Evet değerli terlikseverler.. 2 Şubat çok hareketli geçti. Bizde bu son dakika transferlerini değerlendirelim.
Shay Given: Newcastle--> Manchester City
Her ne kadar 32 yaşında olsa da, İrlandalı kaleci Manchester City adına önemli bir transfer. Sakatlanan Joe Hart'ın yerine kirasından dönen Kasper Schemeciel (yanlış oldu heralde) beklentilerin altında kalınca Given'ı transfer ettiler. Orta sahaya De Jong eklemesi de başarılı. Hamann 36 yaşında olunca oraya transfer iyi oldu. Bellamy, idare edecektir ha daha iyisi vardı, Blackburn vermeye yanaşmadı Santa Cruz'u.
Andrei Arshavin: Zenit St. Petersburg--> Arsenal
Arsenal ve uzatmalı aşkı Arshavin arasındaki hikaye mutlu sonla sonuçlandı. Zenit 15 milyon pound karşılığında (heralde 22-23 milyon avro eder) Arshavin'i Arsenal'e vermeye razı oldu. Orta sahada Fabregas yok, ve diğer eksikler göz önüne alındığında Arshavin olumlu bir transfer. Bakalım neler yapabilecek? 23 numarayı giyecek yeni takımında Arshavin.
Ricardo Quaresma: İnter--> Chelsea
Mourinho, onu Porto'dan getirttiğinde, İnter taraftarları onun Porto'daki performasına bakarak takıma faydalı olacağına inanıyordu. İki kanatta da oynayabiliyor olması, sağda artık yaşlanan Figo'nun, solda ise Mancini'nin alternatifi demekti. Fakat Quaresma İnter'de hiçbir zaman bekleneni veremedi. Taraftar gibi Mourinho da bunun farkında olacakki onu Chelsea'ye kiraladı. Malouda'nın geldiğinden bu yana bekleneni verememesi, Kalou'dan devşirme kanat oyuncusu yaratılmaya çalışılması gibi konular Quaresma'yı Chelsea'ye getirdi. Bakalım..
Robbie Keane: Liverpool--> Tottenham
Defoe ve Chimbonda'dan sonra Tottenham, çareyi diğer oyuncularda aradığını bağırırcasına Keane transferiyle söyledi. 20 miyon pound'a Anfield'a geçen Robbie, 16 maçta 3 gol atınca 15 milyon pound'a Spurs'e satıldı. Liverpool ve Tottenham adına iyi hamleler. Hem Keane, kaptan olarak gittiği takıma kaptan olarak geri katıldı, hem de Defoe'nun yokluğunda özellikle UEFA Cup'ta yarar katacaktır. Liverpool da iyi hamle yaptı, Keane'den kurtulmuş oldular. Kuyt-Torres-Gerrard devam diyoruz.
İnceleme: Son Dakika Transferleri
170
Blogda belediye takımlarına karşı olan tutumdan, antipatiden, bunun neden kaynaklandığından bahsetmiştik. O yazıda konu aldığımız takım Ankaraspor'du. Ankaraspor dışında İstanbul B.B var bir de ligimizde. İstanbul B.B'ye karşı, Ankaraspor'dan daha yumuşak bir bakış var insanların gözünde. Gerek lige yeni yükselmesinden, gerek pozitif futbol oynamaya çalışmasından, gerek Abdullah Avcı'dan, gerek yönetim anlayışından, gerek gösterdikleri devamlılıkla daha az futbolseverin tepkisini alıyorlar, Ankaraspor'a göre. Anadolu takımlarının en dikkat etmesi gereken noktalardan biri medya gazı. Bunun son kurbanı Bursaspor'dur bana göre. Bursaspor köklü bir camia, belli bir oturmuş düzeni var o kadar karışıklığın içinde bile, taraftarı var, heyecanı var. Toparlayabilir kendisini bir süre sonra, ancak bir belediye takımının buna daha çok dikkat etmesi gerekiyor. Geçen sezonun açılış maçında Fenerbahçe'yi harika bir futbolla mağlup etmişti İstanbul B.B, ilerleyen haftalarda da üst sıralarda gezmişlerdi. İlk yarının sonunda başlayan bir mağlubiyet serisi, felaket bir ikinci devre performansı, serbest düşüş ve yepyeni bir İstanbul B.B... Ne bir camiası var bu kulübün, ne futbolu yaşayan bir şehri, ne bir tarihi, ne de bir taraftarı. Melih Gökçek binbir kampanyayla getiriyor yine seyirciyi Asaş Stadı'na, peki İstanbul B.B'nin haline ne demeli? Bu hafta sonu İstanbul B.B-Hacettepe maçındaki biletli seyirci sayısını yazının başlığı olarak seçtim. 17 deplasman oynuyor bu takım, üstüne bir de taraftarı olan 5-10 takıma karşı Olimpiyat Stadı'nda deplasman oynuyor. Hacettepe maçının özet görüntülerini izletsen bir İngiliz'e, ne bu seyircisiz oynama cezası mı aldı bu takım der. Çok pardon, onu da diyemez, çünkü bu müthiş ceza sadece bizim ülkemizde uygulanıyor...
