Jackson'dır.

Son olarak da TV programını verip yazıyı bitirelim.

17 Mayıs Pazar 22.30
Los Angeles Lakers - Houston Rockets NTVSPOR
18 Mayıs Pazartesi 03.00
Boston Celtics - Orlando Magic NTV

by sannti

How Much İs Ronaldinho?


Bambaşkasın Fotomaç...

Eurovision 2009 -Yarı Finaller-


Geldik yine yılın en keyifli zamanlarına, milletçek en çok bu zamanlar konuşulur müzik. Kral Tv'nin dandirik ödüllerini izleyen sayısı 5-10 civarındayken bu yarışmayı Avrupa'da en çok izleyen toplumuz (Ruslar ev sahibi saymıyom o yüzden) Baktım Ntv'ye Okan Bayülgen konuşuyor yine modacıyı falan almış yanına yok şöyle de böylede, gay yarışmasıda bilmemne de. Kimse kusura bakmasın tahminimce Türkiye'nin yarısı izliyo yarışmayı ve itiraf edemiyolar utanç duyduklarından. Okan'ın bu postmodern yaklaşımından hep nefret etmişimdir, ulen İngiltere takmıyo ama niye takmıyo bi düşünse. U2'yu Leona Lewis'i Coldplay'i yollasalar yarışmanın ne olacağını onlarda biliyo. Keza Finlandiya, İsveç gibi ülkeler de çok güçlü şekilde katılmıyorlar daha bir festival havası hakim oralarda fakat bu bizi ilgilendirmiyor bence. Sonuçta merak ettiğimiz, ilgilendiğimiz şeyi "Avrupa-sosyete-sınıf"izlemiyor diye izlememezlik yapmayacağız herhalde.

Bu seneki yarışmada tam bir favori sezinleyemedim ben geçen seneki ya da Lordi gibi ya da gelmeden önce kazanacağı düşünülen my number one gibi bir şarkı yok bu yarışmada. Tepki oyları denen ve bence olmayan şeyin de işe yaramayacağını düşünüyorum. Lordi'ye tepki oyu gelmişmiş tamam iğrençti şarkı bilmem ne ama o kadar metalci var bu dünyada el attılar olaya işte birazcık ta farklılık istediler. Yoksa Okan Bayülgen ya da Hıncal Uluç gibi fularlı insanların bir ellerinde chivas regal diğer ellerinde telefon ile şuna tepki koyayım dur diyip oy attığını sanmıyorum. Ne lan bu tepki işi millet tepki için 20 kontör mü harcar hiç. Geçen seneki İspanya ya da İrlandalı hindi gösterdi bu "tepki oyu geldi berkecan o yüzden hede ülke kazandı"cılara.

Tepkiden ziyade o işe o yıl kim daha ciddi hazırlandıysa o kazanmakta ve de farklılık yaratmak önemli olan. Mesela sahne şovları açısından Sertab büyük farklılık yaratmıştı gerçi bambaşka bir şarkıydı onunkisi ya hiç girmeyelim o konuya. Daha sonraki sene Ukrayna-Yunanistan 2 tane şov şarkısı yaparak ve de başarılı olarak bu günlere gelinmesini sağladı. Tribün şarkısı olarak wild dance-my number one'ı örnek sayabiliriz son 5 senede. Lordi bambaşka bir şeydi, başkaldırı gibiydi adeta kostüm olsun şov olsun vs. zaten seslerinde ve şarkıda meymenet yoktu pek, Epica-Nightwish-Him-Sentence gibi gruplar tozunu attırır buranın orası başka tabi. Lordi'nin yaptığı sadece sinmiş azınlığı hareketlendirmekti ve bunu yaptılar, bir daha da yapan olmaz böyle olsa bile rekor kıracak kadar oy alamaz. Normalde metal dinlemem, o bangırtıyı sevmem fakat onlar her oy aldığında bir finli gibi sevindim evimde. Sempatiyle alakalı birşey bu.

