makale etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
makale etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

Teknik Direktör Meselesi


En ağır yorumları yapabilirsiniz bu yazı hakkında yani Bülent Uygun gibi değilim eleştiriye açığımdır. Neyse başlayalım bakalım dün söz verdiğimiz değerlendirme işine.

Öncelikle takımlarımızda yapılan en büyük yanlıştan başlamak istiyorum, bizim takımlarımız yani büyük takımlarımız şu 2 yoldan birini seçiyorlar her zaman. Büyük antrenör gelirse sisteme uymayan oyuncular teslim ediliyor nasıl olsa hoca büyük diye ya da küçük isimlere daha doğrusu man management özelliği düşük isimlere yıldızlar emanet ediliyor. Bunu şu şekilde de açabiliriz ki en net örneği bu seneki Skibbe-Aragones ikilisidir, ben hala düşünürüm acaba tam tersi takımlara gelseydiler başarılı olurlardı diye.

İlkinden başlayalım, büyük adam küçük oyuncu. Bu şekilde bir film vardı galiba büyük adam küçük aşk adında o geldi birden aklıma, neyse gelelim meseleye. Bilindiği gibi ülkemize en krem tabakadan teknik direktör getirmek deveye hendek atlatmaktan kat kat daha zor bişey hatta imkansız. Hem maddi hem manevi yönden, şöyle düşünelim bugün bizim burun kıvırdığımız Scolari bile Chelsea'den baya yüklü para kazanıyordu yani önce bu maddi külfetin altına girmek gerekecek. Daha sonra ise aldığımız hoca tipiyle alakalı sorunlar baş gösteriyor, Hiddink gibi gittiği yerdeki oyuncu durumuna göre taktiğini yapan, ayağını yorganına göre uzatan (kadro anlamında transfer değil) bir çalıştırıcı alıyorsanız ne ala ancak böyle birinin şu anki ülke şartlarında gelebilitesi sıfırında altında. Diğer yönden sabit sistem adamları ise sistemine uyacak oyuncular transfer etmek için büyük bütçe istiyorlar. Bunun en basit örnekleri ise yine ülkemizden ve yine Fenerbahçe'den, Zeman ve Aragones gibi sabit sistem adamlarına verilen oyuncu tipi o sistemler için hiç müsait değildi, sonuçta siz tek pasa dayalı bir sistem kurmuş Aragones'e 5tane tam defans, 5 tane tam hücum adamı verirseniz ve bunun ortası hiç olmazsa böyle sonuçlar alınır. Geleceğim sonuç büyük teknik adam almak cesaret ister, bütçe ister. Gelenler ise biraz defoludur, Derwall yeni heyecan istemiştir ayırabiliriz bunu, Aragones yaşı nedeniyle bir ikramiye gibi gelen fırsat üstüne gelmiştir. Del Bosque'nin niye gittiğini hala anlamadım Mustafa'dan bir yorum bekliyorum hatta yazı bu konuyla ilgili.

İkinci kısım ise çok daha karışık man managemant olayı, yani aslında demek istediğim öyle bişey değil ama anlatamıyorum tam derdimi. Örneğin; Skibbe süper bir taktik insanıydı ancak takım içindeki sorunlar onu bambaşka yerlere gönderdi, vizyonsuz değildi ancak biraz korkaktı bildiği oyuncular dışına çıkmıyordu ve kondüsyon açısından çok eksik bıraktı takımı. Ayrıca Türkiye şartları içinde bilgisi sıfıra yakındı Kayseri deplasmanındaki beraberliğe sevinişini unutamam. Böyle insanlarda gelmemeli bana kalırsa, örneğin Skibbe Gaziantep olsun, Eskişehirspor olsun ya da ne bileyim Kayserispor için çok çok iyi bir isimdir ancak büyük takımda pek barınamamıştır.

Gelelim medyadaki isimlerden yola çıkıp asıl anlatmak istediğimi ortaya koymaya, hakikaten bizim yönetimler bu işi bilmiyor, bilseler Alain Perrin gibi isimler ortaya asla atılmaz. Alain Perrin de ne ya, dünkü yazımda dediğim gibi ne katıcak ülke futboluna, yeni vizyon-yeni başarılar-genç oyuncular-kaliteli alt yapı ha hangisini katıcak. Ende sadece Portsmouth ile küme düşmeme ve Lyon'la şampiyonluğu var yanılmıyosam ki yanılıyosamda yorumlarda yazarsınız eyvallah. Hata yapmışık deriz. Laudrup'un da biraz şişirme olduğunu düşünüyorum ben açıkçası, yani Bayram Tutumlu gibi bir adamın menejerliğini yapması bile tehlikeli yapar bunu. Schuster zamanı analizleri okurken Laudrup'un onun sistemini devam ettirdiğini gördüm, tamam saygın bir isimdir bir değerdir dünya futbolu için ancak hemen alıp büyük beklenti içine girmekte biraz yanlış, Laudruptansa Le Guen derim ben.

Le Guen ismi aslında biraz daha karışık, Lyon'da oynattığı futbola bayılırdım ve o zaman keşke gelse derdim keşke gelse. Fakat Glaskow tecrübesi benim için o kadar süre Lyon'da yaptığı herşeyi yıkmaya yetti bile, o nasıl çaresizlik o nasıl acizliktir. Akıcı ve sert oynattığı tamam ancak o da günü kurtarır bizim için Mustafa Denizli'nin Beşiktaş'ta yaptığı gibi. Başarılar kazanırsa en büyük Le Guen deriz ancak o gittikten sonra bakarız ki elde var sıfırdır. Ben tam olarak endüstriyel futbola geçemediğimiz için daha çok yarışmacıdan ziyade planlayıcı isimleri görmeyi daha çok isterim takımın başında, Kalli mesela 10 yaş daha genç olsa kesin gelmesini isterdim keza Co Adriaanse de o şekil. Magath'ı mesela Schalke alabiliyorsa biz neden alamayalım. Şu anda bizim ihtiyacımız olan şey kendi değerlerimizi parlatmak buna ihtiyaç duyuyoruz, örneğin Ertuğrul Sağlam-Bülent Uygun-Abdullah Avcı dışında kaliteli yerli çalıştırıcımız var mı gelecek için ışık veren,d aha önemlisi bir ekolümüz var mı? Bizim için ekol alt yapıdan çıkan oyuncunun yeteneğidir, Arda gelir o gelir bu gelir başarılı oluruz ancak bunlar kişisel başarılardır. Bizim bir model olmamız lazım kendi içinde değerli bir model hemde.