İstanbul B.B'nin kaderi belli. Kötü durumdalar ki iyi durumda olsalar bile gelebilecekleri yerler sınırlı yukarıda belirttiğimiz nedenlerden dolayı. Oynarlar Süper Lig'de 1 sene 3 sene 5 sene, neyse... Sonunda küme düşme potasında bulurlar kendilerini, kurtulamazlar da kolay kolay. 2.lige düştükten sonra da tonla para sayılan oyuncular da bir bir çıkarılır elden. Sonrası. Allah kurtarsın...
Bu Yılın Çıkış Yapan Takımları

1) Hoffenheim: Geçen sezon Almanya 2.Ligi'ni 2.sırada tamamlayarak Bundesliga biletini almayı başardılar. Şu anda bulundukları durum fevkalade. İnanılmaz bir başarıya imza atıyorlar, ligde lider konumundalar. Bayern Munich, Schalke 04, Werder Bremen, Hamburg gibi takımların üstünde yer alıyorlar. 2.sırada Bayern Leverkusen'in 3 puan önündeler. Bu takımın ta en baştan çok kısa bir sürede buraya geldiği öyküsünü biliyordur herkes. Köy takımıydılar ki hala da öyleler. Bünyelerinde Ramazan Özcan ve Selim Teber gibi Türk oyuncuları barındırıyorlar. Selim takımın kaptanı, 10 numarası. Ramazan takımın 1.kalecisi ve bütün maçlarda kaleyi o korudu. Çok atıyorlar çok yiyorlar. Evlerinde henüz mağlubiyetleri yok. Genelde 10 galibiyet, 1 beraberlik, 3 mağlubiyet ile 31 puan topladılar. Teknik direktör Ralf Rangnick 2006 yılından beri takımın başında. Takımın en golcü ismi aynı zamanda Bundesliga'nın da en golcü ismi: Vedad Ibisevic. 15.haftası geride kalan ligde 16.golüne imza attı bu hafta sonu. Gol krallığı yarışında arkasındaki Grafite ve Helmes'in 11'er golleri bulunuyor. Ibisevic Eylül ayında oynanan Türkiye-Bosna Hersek maçında oyuna sonradan dahil olmuştu ancak milli takımda Hoffenheim'da olduğu kadar etkili değil. Bundaki en önemli etken de yanındaki Obasi. 22 yaşındaki Obasi, 2 yıl önce ülkesi Norveç'te yılın en iyi genç oyuncusu ödülüne layık görülmüştü. Kendilerine benzetilen Hull City'den çok farklı durumları. Gerçekten mükemmel futbol oynayarak geldiler buralara. Ligi zirvede bitirmeleri kolay değil ama ani bir düşüşle aşağı sıralara çakılacaklarını da düşünmüyorum. Ligi rahatlıkla üst sıralarda bitireceklerdir...