Örneğin geçen seneki Rusya'nın kazanışı çok büyük bir zaferdi bence, Dima Bilan gibi popülarite olarak çok üst düzey bir isim-Plushenko gibi bir fenomenle birleşince şarkıya falan bakılmadı. Ben dahil etrafımdaki çoğu kişi Plushenko'nun buz üstündeki hareketlerini izlemek için geçti ekran başına ve o başarıdaki en büyük pay sahiplerinden biriydi Plushenko ve bu başarıya aç Rusya halkı. Çok güvendikleri tatu bile onları yalnız bırakmıştı, daha sonra 2.sınıf Eurovision ülkeleri gibi ne kadar kız o kadar puan demek hacı zihniyetiyle 3 kızdan oluşan bir grupla başarısız olmuşlardı. Bu bakımdan geçen seneki takım zihniyeti onlara bu birinciliği getirmişti.

Tahminimce izlediğim en barbat yarışma olan ve az üstünde dursak derece yapabileceğimiz fakat rimi rimi ley sürprizi(!) ile karşılaştığımız yarışma haksız rekabetti bana göre. Onu pas geçecek olursak son yıllarda Kenan Doğulu'nun senesi biraz daha güçlü olarak göze çarpıyor. Sırbistan ya da aldıkları 12 lerle Yugoslavya mı desek ne, kazanırken Verka Serduchka (nası yazılıyosa artık) 2. olmuştu, tepki falan değildi bana kalırsa o 2.lik, basbaya eğlenceli bir şarkıydı o. 1. olamazdı ancak 2.lik tam ona göreydi, Kenan birazda şanssızlığından kaybetti bana kalırsa yoksa çok ekstra puanlar gelmişti (İngiltereden 12, Finlandiya dan puan falan)

Geçen seneki Mor ve Ötesi seçimimiz ise iğrenç espri olarak saçma ve ötesi bir hareketti. Hiçbir albenisi olmayan bir grup tamamen kendi çizgisinde yani albüm şarkısı zihniyetinde bir şarkı yaptı ve gurbetçilerimiz sayesinde ancak 7. olabilmiştir. Eğer biz önemsiyorsak sadece yerel değil acık daha kıtasal sanatçıları göndermeliyiz. Örnek olarak Dima Bilan 2006 da 2. olmuş geçen senede ortalığı süpürmüştür üstelik yarı finalden de toplanda en yüksek 3. oyu alan ülke olarak. Finalde çok çok arttırmıştır oyunu kendileri, neyse çok dağıttık konuyu kısacası biraz daha farklılık yaratmak tribün şarkısına farklı yorum getirmek başarının anahtarı. Ya da ülke ezgilerinin yoğun olduğu bir Balad yapacaksın Sırbistan örneğindeki gibi.

Gelelim bu seneki yarışmaya, açıkçası epeyce hayat kırıklığına uğradım bu seneki yarışmadan dolayı, katılanların yarısı klasik Eurovision şarkısı yapmış, farklılık yok hala bazı ülkeler ne kadar kız o kadar puanı savunuyor falan filan. Hadise şarkıyı söyleyememiş, arkadaki abimiz tamamen iman gücüyle vokal yapacağı yere Allah ne verdiyse söylemiş Hadise'den çok oynamış falan aklımda kalanlar bunlar. Koçum yap bi şarkı seneye sen gidersin belki kasma bu kadar demesi lazım birilerinin. Şarkı iyi bir şarkıydı özellikle bu seneki standartlara göre kazanabilecek şarkıydı fakat pazarlama yapalım derken eskidi şarkı, o kadar çok çalındı ki anlatamam. Diğer ülkelere gelirsek ilk yarı final birazcık daha kolayca geldi bana, daha çerez ülkeler vardı ki çıkmamız çok ta büyük olay değildi, zorlanmadan çıktık açıkçası ve Hadise'ye hastalıktayken moral oldu bu.2. yarı final ise kurtlar sofrası gibiydi, Yunanistan zaten finalist olarak geldi direk aynı biz gibi Ermenistan gibi Ukrayna gibi. Kontör ziyanıdır bunları yarıştırmak yarıfinalde.

İlk günden aklımda kalan pek bi şarkı olmadı, birazcık Portekiz, birazcık Malta o kadar. Malta da pek iddaalı gelmiş ilk 10 da yer alacaktır %100 fakat 1.lik çok zor be ablam benim. Portekiz ise ilk 10 u zorlayabilir belki yani şarkı akılda kalıcıydı, 2 tane slow şarkı arasına denk gelebilirse ya da slow şarkılardan sonra çıkarsa ilk 10 şansı daha da artar. İzlanda çok şaşırttı beni yani ilk 5 yaparsa asla şaşırmam güzel bir kız iyi bir ses şarkıyı dinleyemedim pek.