Galatasaray örneğini ele alalım, müthiş dediğimiz alt yapı dökülüyo şu anda ve yönetim Kalli'ye bir rapor hazırlattı bu konuyla ilgili, realist olacak olursak bizden asla bir Barça olmayacak, bir Manchester United olmayacak bir Bayern asla olmayacak (Bayern demişken Hoeness yazısını mutlaka okuyun borges'ten) Biz kendimiz olmalıyız çünkü bu ülkede 6+2 dururken Avrupa'da başarı birazda kendi evlatlarımızdan geçiyor. Örneğin Kewell'ın sağ açık olduğu takımda arkada Sabri durmamalı, fundemental olarak daha etkili bir isim olmalı (extensor'ın Bjk maçı hakkındaki yazısıda enfesti ona da övgülerimi göndereyim) ancak bu şekilde kompakt futbol oynayabiliriz. Mesela Uefa':yı alan takıma baktığımızda yabancıların hepsinin kritik rolleri olduğunu, yerlilerin de başlı başına büyük oyuncular olduğunu görüyoruz. Bu şekilde bir yapı kurulmalı ve bu yapıyı kuracak insan getirilmeli başımıza, alt yapıdan gelen Mehmet Güven daha az kilolu olmalı mesela daha teknik daha defansif yönü başarılı olmalı, Aydın fiziksel ve zihinsel olarak bu kadar düşük olmamalı.A ncak bu şekilde kurtuluruz fakat yönetimlerin bunu taktığı yok ,belirli menajerler var bunlar aracılığıyla hocalar alınıyo, oyuncular alınıyo olmayınca sil baştan. Perrin geldi yine aklıma delircem sonunda bu takım yüzünden o olcak Perrin ne ya Perrin.

Pembe tablo çizecek olursak düşünsenize bir 10 yıl sonra Fenerbahçe ve Beşiktaş ta alt yapılarını çalıştırıyor ve oyuncular çıkarmaya başlıyor. Buna bağlı olarak ligin kalitesi artıyor, Ada'da ve diğer liglerde daha çok oyuncumuz var ve direk katkı yapabiliyolar. Milli takım çalıştırıcımız Gökhan Gönül sakatlandığında yerine Sabri'yi oynatmıyor Napoli takımında oynayan oyuncumuz Ahmet oynuyor onun yerine atıyorum, ya da kalede Volkan arıza çıkardığında terlemiyoruz yerine Malaga'nın kalecisi Bülent oynuyor gibi. Ancak bu şekilde söz sahibi olabiliriz, ulen yazıyıda nerden nereye getirdik ya neyse. Daldan dala oldu biraz ama olsun pek çok şeye parmak bastık, sözün özü Houllier gelsin başka şey istemem.

Ada'nın Önemli Transferleri


10. Rio Ferdinand: Leeds – Manchester United: Leeds United’ın Premier Lig’de ve Şampiyonlar Ligi’nde mücadele ettiği yılların ardından eski günlerine dönmekte zorlanan takım dağılmaya başlamıştı. Bunu da taraftarlar tepkiyle karşılamıştı. Finansal durumu da göz önüne aldığımızda Rio Ferdinand için yapılan 34 milyon Euro’luk teklif reddedilmeyecek kadar iyiydi.

9. Lee Clark: Sunderland – Newcastle: 1997-98 sezonu öncesinde Newcastle United’dan Sunderland’e transfer olan Lee Clark, 1999 yılında 105 puan toplayarak kırmızı beyazlıların Premier Lig’e yükselmesine katkıda bulunan isimler arasında yer aldı. O sene Newcastle ile Manchester United arasında oynanan FA Kupası final maçında görüntülenen Clark, Sunderland formasını bir daha giyemedi.

8. Nicky Barmby: Everton - Liverpool: 1996 yılında rekor bir ücrete Middlesbrough’dan Everton’a transfer olan Barmby, Everton’da 3,5 sene kaldı. 1959 yılında Dave Hickson’ın ardından Everton’ın Liverpool’a sattığı ilk oyuncu oldu. 2000-01 sezonunda başarılı bir dönem geçiren Barmby, toplam on gol atarken, eski takımı Everton’a da gol attı.

7. Denis Law: Manchester United – Manchester City: 1962-1973 yılları arasında Manchester United forması giyen Denis Law, 1973-74 sezonunda Manchester City’de oynadı. Eski kulübünün küme düşmesine sebep olan golü atan Law, golü attıktan sonra sevinmedi.

6. Wayne Rooney: Everton – Manchester United: 2004 senesinde Everton’dan Manchester United’a 28 milyon euro’ya transfer olan Rooney, Everton altyapısında yetişmişti. Wayne Rooney, İki takımın karşılaştığı mücadelelerde taraftarlarının tepkisini alıyor.

5. Ashley Cole/William Gallas: Arsenal – Chelsea: Ashley Cole, Arsenal’in kendisine önerdiği yeni kontratı duyunca çok sinirlenmiş, az bulmuştu. Chelsea’de bu şansı kaçırmak istemedi ve Cole ile anlaşmaya vardı. Gallas da bu dönemde Arsenal’e transfer oldu.

4. Andy Cole: Newcastle United – Manchester United: Kevin Keegan 8.2 milyon euro’ya Cole’u United’a satınca büyük tepkiler almaya başladı. Newcastle United kariyerinde 70 maçta 55 gol atan oyuncuyu satması hakkında Keegan, taraftarların kendisine güvenmesini istedi. Cole ilk sezonunda zorlansa da daha sonra 5 lig şampiyonluğu, 2 FA Kupası, Lig Kupası ve Şampiyonlar Ligi kazandı.

3. Eric Cantona: Leeds - Manchester United: Leeds United’da forma giyen Cantona, Sir Alex Ferguson’un kendisini transfer etmesiyle Manchester United’ın önemli bir parçası oldu.

2. Sol Campbell: Tottenham – Arsenal: Tottenham’ın altyapısında yetişen Campbell, ilerleyen yıllarda takımın en iyi oyuncu olurken taraftarında sevgilisi oldu. Şampiyonlar Ligi’nde mücadele etmek isteyen oyuncu Arsenal’e transfer oldu. Bu olay Spurs taraftarının sevgisini nefrete çevirdi.

1 numara sizden olsun :) bekliyorum yorumları...bu listeyi internetspordan aldım.