2) Ankaraspor: Ligimizde 12. hafta geride kaldı. Geçen sene bir Sivasspor çıkışı vardı. Bu sene Ankaraspor bayrağı teslim aldı. 2-3 hafta önceden yazsaydım yazıyı bu listeye Bursaspor'u da alırdım ama şimdiki durumları hiç de parlak değil. Neyse Ankaraspor'a tekrar dönelim. Geçen sezon yollarını ayırdığı Aykut Kocaman ile bu seneye başladı Gökçek. İlk haftalarda iyi oyununu puanla süsleyemiyordu Ankaraspor ama bunu da atlattılar. Aldıkları üst üste galibiyetler ile ilk 3'e yerleştiler. İç sahada 1 mağlubiyetleri, dış sahada ise 2 mağlubiyetleri var. Son 5 maçtır yenilmiyorlardı ama geçen hafta Fenerbahçe'ye deplasmanda yenilmekten kurtulamadılar. Bu haftada içeride Galatasaray ile berabere kaldılar. Geçen sezon 41 puan toplayıp, ligi 10. sırada bitirmişlerdi. Bu sene ise şimdide 23 puanları var. İnşallah takım bu çıkışını sene sonuna kadar devam ettirir. Geçen sezon beğendiğim oyunculardan biri olan De Nigris yoklara oynasa da Ankaraspor'daki gol sorununu Mehmet Çakır çözdü gibi. Toplamda 7 golü var ve gol krallığında 2. sırada.
3) Hull City: Dünyanın en prestijli ligi olan Premier Lig'de bu kadar iyi iş çıkarmak her baba yiğidin harcı değildir. Heleki ilk senesindeki bir takım için. Zaten geçen sene ligi 3. btirdiler ve play-off'larla buraya geldiler. Premier Lig'de 14. hafta sonunda 6 galibiyet, 4 beraberlik, 4 mağlubiyet ile 6. sıradalar. Normalde iç saha başarısı daha iyi olan bir takım ama son hafta düşüşe geçtiler. İç sahada 3 mağlubiyet, dış sahada 1 mağlubiyetleri var. Everton, M.City, Middlesbrough, Tottenham ve Blackburn gibi takımların üstünde yer alıyorlar. Ligdeki en golcü oyuncuları Deiberson Geovanni. Gol krallığında 6 golle 7.sırada. Defoe, Adebayor, Carew, Torres ve Martins gibi oyuncuların önünde bulunuyor. Ayrıca Geovanni takımın 10 numarası da. İnşallah Hull City'de bu performansını lig sonuna kadar yayar.
4) Napoli: Efsane tekrar mı dönüyor ne? İtalya Ligi'nde 13. hafta geride kaldı ve Napoli şu anda 3. sırada. Toplamda 7 galibiyet, 3 beraberlik, 3 mağlubiyet. Takımın iç sahada mağlubiyeti yok. O alınan 3 mağlubiyet ise dış sahada. Diego Armando Maradona'nın formasını giyip büyük zaferler yaşattığı köklü bir kulüp Napoli. Yakın tarihlerde takım ne ligde ne de Avrupa'da bir varlık gösterebildi. Geçen sezon ligi 8. sırada bitirdiler. İnşallah bu sene daha güzel yerde bitireceklerdir ligi. Takımın en golcü oyuncusu Marek Hamsik, yanlışım olabilir düzeltirsiniz. Bu çocuk daha çok genç izlemeye alınması lazım, çoğu takımın işini görebilecek tipte bir forvet.
5) OG Nice: Fransa Ligi'nin en büyük çıkışını yaptılar. Lyon'un 5 puan gerisinde 2. sıradalar. Genelde 8 galibiyet, 4 beraberlik, 3 mağlubiyetleri var. İç sahada daha mağlubiyet yüzü görmediler, o 3 mağlubiyeti de deplasmada aldılar. Bu sene Şampiyonlar Ligi'ne kalırlar gibi. İlk defa Fransa'da Lyon'u zorlayabilecek bir rakip gördüm. Hem deplasmanda hem iç sahada çok iyiler. Takımın en golcü oyuncusu Loic Remy. Attığı 6 golle takımını sırtlıyor. İnşallah Nice bu performansını devam ettirir. Yanılmıyorsam bu hafta dahil son 6 maçını kaybetmediler. Marsilya, Monaco, PSG, Toulose ve Bordeaux gibi takımların üstünde yer alıyorlar.