İkinci gün biraz daha denk mücadeleye yol açtı, soytarı yoktu yani ortalıkta ilk günkü gibi, Sırpların elenişi biraz düşündürdü beni açıkçası ancak 12 şer puan aldıkları 3 ülke oy kullanamayınca elendiler bana kalırsa. En az 36 puan eklentisi bonussimo amcayı finale götürürdü. Sakis yine şovunu yaptı ancak çok antipatik gözüktü bu sefer, öncekinde daha bir sempatikti, sanki parti sloganı gibi olmuş bu şarkı tam Eurovision şarkısı ama olmamış işte. Danimarka fena değildi, soft rock yapak dediler herhalde ama yakışmış yani bangırtıdan iyi olmuş. Benim birincilik adayım ise yine 2.gün çıktı sahneye, Norveç alır diyorum ben bu yıl ya da favorim onlar diyorum artık her nasıl algılarsanız.

Sahne şovları çok abartılı değil ve müziğin ritmiyle uyumlu, söyleyen eleman kızlardan oyları alabilecek biri Rusya'da yapılan yarışmaya Belarus asıllı biri gidiyor ki oy almanın zor olduğu Ukrayna-Belarus-Rusya üçgeninden oylar çıkarabilecektir bence. Kemandır şarkıdır iyi yani dinlenebilecek şarkı. Dinlenebilecek derken basbaya dinlencek şarkı ya işte, normalde çıksa da iş yapar bu şarkı albüm olarak. İnşallah ta kazanır elaleme bacak açmadan da kazanılacağını gösterir, şarkının sözleride masum bir aşk hikayesi gibi iyi lan işte şarkı. İlk 3 e girer inş. hatta kazanırda umarım. Yalnız tüm hepsini gördüken sonra Athena'ya yazık olmuş diyorum ben, şurda yarışsa o şarkıyla kesin alır ancak Norveç çok sağlam gelmiş. Rusları anlayamadım zayıf gözüktü biraz.

Bir İlkokul Kompozisyon yarışması olarak hayalimdeki Eurovision'da Tarja'nın olduğu Nighwish-Coldplay-Sentence-küfürsüz soad-Dima Bilan-Eammstein-Tarkan gibi isimler olsun, Sezen yazsın Tarkan söylesin gelsin baltık oyları falan süper olmazmıydı ha bloggerlar söyleyin bana. Aha bu da benim listemdir ilk 10 umdur

1-Norveç
2-İzlanda
3-Türkiye
4-Yunanistan
5-Rusya
6-Ermenistan
7-Azerbaycan

Yeter işte ya 7 kişilik liste popüler bahis olmasada Can Tongo'nun bomba kuponuna girebilecek liste. Sahi ya iddaa neden Eurovision'a bahis koymadı ki, İngiltere'ye falan handikap verir +140 tan falan başlatırdı fena mı olurdu. Neyse uzattık zırvaladık falan gece gece okuyana okuyacak olana Allah sabır versin. Bunu okuyan direk Flying Dutchman'deki Çinlilerin videosunu izlesin bakiyim, üst üste izleyin bu yazıdan sonra da kendini pokemon sanan çocuk misali depresyona girin. Hadi iyi geceler blog.

Su Kesintisi!

Bu ne biçim iş ya,bu ne akılsızlık ve mantıksızlık.Koca İzmir'in yarısının suyu yok şu anda köprü inşaası yüzünden,2 gün olarak açıklandı fakat söz verilen saatte gelmedi su hala beklemekteyiz.Keserken tam dediğiniz saatte kesersiniz ama dimi.Amacım ne partiyi ne belediyeyi kötülemek ama rezalettende öte bişeydir bu,30 dereceden fazla bir sıcaklık var ve su yok.Bu ne ya,bu ne bilinç,şuursuz insanlarca mı yönetiliyoruz koskoca ege üniversitesinde bile sular akmıyo ya inanılcak şey değil.sonra egenin incisi edebiyatı yaparsınız,neresi inci be yüz karası mübarek yüz karası.Koktuk efendim koktuk 30 derecenin alnında 3gün duşsuz geçince koktuk,olay budur...