Joe Kinnear ve Harry Redknapp

Given, Coloccini, Barton, Martins, Owen, Duff, N'Zogbia, Gutierrez, Ameobi ve daha pek çoğu. Kağıt üzerinde iyi bir kadro gibi değil mi? Evet öyle, lakin sahada konuşamıyorlar. Sadece bu sezona has bir durum da değil bu, Newcastle geçen yıllarda da çok farklı değildi. Aslında bu sezona iyi bir başlangıç yaptıklarını söyleyebiliriz. İlk maçta Old Trafford stadında alınan beraberlik, ardından gelen Bolton galibiyeti ve Coventry'e karşı kazanılan kupa maçı. Ancak sonrasında felaket bir seriyle karşı karşıya kaldı, Newcastle. Arsenal, Hull ve West Ham'e ligde kaybedilen maçlar, son sıraya kapağı atan Tottenham'a karşı kaybedilen maçla veda edilen kupa ve son olarak da St. James Park'taki Blackburn darbesi. Mağlubiyet serisinin başlangıcı olan Arsenal maçının ardından görevi bırakmıştı Keegan. Ondan sonra da art arda 4 maç kaybederek, bir türlü iflah olmadılar. Taa ki Kinnear takımın başına gelene kadar.


İç sahada kaybedilen Blackburn Rovers maçının ardından koltuğa oturan Kinnear, göreve hiç de fena olmayan başlangıç yaptı. Everton deplasmanından alınan 1 puan, güçlü City'ye karşı içeride alınan 1 puan, gelecek adına umut veriyordu. Bunların arkasından Sunderland mağlubiyeti biraz canları sıksa da, hafta içi alınan WBA galibiyeti ile derin bir oh çektirdi, St. James Park'a. 5 maçlık mağlubiyet serisinin ardından, 4 haftada toplanan 7 puan gelecek adına bazı mesajlar veriyor. En son oynadıkları WBA maçının büyük bölümünü izleme fırsatı bulabildim. Özellikle ilk yarı ortaya konulan futbol, oyuncuların heyecanlı ve iştahlı olduklarını çok net bir biçimde gösterdi, bu iyi oyunun karşılığı da soyunma odasına 2-0'ın avantajıyla gitmek oldu. 2.yarıda gelen WBA golü, St. James Park'taki seyircilerde de, sahanın içindeki futbolcularda da büyük telaş yarattı. Haftalardır alınamayan galibiyetin telaşı... Derler ya; bir takım art arda kaybetmeye başlarsa kaybetmeye alışır, kazanmayı unutur. Aynen öyleydi Newcastle'ın durumu. Bir terslik olmadı, Newcastle kazandı. Konuşmak için biraz erken olabilir ama Kinnear'ın gelişi takımda bir heyecan, kendini ispatlama isteği yaratmış...



Tottenham da Newcastle'ın bir model üstü. Gomes, Corluka, Bale, Lennon, Jenas, Pavlyuchenko, Bent, Modric, dos Santos, Huddlestone, King... Premier Lig'de ilk 4'ü zorlayacak, UEFA biletini rahat alabilecek bir kadro. Başlarında da Sevilla'yı yaratan Juande Ramos... Aynı Newcastle'da olduğu gibi, işler burada da kağıt üstünde iyiydi ama yeşil çimlerin üzerinde değil... Kısa bir süre önce Ramos ile ilgili bir post girmiştik bloga. Biraz geriye giderseniz görebilirsiniz. Yazının sonunda Ramos'a gönderme yapmayı da ihmal etmemiştik. Ömrü de çok uzun olmadı. Çok yoğun olan ve hiç görüşemediği (!) başkanı gözünün yaşına bakmadı Ramos'un (Ramos'un çok da umrunda olduğunu zannetmiyorum ya, alacağı tazminatla sittin sene yaşar). Ramos'un 8 haftadaki 2 puanlık performansı yüz kızartıcıydı. UEFA Kupası 1.Turu'da güçlükle geçilmiş, grup maçlarına da mağlubiyetle başlanmıştı. Ülkemizde her vatandaş der ya; "ulan bu takımın başına beni getirsinler, daha kötü olmaz şerefsizim" diye. Gülüp geçerim bu tip söylemlere ama ortaya çıkan tabloya bakıldığında, insanın o cümleyi kurası geliyordu hakikaten...

Redknapp geldi başa... Tottenham, yeni antrenörüyle çıktığı ilk maçta, ligdeki ilk galibiyetini aldı, Bolton 2-0 mağlup edildi. Tottenham, dün tanıklık ettiğimiz efsane derbinin de taraflarından biriydi. Kuzey Londra derbisinde perdeyi, jeneriklere geçecek güzellikte bir gol atan Bentley açtı. Arsenal'ın defans elemanları Silvestre ile Gallas yan toplardan buldukları gollerle maçı 1-0'dan 2-1'e çevirdiler. Arkasından, 4 dakikada 3 gol izledik. Önce Adebayor farkı 2'ye çıkardı, sonra Bent 1'e indirdi. Sonra yine Adebayor çıktı sahneye, harika bir asist yaptı Van Persie'ye, affetmedi o da, 4-2'ye getirdi skoru. Van Persie'nin golünden sonra, Arsenal şova başlar, maç 5-6'ya gider diye hangimiz düşünmedik? Lakin Arsenal, 4-2'den sonra rakibinin üzerine pek gitmedi. Maç bitecek derken, 90'da Jenas çıktı sahneye. Umursamadık bu golü, yalan değil. Ama Tottenham mücadeleyi bırakmadı, elinden geldiğince baskı kurmaya çalıştı uzatma dakikalarında. Gollerinin hepsini uzaktan şutlardan atan, yaratan Tottenham'da, Modric füzeyi gönderdi 90+4'te. Direkte patladı, Lennon tamamladı. Tottenham'lılar bir zafer kazanmışçısına mutluydular, sahaya atlayan 1 taraftar ile birlikte yaşadılar gol sevinçlerini. Sarıldılar, üstüne atladılar... Orada Lennon'a sarılarak kendinden geçen taraftarın yerinde, hangi Tottenham aşığı olmak istemezdi ki?

Harry Redknapp dedik başlıkta ama bu maçtan bahsetmesem rahat edemeyecektim, çıktı aradan. Kinnear geleli 1 ay oldu, konuşmak için erken dedik. Redknapp henüz 2.maçına çıktı, onun hakkında konuşmak için daha da uzun bir süre beklemek gerekir. Lakin, dün çok da iyi oynamamasına rağmen onur mücadelesi veren, yeni bir başlangıca hazır olan bir takım vardı sahada. Dolayısıyla, işlerin Ramos döneminden çok daha iyi gideceğini söylemek için çok da erken değil...

Herşeye rağmen, son durumda Newcastle'ın 17., Tottenham'ın 20.sırada olduğu gerçeğini de es geçmemek gerek tabii...

Günümüz Futbolunda Seyir Zevki Veren 5 Futbolcu

Futbol Extra dergisi için yazdığım bu yazıyı blogada koymak istedim. Kasım sayısında yazının dergide çıkıp çıkmayacağında haberim yok, bende merakla bekliyorum. Son olarak "aa bu niye yok dediğiniz futbolcular" olursa yorum bölümüne yazmanız yeterlidir.