by Mustafa
Michael Skibbe
"Skibbe futbolu bilmiyor", "Skibbe Galatasaray'ın ağırlığını kaldıramıyor", "Herr Skibbe defol git" gibi 2 kelimelik, basit yargılara dayanan cümlelerle yazar olduğunu, futbolu çok iyi bildiğini sanan çok fazla şahsiyet var. Aynı şekilde "Skibbe tam Galatasaray'ın yapısına uygun, karizmatik bir hoca", "Skibbe'nin kenardaki bakışları bile onun ne kadar iyi kalpli bir insan olduğunu gösteriyor", "Skibbe çok mütevazi, işine saygısı olan, Galatasaray'a yakışan bir hoca" gibi yorumlarla da genel fikrin negatifini savunmak, marjinal olmak için uğraşan bir kesim var. Skibbe'yi sokaktan getirmedi Galatasaray yönetimi, hayatında ilk kez futbol topu görmüyor, kaç yıl görmüş geçirmişliği var o çimler üzerinde. Futbolu bilmiyor diye kestirip atmak ne kadar kolay. Ayrıca ne karizmasından, ne de mütevaziliğinden dolayı geldi Skibbe Galatasaray'a. Playboy veya melek almıyor yönetim, teknik direktör alıyor... En büyük sorun da buradan kaynaklanıyor zaten. İnsanların büyük bir bölümü bir şey hakkında kesin bir yargı belirtme ihtiyacı duyuyor. İyi veya kötü, evet veya hayır, çirkin veya güzel gibi. İlla ki Skibbe gitsin, kalsın demek zorunda değilsin, yazarsın Skibbe şöyle bir adam, şu yönleri iyidir, şu yönleri kötüdür, Galatasaray'a faydalı olur veya olmaz... Bunu çok çok ufak bir kesim yapmakta. Yapımızdan mı kaynaklanıyor, neden kaynaklanıyor bilmiyorum ama, konuların detayına inmeyi, incelemeyi, analiz yapmayı pek sevmiyoruz. Skibbe iyi, Skibbe kötü. Tamam, bu kadar bitti. Neresi eğri, neresi doğru, neden kötü, neden iyi, ne yapılması gerekir gibi onlarca soruyu havada bırakan bir cümle...
Skibbe'nin doğru tercih olup olmadığı tartışılır. Sezon başında Uğur Meleke yaptığı Skibbe analizinde, Skibbe'nin eline yaşlı bir kadro verildiğini, Skibbe'nin genç oyuncularla bir yere geldiğini anlatmıştı ana hatlarıyla. Bu yüzden, Skibbe tercihinin doğruluğunun yanlışlığının tartışılması doğal ama Skibbe'nin gelişinden bu yana 4-5 ay geçti nerdeyse ve hala aynı muhabbet yapılıyor çokça kişiler tarafından. Skibbe tercihi çok iyi bir tercih olmayabilir ama biraz öne bakılmalı artık, Skibbe'yle nelerin yapılıp, yapılamayacağı irdelenmeli. Eldeki kadro yapısının Skibbe gibi bir teknik adam için çok uygun olmadığını düşünsem de, takıma oturtmaya çalıştığı oyun yapısını sonuna kadar destekliyorum. 2002'den sonra Avrupa'da ciddi şekilde dibe çökmüş, ortalama Avrupa takımlarına bile futbol olarak ezilmiş, bir direnç gösterememiş Galatasaray vardı. Bu sezona bakıyoruz... Steaua'ya elenilmiş sezon başında, başkan yarımız olan takıma elendik diye açıklama yapıyor. Steaua Galatasaray'ın yarısı falan değil, ortalama, Galatasaray'ı elemesi son derece doğal olan bir takım. Ancak kulübün başkanı böyle açıklama yaparsa, henüz 2.maçın ardından medyanın Skibbe'ye yaptığı baskı için de kızamazsınız birilerine. Galatasaray, Steaua maçlarını oynadığı sırada yaptığı transferlerin de fazla gazına geldi. Şimdi kafamızı çevirip o döneme baktığımızda, şimdiki takım ile arasında çok büyük bir fark olduğunu görüyoruz. Kolay değil, Skibbe yepyeni bir oyun anlayışı getiriyor ve bir takımın başına yeni gelmiş teknik direktöre tanınması gereken zamandan daha fazlasını hak ediyor. Misal, Feldkamp'tan sonra Feldkamp'ın felsefesini, oyun anlayışını devam ettirecek bir teknik adam getirseniz, ona daha az tahammül edebilirsiniz. Zira takımın oynayacağı oyun bellidir, felsefe bellidir, oyun anlayışı bellidir. Bir şeylerin değişmesi için çok fazla umutlu olamazsınız. Skibbe'nin aklındaki futboldan hala çok uzak Galatasaray, çünkü Galatasaray takımının belleğinde böyle bir futbol yok, ki ara ara belirmeye başladı Skibbe'nin kafasındaki şeyler. Sahaya yansımaya başladı. Bursaspor'a, Eskişehirspor'a kaybetmek elbette hoş değil veya G.Antep'e, Denizli'ye karşı kazanırken tatmin edici bir futbol oynanmaması da hoş değil. Lakin Galatasaray'ın oynadığı futbolu Denizli, Bursa maçlarıyla tartmamalı. Bu maçlar üzerinden uzun uzun çıkarımlarda bulunmamalı, uzun uzun analizler yapmamalı. Bu takımın oynadığı futbol hakkında fikir sahibi olmak için Fenerbahçe maçına bakılır, Benfica maçına bakılır, Trabzon maçına bakılır, Olympiakos maçına bakılır. Eh, bu maçlardaki tablo da çok kötü olmasa gerek...