1) Cristiano Ronaldo: Futbolu uzun süredir takip eden ve menajer türü oyunlarının hastası olan arkadaşlar çok kişiden önce keşfetmiştir C.Ronaldo'yu. Lizbon yıllarında belliydi zaten büyük bir yıldız olacağı. Sir Alex Ferguson'ın en büyük keşiflerinden birisi Ronaldo. Manchester'a ilk geldiği zamanda da döktürüyorda şimdi de öyle. Geçen sezon muazzam bir futbol oynadı ve herkes tarafından takdir edildi. Bütün ödülleri topladı. Bu senenin Aralık ayında "Altın Top" ödülünü almasınıda bekliyoruz. Sahada onu izlerken hiç sıkılmıyorsunuz. Muazzam bir çalım yeteneği var. Her an her şeyi yapabilir, ne yapacağı kestirilmesi zor bir oyuncu. Öncelerde bitiriciliği zayıftı ama onuda geliştirdi ve durdurulamaz bir oyuncu haline geldi. Ben bu kadar kolay adam geçen bir oyuncu görmemiştim, Maradona hariç. Onuda bizim yaş grubu görmedi. Bende yazılanlardan ve bazı izlediğim maç ve görünütlerden biliyorum ne kadar kolay adam geçtiğini. Ronaldo, yazın bıçak altına yattı ve 2-3 ay arası dönemeyecek dediler ama beklenenden çabuk döndü. O yokken takımın durumunu az-çok herkes bilir. En yakın örnek olarak Süper Kupa'nın kaybedilişi ve ligdeki Manchester United'ın kötü gidişatı. Ayrıca Şampiyonlar Ligi ilk maçında da çok kötülerdi ama ikinci maçta Ronaldo sahadaydı ve hem Rooney hem de Berbatov'un işini kolaylaştırarak takımını rahatlattı. Takım ligde de toparlandı. Bunlar Ronaldo'nun takım için ne kadar önemli olduğunu gösteren bir örnekti. Hani derler ya "Takım 1 oyuncuya bağlı değildir. Geriye kalan 10 kişininde yardım etmesi lazım" diye. Bence bu tez Manchester takımı için doğru değil. Futbolculara kesinlikle kalitesiz demiyorum ama Ronaldo bu takımın beyni. Zaten Sir Alex Ferguson onun yerine bir beyin bulsaydı yazın Ronaldo'nun Real Madrid'e gitmesine izin verirdi. Onu izlerken allah karşı rakibin defansına sabır versin diyorum. Öyle bir oyuncu ki adamın sağından atıp, içinden geçiyor. Çok hızlı. Tam bir sahayı 11 saniyede koşuyormuş diyorlar. Rakip defans oyuncularının kafası sulanıyor Ronaldo'nun hareketleriyle. 1 Temmuz 2006 senesindeki İngiltere-Portekiz maçını unutamam bir türlü. O maçtan sonra İngiltere'ye adımını atamaz diye düşünüyordum ama yanıldım. Takım arkadaşı Gary Neville'ı yerlerde süründürdü, yine takım arkadaşı olan Rooney'i attırdı, son dakikada çok kritik bir penaltıyı gole çevirdi ve tabiri caizse kaleci Paul Robinson'u bakkala ekmek almaya yolladı.Bunları sakat sakat oynadığı bir maçta yaptı. Son olarak frikik atarken topa doğru dikey falso verişi muhteşem. Bunu epeydir yapıyor ve kalecilere zor anlar yaşatıyor. En kral kaleci bile şaşır o tip toplarda. Benim listemde şu anda Ronaldo ilk sırada. Bunda geçen seneki performansı epey etkilidir. Kendini daha da geliştirecektir. Şöhreti genç yaşta kazandı ama şımarmadı. Eğer şımarıp antremanlara ve maçlara çıkmasaydı şimdi Ronaldo'nun nasıl bir oyuncu olduğunu göremeyecektik. Arada karı-kız meselesi oluyor ama onuda anlayışla karşılamak gerek.



2) Lionel Messi: Bana göre geleceğin futbol tanrısı. Maç içinde yaptığı hareket ve bazı yaşanan olaylar Maradona'nın ki ile benzerlik gösteriyor. Sanki Tanrı Maradona'yı izleyemeyenler için Messi'yi göndermiş gibi geliyor. Eğer zamanında Barcelona 13 yaşındayken Messi'nin hormon tedavisini karşılamayıp, kabul etmeseydi şu anda böyle bir yetenek izleyemezdik. Ondan dolayı Barcelona scoutinglerine buradan teşekkürlerimi iletmek istiyorum. Messi'yi Barcelona'nın aziz koruyucusu Jordi'nin iyileştirdiğini düşünürmüş Katalanlar. 2005 senesindeki U21 turnuvasında yedekten gelip 5 maçta 6 gol atmışlığı var. O zamanlar herkes hormon dengesizliği hakkında Messi'ye takılmışlardır. Top ayağında olduğu zaman sahadaki 22 kişiden çok farklı bir oyuncu olduğunu gösteriyor ve belli ediyor. Topa olan hakimiyeti çok iyi ve çok da hızlı bir oyuncu. Mükemmel bir top tutma ve saklama özelliği var. Bileklerini muazzam kullanıyor. Eskiden Ronaldinho ile Messi'yi kıslardım ama artık benim için bu karşılaştırma saçma geliyor. Messi, Ronaldinho'dan çok genç br oyuncu zaten ve daha da yetenekli. Nerde eski Ronaldinho değil mi? 22 Şubat 2006 senesindeki Chelsea-Barcelona maçındaki muazzam oyunu nedeniyle bana formasını aldıran bir şahsiyet kendisi. O zaman daha 18 yaşındaydı. Bu hormon tedavisi yüzünden de çok sakatlanıyor. Genelikle hep aynı ayağına darbe alıyor ve ayağındaki bağlarda yırtılma oluşuyor. 1-2 ay arası sahalardan uzak kalıyor. Genellikle yaz tatilini erken getiriyor. 15 dakika oynasa bile herkesi kendine hayran bırakan bir futbolcu. Kısa sürede büyük işler başarabilen bir oyuncu. Bir sürü 15 dakikaların içine goller ve asistler sığdırdı. En son örnek Barça'nın Shaktar Donetsk maçı. Son 10 dakikada girdi ve iki gol atarak takımı sahadan galip ayrıldı. Maradona'nın 86 senesinde İngiltere'ye attığı golün aynısı 18 Nisan 2007 tarihinde Messi atmıştı. Sanki Maradona'nın 21 yıl önceki golünü yüzlerce kez seyredip, ezberlemiş ve bir gün aynısını atacağına ant içmiş gibi bir his bürümüştü o golü görünce bende. Aynı kanattan, aynı noktadan. Maradona ile benzerliği hakkında bir-iki örnek daha veriyim. 9 Haziran 2007 tarihinde Espanyol'a attığı elle gol en basit örneklerden biri. Sani bunu yapmak için idmanlarda çalışmış gibime geliyor. Kale arkası kamerasından orta hakem görüşüyle golü izleyince gol kesinlikle kafa ile atılmış gibi durmaktadır, Maradona'nın "Tanrı'nın Eli" golü ile aynı. Teknik, hızlı ve futbol zekası üst düzey. Oynadığı futbol ile herkesi mest etmektedir. Kısa boyunun avantajını kullanan bir oyuncudur. Orta sahadan bir sürü adamı çalımlayıp golde atmıştır. Eliyle gol atmıştır. İşte bu Messi ile Maradona'nın benzerlikleri. Allah sonunu Maradona gibi yapmasın. Sırada Napoli forması giymek, kokain partilerinde basılmak, che dövmeleri yaptırmak ve futboluna doyamadan 100 kilo olup futbolu bırakmak mı var acaba? Fiziksel olarak biraz daha güçlenip fazla sakatlanmasa -onun suçu yok tabi rakip takım oyuncuları direk ayağa dalıyor- benim listemde kısa süre sonra 1 numaraya yükselir.