Skibbe şu durumda ne yapsa suçlu olacak. Haftaya Ankaraspor maçında rotasyon yapsa neler neler denilecek, hele kaybederse. Ama şimdi Arda maçın ortasında kalp ritmiyle ilgili bir sorun yaşıyor, hemen Skibbe'nin gerekli rotasyonu yapmadığı, Arda'nın bundan dolayı sahada yığılıp kaldığından bahsediliyor. Alakası yok halbuki... Rotasyon yapmak bir gerekliliktir, sürekli aynı 11 ile çıkamazsınız maçlara ve Skibbe'nin rotasyon konusunda bazı eksiklikleri var ne yazık ki. Rotasyon kıvamında yapılmalı. 3-5 tane oyuncun olur belli, çok nadir kesersin onları. Şu anki Galatasaray'da kimdir desen; De Sanctis-Servet-Meira-Ayhan-Arda derim, kişiden kişiye bazı isimler farklılık gösterir bu listede. Ama geri kalan diğer futbolcular arasından; yeri gelir Baros oynar, yeri gelir Ümit oynar; yeri gelir Kewell oynar, yeri gelir Aydın oynar. Belli bir şablonu oturttuktan sonra, yedekler dahil tüm oyuncular bu şablona alıştıktan sonra, giren çıkan da pek fark etmez bir yerden sonra...
Devam ederiz daha sonra, yazılacak çok şey var Skibbe hakkında, şimdilik burada bırakalım...
Mağusa Türk Gücü
Taraftarı olduğum kulüp… Türkiye'de yaşayan çoğu kardeşimizin “Mağosa” diye tabir ettiği, bizim de ısrarla doğrusunu ögretmeye çalıştığımız şehir, (bkz. Lefkoşa-Lefkoşe) aslı “Mağusa”. 1945’te kurulan takım, sarı-yeşil renklere sahip. Alternatif renk ise beyaz. 7 Lig şampiyonluğu, 5 Federasyon kupası, 2 Cumhurbaşkanlığı kupası var kulübün müzesinde…
Şehir merkezi surlar ile kaplı. 2.Dünya Savaşı Dönemi'nde İngiltere himayesinde olan ülkede kıtlık yaşanmaktadır. Surlara hapsolmuş Mağusa'lılar, çareyi karga yiyerek hayatta kalmakta bulurlar. O gün bugündür, Mağusalılar "Garga" diye çağrılırlar ve bundan gurur duyarlar...
Lefkoşa doğumluyum ben, babam Mağusa'lı, ondan dolayı tam "Karga" değilim, ama yarıdan fazla olduğum kesin. Babam ve eniştem beni MTG'li yaptı. Takımın şu an maçlarını oynadığı stat olan Dr.Fazıl Küçük Stadı yaklaşık 5.000 kişilik. 1970'lerde MTG'nin maçlarını oynadığı saha ise Canbulat Stadı. İki tarafı surlar ile kaplı olan saha, belki de dünyadaki en ilginç ambiyansa sahip olan stat. Eskiden binlerce kişi maç günü surlar üzerindeki yerlerini alır, maçları oradan izlermiş. Bir tarafta Akdeniz, diğer tarafta futbol...
MTG 70'lerin sonunda, 80'lerin başında efsane olmuş bir kulüp. Kazanılan 7 şampiyonluğun 5'i 1976, 1978, 1979, 1980, 1981 yıllarında. Sonrası bir Galatasaray benzerliği. 1982 yılından 2006 yılına kadar 23 sezon beklenen şampiyonluk. Ben şahsen 20 sene bu şampiyonluğu bekledim, doğduğumdan beri. 2006 yılında, harika bir mali ve idari yapılanma ile birlikte, rakiplerine kök söktürerek aldı şampiyonluğu MTG. O günü hiç unutamam... 5000 kişilik statta yaklaşık 7000 kişi var. Bütün Mağusa halkı orada resmen. Takımın taraftar grubu "Ultra Crows" da harika bir sezon geçirmişti takımla beraber. Her maçta farklı organizasyonlar, müthiş atmosfer... Ah o günler, ah...Eski günler demişken, takımın eski oyuncularından da bahsedelim. Kornerden direk gol atabilme özelliği olan (ki bunu bir-iki defa değil, çok kez yapmış olan) Galliga, Canbulat Stadı'nda oynarken vurduğu şutlar dışarıya gittiği takdirde, surlara vurup ortaya sahaya kadar geri dönebilen, kalecilerin “rüyasi” (daha sonra geleceğim) nam-ı diğer “Deli” Erdinç, KKTC’ye stoper pozisyonunu getiren adam Sadi Arap, efsane kaleci Mustafa Oraloğlu, Fikret Emino, Hasan Minik ve diğerleri…
Şutları ile tanınan “Deli” Erdinç ile bir röportaj yapıldı geçen hafta. MTG’nin efsane olduğu zamanlarda yaşadığı bir hikayeyi anlattı. Baf Ülkü Yurdu takımı, MTG deplasmanına gidiyor, o dönem Baf kalecisi Hikmet, otobüste hocasından kendisini bu maç oynatmamasını istiyor… Sebebi ise bir önceki gece Erdinç'i rüyasında kendisini salıncakta sallarken görmesi… Hocası “çıkıp, oynayacaksın” diyor. Sonuç: MTG 7-1 kazanıyor. Erdinç 4 gol…
MTG’nin Türkiye takımları ile yaptıkları maçlar da bir hayli ilginç. 1983 yılı öncesi, ambargolar daha ülkemizin üstünde kara bulut gibi dolaşmazken, 79-80 sezonu. Devre arası kampını Kıbrıs’ta yapmaya karar veriyor Zonguldakspor. O dönemin iyi takımlarından biri olan Zonguldak ile 2-2 berabere kalıyor MTG. Maç içinde kavga çıkıyor, Zonguldak zor çıkıyor sahadan. O Zonguldak ise tarihinde ilk ve son kez , Türkiye Ligi’ni 2. sırada bitiriyor o seneyi. Bir de deplasmanda 78 senesinde alınan Eskişehir beraberliği var, o da 2-2…
Takımın en büyük taraftar grubu "Ultra Crows". Enver, Doğan, Garalar… Ama bir “Cimbom Cemal” var ki, dünyada iki şey için ölür: Galatasaray ve MTG… Parası olmadığı halde bir yerden bulup her Fenerbahçe maçına “Kadıköy'e” gider… Arabasını satıp, o parayla Kopenhag’a gider… Her MTG maçında çekirdek yiyenlerin ellerine vurarak, onlara “sosyeteler, disko-bar değil burası, kalkın ayağa” diye bağırır.. Yürü be "Cimbom Cemal"..!
Takımın ezeli ve ebedi düşmanı “Gönyeli”. Yaklaşık 3 sene önce, bir maçta çıkan olaylar ile başlayan bu nefret, her geçen sezon artıyor. www.ultracrows.org adresinden fotoğrafları görebilirsiniz. Gönyeli’yi de tanıtacağız ilerleyen günlerde...
Sonuç olarak, ilk takım analizini yaptık. Renklerine gönül verdiğim takımımdan başlamayı
tercih ettim, takdir edersiniz ki... Unuttuğum bir şeyler varsa, yeniden yazacağım MTG hakkında… Ve ne kadar sempatizan toplarsam, o kadar iyi benim için...