3) Kaka Leite: Şutlarına bayıldığım bir oyuncu. Topa muhteşem vuruyor. Kalecilerin korkulu rüyalarından birisi Kaka Leite. Dripling ve pas yeteneğide şutları kadar iyi. Gittikçe iyiye giden bir oyuncu. Şu anda biraz Messi ve Cristiano Ronaldo'nun arkasında kalsada kalitesi tartışılmaz bir oyuncu. Tam olarak mevkisini kestiremiyorum. Forvette oynuyor, orta sahada. Hatta orta sahanın sağı, solu, ortası farketmiyor onun için. Oyun zekası muhteşem. Çok iyi oyun kuruyor. Pasör özelliğinide atlamayalım. Yani tam anlamıyla 4/4'lük bir oyuncu. Her takımın bünyesinde bulundurmak istediği bir süper yetenek. Çoğu kişi biliyordur ama yinede Kaka ile Gaziantep arasında geçen olayı size aktarıyım. 6-7 sene önce zamanın Gaziantep antrenörü Nurullah Sağlam, Sao Paulo takımındayken Kaka'yı izlemiş ve Celal Doğan'a önermiş. Celal Doğan ise "17 yaşındaki adama 1.5 milyon dolar verilmez." diyerek bu büyük yeteneği kaçırmış. Herkes tarafından söyleniyor bu olay. Gerçekliği epey doğru. Biz bu kafayla daha çok Kaka'lar kaçırırız. İtalya gibi sert futbolun oynandığı bir ortamda hiç sakatlanmadan oynayan bir oyuncu, kendisine çok saygı duyuyorum bu konuda. Bu aralar epey sakatlık geçirdi ama onlarıda çabuk atlattı. Bayadır Kaka'nın ve Milan'ın maçlarını izlemiyorum. Özledim o kendine has çalımlarını ve bitirici vuruşunu. İnşallah bu sene Şampiyonlar Ligi Kupası'nı aldıkları senedeki gibi üst düzey bir performans gösterir.


4) Ronaldinho Gaucho: Ronaldinho muhteşem bir oyuncu, onu anlatmaya kelimeler yetmez. Bu aralar düşüşe geçti ama onu Gerrard'ın önünde tutmayı düşündüm.Geçen sene Rijkaard ile olan anlaşmazlıklar yüzünden kadroda yoktu, araya sakatlıklar girince tam bir sezon Ronaldinho'dan yoksun kaldı izleyiciler. Yazın Milan'a transfer oldu ve burada fena oynamıyor hatta İnter derbisinde gol bile attı ama bizim görmek istediğimiz Ronaldinho bu değil. Ronaldinho'yu kısaca anlat deseler "Hızlı bir şekilde 5 adamın arasına topla girip aynı hızla 5 adamın şaşkın bakışları arasında çıkan oyuncu" derim. Yürüyerek adam geçmek kavramı da Ronaldinho'ya cuk diye oturuyor. Bileklerine çok hakim bir oyuncu. Bi de böyle bir yeteneğin bu kadar ucuza Milan'a gitmesine çok şaşırdım. Robinho 40, Jo 24, Mascherano 23'den gitti. Ronaldinho ise 21 milyon euro'dan transfer oldu. Bir senede bir adamın piyasasının düşmesine çok şaşırdım. 2 sene önce Chelsea'nin 80-100 milyon euro arası önerdiği bonservis bedelleri bir anda aklıma geliyor. Barça'lı yöneticiler dizlerini dövmüştür bu transfer sonrasında. İlk geldiğinde Kaka ile nasıl bir ikili olacağını düşünüyordum ama şimdi kafamda bir soru işareti
kalamdı. Birbirlerini tamamlayan iki futbolcu onlar.



5) Steven Gerrard: Çok usta bir ayak. Komple bir oyuncu. Hücumunun yannıda defansif özellikleride çok iyi ama çoğu kişi bunu atlıyor. Gerrard, Liverpool'un lideri, kaptanı ve herşeyi. Sol çaprazdan sağ ayak içi ile uzak köeşeye bıraktığı plaselerle de ünlüdür kendisi. Gerrard'ın en belirgin özelliği içindeki kazanma hırsı ve azmi. Maç içinde kameralar Gerrard'a doğru yaklaştı mı gözlerinden bazı şeyleri okuyabiliyorsun. Tüm takımı ruhuyla, futboluyla, azmi ile çoşturabilen onlara güven veren bir oyuncu. Üstün pas ve şut özelliğinide ekleyince buraya muhteşem bir oyuncu portresi çizmiş oluyoruz. Beklenmedik, aha maç böyle bitti dendiği anda ortaya çıkar ve golünü atar ya da attırarır. Büyük saygı duyulur kendisine. Liverpool forması bir insana bu kadar mı yakışır dedittiriyor. Hem defans hem de ofans yönünü övmüştüm. Herhalde ondan başka böyle bir özelliği olan oyuncu yok. Genelde sahada spektaküler hareket yapanları izlemeyi tercih ederiz ama Gerrard böyle bir tezin olmadığını gösteren bir oyuncu. Öncelerde Lampard ile karşılaştırılıyordu ama bana göre artık bu karşılaştırma saçma gibi geliyor. Gerrard'a Liverpool'da verilen liderlik İngiltere Milli Takımı'nda verilseydi hiç yoktan bu takım Euro 2008'de olurdu. İstikrar abidesidir. Çok az maç kaçırır. Her maç belki gol atmaz ama iyi oyununu maçın geneline yayar. 16 Eylül'de Marsilya'ya attığı golleri unutmak ne mümkün. Hele attığı 2. gol ile fizik kurallarını alt-üst edebileceğini gösterdi. Şampiyonlar Ligi son maçında PSV'ye attığı golde muazzam. Bİlgisayara kaydettim bahsettiğim iki golüde sıkılınca açıp izliyorum.

Kadıköy'de Uefa Kupasını Kaldırmak


Biliyorum Galatasaray fanatiği bir insanım bu yazıda biraz hatta baya apaçi unsurlar içerecek ama olsun baştan söylüyorum işte işinize gelirse, eheh.. Dünkü hayal kırıklığından sonra eminim tüm Galatasaray'lıların tek hedefi bu başlıktaki amacı gerçekleştirmek oldu. Çünkü hem ezeli rakibinizin evinde finale çıkıyorsunuz, hemde bu kupayı 2. kez kaldırarak herkese gözdağı vermiş oluyorsunuz. Ama bu hedef ne derece gerçekçidir, ne derece değildir işte bunu irdeleyelim. Şu anda Baros'un katılımı ve Adnan Sezgin'in takıma Skibbe'ye rağmen el atacağı düşüncesiyle çok değerli bir takımımız oldu. Bu anlamda diğer takımlar tabiki bizden çekinecektir en başta ancak geçen sezonki Bayern'den çekindikleri kadar olmayacaktır bu. Uefa ön eleme oynayan takımları incelediğimizde Beşiktaş-Stuttgart-Manchester City diğer takımlardan daha avantajlı konumdalar favori anlamında. Galatasaray'ın bu takımlarla başa baş mücadele edeceğine hatta eleyebileceğine eminim. Çünkü gerçekten kadromuz çok çok değerli oldu. Neyse bu takımlardan sonra Galatasaray gibi elemelerde elenipte o yüzden katılan takımları inceleyelim şimdide. Olimpiakos ve Schalke diğerlerine göre bariz daha üstünler ve herşeyden önemlisi onlarda bu Kadıköy'deki finale kalmak olarak koymuşlardır hedeflerini dün geceden sonra. Bu takımları da eklediğimizde ufak bir çeyrek final gibi oldu şimdiden yani çok büyük sürpriz olmadıkça en azından 4. tur oynayacaktır bu takımlar. Şimdi gelelim bu takımlara katılacak son halkalara...

Şampiyonlar liginden elenip te 4. turdan itibaren Uefa'ya katılan takımlara, biliyorsunuz Galatasaray'da grupta 3. olup gelmiş ve Parken Stadyumunda kupayı alıp o unutulmaz anları bize yaşatmıştı. Tahmin yürütmek oldukça güç fakat şöyle kafamda oturup düşündüğümde sırasıyla şu takımların gelebileceğini düşünüyorum. Bordeaux-Panathinaikos-Shakhtar-Marsilya-Celtic-Fiorentina-Porto-Zenit. Şimdi görüyoruz ki üstte yazdığım takımlardan daha kaliteli ve isimli takımlar bunlar. İşte bu noktada şu devreye giriyor, Galatasaray'ın bu ne yapıp ne edip gruptan ilk sırada çıkması gerekiyor bu takımlarla erken eşleşmemek için. Hoş nasılolsa eşleşeçek ha ilk ha son turda diyebilirsiniz ancak hemen eşleşmek oyuncuların psikolojisini kötü yönde etkileyebilir. Bundan sonrası tamamen kura ve şans faktörüne kalmış bişey, ne bileyim sakatlıklara, uyum sorunlarına, teknik direktörlere ki en çok korktuğum şey budur. Gerçi daha bunlara İngiliz ekipleri ve Sevilla gibi Racing gibi en önemlisi Milan gibi takımlar eklenecek. Erkenden konuşmak hata olur ama geçen sezon Zenit'in yaptığını bu sezon biz neden yapmayalım...Çünkü baktığımızda burdaki en kalburüstü kadrolardan birine sahibiz. Baros-Kewell-Lincoln-Arda gibi hücum, Servet-Meira gibi defans çoğu takımda yok, yani şu anda bu hücum ve defans hattına Porto ya da Celtic sahip olsa gıpta ile bakardık hepimiz. O yüzden "Yok abi o iş hayal"diye bakmamalıyız olaya. Umut dolu olalım ey Galatasaray'lılar hele bir Uğur gelsin, takım birbirine alışsın işte o zaman bu takımımızın gerçek gücünü göreceğiz. Baros'umuzda imzalamış, formada çok yakışmış hani, hoşgeldin diyoruz tekrardan onada.

Fenerbahçe Sezon Öncesi İncelemesi


Ligler başlamadan önce bir inceleme yazısı yazmak istedim. Önceliği Fenerbahçe'ye verdim. Diğer 3 büyüklerin inceleme yazılarıda ileriki süreçte gelecektir. Neyse yazıya geçeyim.

Öncelikle sezon bittikten sonra Fenerbahçe'nin iskelet kadrodan kayıp vermemesini düşünüyordum ve öylede yaptılar. Üstünede bir kaç takviye geldi ama Mehmet Aurelio'dan olundu ne yazık ki. Gerçekten çok büyük bir kayıp. Öyle yeri Selçuk ya da Maldonado ile dolacak birisi değil. O bölgeye bir transfer cidden şart. Şöyleki bugün Fenerbahçe ile ilgili ön inceleme yazısı yazacağımı kafamda planlamıştım ve FB TV'de bir maç bulabileceğimi düşünerek açtım ve Kadıköy'de ki Sevilla maçı geldi şansıma. Hani Carlos'un sakatlandığı maç. Şöyle Zico'nun Fenerbahçesi'ni izledim. Bir de MTK maçında Aragones'in Fenerbahçesi'ni izledim. Gerçi kadroda ufak değişiklikler var ama Aragones'in Fenerbahçesi'nin ne kadar ağır bastığı görülüyor. Tabi Sevilla kim MTK kim diyebilirsiniz ama ne de olsa ön inceleme yazısı diye lafı kıvırıyım.

Selçuk'u özellikle izledim. Topa basamıyor, top dağıtamıyor üzerine bir de basit top kayıpları yapıyor. O günkü MTK maçında fena değildi ama tabi o maçta bir ölçü değil. Fenerbahçe'nin Ön Libero Adayları ve Elindekileri hakkında yazıma bir bakın derim.


Tabi sezon öncesi kemik kadrodada sakatlıklar yaşandı. Avusturya kampının ilk gününde Deivid'in ayağının kırılması herkesi üzdü ve bütün planları alt üst etti. Daha sonra Vederson'un en az 2 ay sahalardan uzak kalacağı haberi geldi. Bir anda düşündüm eyvah Carlos sakatlanırsa ne olur diye ama Aragones sağolsun hazırlık maçlarında Gürhan kardeşimize şans vererek onu kazandı. Bu sene onuda çokca görebiliriz Fenerbahçe forması ile.

Aragones'e gelirsek gerçekten çok önemli bir hoca. Euro 2008'de ki İspanya'yı izleyen vatandaşlar ne kadar muhteşem bir orta saha yarattı demiştir. Şimdi o orta sahayı Fenerbahçe'de yaratmaya çalışıyor. İspanya ile Fenerbahçe orta sahası tabikide bir olamaz. Elinde iyide oyuncular var ama sağlam bir ön libero şart. Ligde giderde Fener ama asıl hedef Şampiyonlar Ligi. Tabi İspanya'nın şampiyonluğu ile bir anda gündeme oturdu kendisi. Fenerbahçe ile imzalamasına ben dahil herkes şaşırmıştır. Bilindiği gibi Fenerbahçe hedefi yüksek olan bir kulüp ve tam Aragones'e göreymiş. Geldiği anda disiplini oturttu. O Brezilyalıların doğum günü kutlamalarında un-yumurta olayları falan yasaklandı. Oyuncularından en iyi verimi alabilmek için yüklendikçe yüklendi ve yararınıda gördü. Tabi futbolcularda ilk zamanda zorlandılar ama alıştıklarını her röportajlarında dile getiriyorlar. Şimdi gözler Aragones'te bakalım takımı ligde ve CL'de neler yapacak diyip Aragones ile ilgili bölümü bitiriyorum.

Mevkilere biraz göz atalım. Kale Volkan'a emanet. Kezman'ı gönderip yabancı bir kaleci alınır diye düşünüyordum ama Aragones'in Volkan Babacan'ı 2 ay içinde muhteşem bir hale getireceğini söylemesi ile hem taraftarların hem de Aziz Yıldırım'ın yüreğine su serpti. Diğer yedek ise Mert Günok. Volkan Babacan'ı az çok Fm oynayanlar tanır. Hep gelecek vaadeden çok iyi bir kaleci olarak gösterirler. Hem Fenerbahçe kazanacak hem de Milli takım. Sağ taraf Gökhan Gönül'ün bırakmaz orayı. Zaten Aragones'in hemen gözüne giren bir futbolcu. Yedeğide Zico'nun gitmesi ile takıma yeniden katılan Önder. Göbekte bir problem yok Edu-Lugano ikilisi birbirleriyle oynamaya alıştılar. Edu kendi kalesine gol atma huyundan kurtulduysa Fenerbahçe sağlam bir defansa sahiptir demek. Geçen sene en büyük sorun burasıydı bakalım Aragones'in gelişiyle takım ne kadar az gol yiyecek. Can Arat ve Yasin Çakmak bu ikilinin yedeği. Sol taraf tecrübe abidesi R.Carlos'a ait. Yedeği Vederson sakat ama yukarıda belirtmiştim Gürhan Gürsoy diye bi yetenek var. Aratmaz Vederson'u hatta daha çok katkı getirir.

Orta sahanın sağı Kazım Kazım'a emanet. Deivid'in yokluğunda hep 11 oynayacaktır. Performansının hep aynı seviyede kalması dileğiyle. Yedeği geldiği günden bu yana hiç bir türlü gelişme gösteremeyen Ali Bilgin. Ha yeni transfer Burak'ı yazmayı unutuyordum az kalsın. Onuda sıkça göreceğiz Kazım'ın yerine gireceğinden dolayı. Antalyaspor'da beğendiğim bir futbolcuydu. Beşiktaş aldığı zaman 12'den vurdu demiştim ama verdiğimiz şansları bir türlü değerlendiremedi ve Holosko takasında Manisa'ya gitti. Burada kendini bulu ve takımın düşmesi ile ayrıldı ve Fenerbahçe ile anlaştı. Sol taraf Uğur Boral'a emanet. Ondaki gelişimi hayretle izlemekteyim. Dani Alves'i halen nasıl rezil ettiği gözlerimin önünden gitmiyor. Yedeği yok kadroda şu anda. Emre gerektiğinde sol taraftada oynayabilir. Ortada Alex-Emre oynasın. İleri uçtada Semih-Güiza. Şimdilik Deniz, Maldonado, Tümer, Selçuk gibi yedekler var. Forvet ikilisinin yedekleri de İlhan ve Kezman.

Eğer Aurelio kalsaydı bana göre şöyle bir onbir olacaktı;

(paintle anca bu kadar napalım :) )

Genelde takım hakkında olumlu konuştum. Bakalım bu sezon neler yapacaklar çok merak ediyorum. Eğer Xabi Alonso ya da o tip bir libero alınırsa Fener'den korkulsun diyerekten yazımı bitiriyorum.

Kalın sağlıcakla!

Fenerbahçe'nin Ön Libero Adayları ve Elindekileri

Xabi Alonso
Pazartesi gelecek diyorlar. Kokusu çıkar yakında. Fener'in iki rakibi vardı biri Juventus ama onlarda Sevilla'dan Poulsen'i alarak aradan çekildiler. Diğeride İnter idi ama onlarda önceliği Muntari'ye verdiler ve Fenerbahçe tek kaldı. Liverpool, Gareth Barry'e kaynak hazırlamak için Alonso'yu takımdan gönderecek gibi, kalırsada süpriz olmaz. Benim güvendiğim topçulardan eğer Fener alırsa çok iyi iş yapmış olur.

Gökhan İnler
Fenerbahçe'de zaten öncelikli hedef Aurelio'nun boşluğunu doldurmak. Şu anda bi yabancı kontenjan sıkıntısıda var. Önceki yazıda Mehmet Topal'ın yanına Gökhan'ı eklemeyi unutmuşum şimdi yazarken aklıma geldi. Euro 2008'de göz kamaştıran bir futbol sergiledi, sene 2004 idi galiba Gökhan Fenerbahçe'ye öneriliş ama o zamanın teknik patronu Daum bundan bi cacık olmaz diye yollamış hemde ücretide 400 bin euro imiş. Şimdi Udinese 5 milyon euro'dan aşağı inmiyor. Newcastle'ın gündeminde alacaklar gibide. Bayadır Gökhan haberlerinde ses soluk yoktu ama başlık ön libero adayları olunca Fenerbahçe ile anılan herkesi yazmaya çalışacağım.

David Albelda
Valencia bırakmıyoruz diye bir açıklama yapmış ama borç batağındalar. Fenerbahçe 5-10 milyon euro arasında bi bonservis bedeli verirse Valencia gözü kapalı kabul eder gibime geliyor. Yanılmıyorsam geçen sezon Canizares ile beraber kadro dışı kalmıştı. Dikkat edilirse neredeyse bütün adaylar İspanyol, Aragones hepsini iyi tanıyor ve özenle seçerek yönetime bu bu alınsın diye talimat veriyor. Ben severim kendisini, öyle çok da iyi bir oyuncu değil ben üstte yazdıklarımı Albelda'ya tercih ederim. Nedeninide söyliyeyim, 2 senedir ben kendisini ortalıklarda göremiyorum.

Marcos Senna
Ben Senna'yı geç keşfedenlerdenim. Gerçi yıldızıda geçen sene parladı, kaptanlığa kadar yükseldi. Aurelio'nun yaptığı bütün meziyetler ondada mevcut. Villareal belki Şampiyonlar Ligi'nde olmasaydı bu teklif ona cazip gelebilirdi ama burada daha uzun yıllar oynayacağını söylemiş. Gazetelerde ve internet sitelerinde Xabi Alonso'dan bile fazla yazılıp çizildi ismi. Euro 2008'de ki performansı ile göz doldurdu. Son teklifte kulübe 10 milyon euro, oyuncunun kendisinede senelik 3,5 milyon eurodan 3 senelik kontrat önermişler ama Senna kabul etmemiş. Villareal ile Şampiyonlar Ligi şampiyonu olmak istiyormuş. Bundan sonra gitmek isterse ismi daha büyük kulüplerle anılır.
Gonzalo Colsa
Son olarak Fenerbahçe'nin gündemine Colsa girmiş. Neydir, kimlerdendir, nasıl oynar hiç maçını izlemedim ama Dede önerdiyse eğer bir bildiği vardır. Güiza'nın takım arkadaşı imiş. Mallorca'nın maddi sıkıntısı çözümlendi mi bilmiyorum ama bu teklifide kabul ederler gibime geliyor. Teknik ve hızlı bir oyuncu imiş. Bonservis bedeli ise 5 milyon euro imiş, kulübü ile olan sözleşmesi 2012'de bitiyormuş.

Bunlarda elde olan oyuncular;

Emre Bölezoğlu
Tam bir kapalı kutu. Zamanında Galatasaray'da iken İnter yerine başka bir kulübe gidseydi kendini daha iyi gösterirdi diye düşünüyorum. O zaman ki İnter bambaşkaydı. Neyse sonra bi Newcastle macerası başladı ondada ismini çok az duyduk. Ya oynatmadılar ya da sakat olduğu için oynamadı. Şimdide Fenerbahçe'ye geldi. Bakalım burada kendini gösterip yükseliş yapabilecek mi? Aziz Yıldırım ona kol kanat gerdi, bakalım başarılı olabilecek mi? Newcastle'a verilen bonservis bedelide bir hayli fazla. 4 senelik imzaladı bilmeyenler için..

Claudio Maldonado
Şilili'yi öve öve bitirememişti Alex. Geçen sezonun ortasında geldi tam hazır derken sakatlandı ve öyle böyle oynamadan yarım sezon geçirdi. Şimdide göndermek için kulüp arıyor Fenerbahçe. Güney Amerika'nın en iyi ön liberolarından biri diyorlarda, bende Fenerbahçe tam isabet bi futbolcu almış dedim. Ofansif özellikleride varmış ama ben sağlam oynayan, kanatlara pas dağıtan bir oyuncu tipi gördüm Maldonado'da. Alex'in bi demeci aklıma geldi ve güvensem mi diye düşündüm.

"Zamanında Deivid'e de ben kefil olmuştum ve herkes onu eleştiriyordu ama geçen sezonki futbolu herkes tarafından alkışlandı. Ben Maldonado'ya da kefilim. Güney Amerika'dan gelip burada bir anda herşey normalmiş gibi oynamak zor, uyum problemini atlattı mı herşey daha güzel olur" demiş zamanında..Göndermezlerse göreceğiz Alex efendi.
Selçuk Şahin
Bel fıtığı problemi vardı Selçuk'un ondan dolayı önceki senelerde pek katkı göremiyorduk kendisinden. O problemleri halleti galiba 2006 senesinden belli düzenli olarak forma şansı buluyor. Argones'in elde olan oyunculardan en güvendiği isim galiba hep hazırlık maçlarında onla başlıyor. Ben bir türlü maçlardaki oyunu ile kendisine ısınamadım. Çok fazla top kaybediyor, bu da geçen sene Fenerbahçe defansı için sorun olmuştu. Bakalım bu sene neler yapabilecek..

Deniz Barış

2005 senesinde karısının ölümü ile 2 çocuğu ile yalnız kaldı. Doğal olarak bu futbolunda olumsuzluklarada yol açtı. Yoksa bu olay olmadan önce çok iyi maçlarda çıkarıyordu. Gerçi Zico'nun en güvendiği adamlardan biriydi onu geride oynatıp Marco'nun daha fazla ileri çıkmasını istiyordu ama geçen sezon pek fazla bi katkı alınamadı kendisinden sakatlığı yüzünden. Gelen haberlere göre sağlam bir şekilde dönmüş takıma. Performansını en merak ettiğim futbolculardan biri..

Uzun bir yazı oldu. Kafanızı şişirdiysem özür dilerim. Bugün Fenerbahçe haberi yazınca Fenerbahçe'den devam edeyim dedim. Allah izin verirse Beşiktaş'ın bi ön inceleme yazısını yazacağım.

Temcit Pilavı

Başlığı görüp aşağıda Beşiktaş ile alakalı resim görenler n'oluyoruz falan diyebilir. O yüzden öncelikle temcit pilavının ne olduğunu bilmeyenler şuraya uğrasın, sonra yazıya devam etsin.

Verdiğim linke tıkladıysanız devam edebiliriz. Bir Beşiktaş taraftarı olarak her yaz takımımı büyük bir merakla takip eder, maçlarını olabildiğince izler, açıklamaları okur, takımın durumunu öğrenmeye çalışırım. Ama son birkaç yıldır bu işin de bir zevki kalmadı. Her yıl aynı açıklamaları duyar olduk. Takımın teknik direktöründen tutun, menajerinden, futbolcusuna kadar her yıl her şey aynı. Hep aynı açıklamalar. "Bomba gibi geliyoruz!"

Bu laflar da artık inandırıcılığını kaybeder oldu. Tabi ki bu yıl de bizden bir halt olmaz demelerini beklemiyorum fakat her yıl da bu kadar iddialı konuşmayın kardeşim. En azından elimizden geleni yapacağız, geçmişteki hataları tekrarlamamaya çalışacağız falan deyin de biz de farklı şeyler duyalım. Olmuyor böyle...