2 ilginç anektod ile yazımızı sonlandıralım. MTG’nin 2006 yılındaki şampiyonluğunda büyük pay sahibi olan genç Kamerun’lu Eyong, şu an Hollanda’da Ajax forması giyiyor. Bu bizler için gurur verici bir olay. Diğeri ise; bilenler bilir, 1969-70 senesinde Fenerbahçe, Manchester City ile karşılaşmış ve City'i elemiştir. Deplasmandaki maç 0-0 bitince, sahaya dalan bir vatandaş, kaleci Yavuz’u sırtına alıp, tüm stadı dolaşır. Bu fotoğraf hala unutulmazlar arasındadır. İşte o adam, MTG’de top oynamış ve daha sonra kulübe başkanlık yapmış olan Mehmet Semmedi’dir…
Sağol babacığım, sağol eniştem, sağol Denizer abi… MTG’li olduğumu, taa buralarda Glasgow’da bile söylüyorum. Gülenler gülsün, biz “Garga”yız, ve “Welcome to the Republic of Garga”…(Son fotoğrafta sol tarafta eniştem, sağ tarafta babam)...
by deNNis
Taner Gülleri
Türkiye'de şehir şehir dönüp dolaşan, hemen hemen her yıl kulüp değiştiren, inişli-çıkışlı performanslar gösteren, değeri ne çok yükselen ne çok düşen, ortalama futbolcular vardır. Genellikle de forvet oyunculardır bunlar; Taner Demirbaş gibi, Murat Hacıoğlu gibi, Sertan Eser gibi, Zafer Biryol gibi, Okan Yılmaz gibi, Cenk İşler gibi ve Taner Gülleri gibi... Taner Gülleri'yi Süper Lig'i az çok takip eden herkes tanır. Nasıl oynadığı hakkında pek bir fikre sahip olmasa da, nasıl bir futbolcu olduğunu çok bilmese de, kulağı aşina olmuştur o isme izlediği maçlarda seyreden kişinin. 76 doğumlu Taner, kariyerinin son yıllarını yaşıyor. Adana Demirspor'da başlayan futbol hayatında, 13 kulüp değiştirdi. Bursaspor, Sakaryaspor, Erciyesspor, Antalyaspor, Kocaelispor... Hepsini gezdi, bazısına 2., hatta 3.defa gitti. 2006-07 sezonunun devre arasında transfer oldu Antalyaspor'dan Kocaelispor'a. Geçen sezon attığı 21 golle Bank Asya Ligi'nde gol kralı oldu. Kocaelispor'un lige çıkmasında nasıl en büyük pay sahibiyse, bu sezon da ligde tutunmak için çabalayan takımının en önemli parçalarından biri. Bu sezon oynadığı 12 maçta 5 gol attı, 3 asist yaptı. İşin ilginç tarafı; hem Galatasaray'a hem Fenerbahçe'ye hem Beşiktaş'a gol atmayı başardı, kolay iş değil. Attığı 5 golün 3'ü de bu maçlarda zaten...
Kocaelispor 5 puanla ligin son sırasına çakılmış vaziyette. İşleri zor, bana göre imkansız ve bu zor durumda Kocaelispor'un en güvendiği gol ayağı şüphesiz Taner Gülleri. 3 büyüklere karşı oynadığı futbolu, Anadolu takımlarına karşı da oynayabilirse, takımını biraz daha düzlüğe çıkarabilir yılların tecrübesi...
Ucuza Transfer
Belediye takımlarına karşı büyük bir antipati var memlekette. Olması da doğal, aslına bakılırsa. Futbolcu transferi başta olmak üzere, bol bol harcıyorlar parayı. Takımın elle tutulur bir geliri de olmayınca, büyük açıklar oluşuyor. Ankaraspor, İstanbul B.B forma satışından ne kadar para kazanıyor acaba? Veya bilet satışlarından? Ne kadar forma sattıklarını bilmiyorum ama Anadolu takımlarıyla yaptıkları maçlarda bilet fiyatlarının kişi başına 1 lira olduğunu biliyorum. Stada kalkan otobüsler, bedavaya maça götürülen çalışanlar...
Sadece bunlar bile belediye takımlarına antipati beslemek için yeterli, lakin alkışlanacak işler de yapıyorlar. Ankaraspor lige yükseldiğinden beri düşme tehlikesi yaşamayan ama üst sıraları da zorlayamayan bır takım niteliğinde. Üstelik her yaz transfere büyük paralar harcayıp hayal kırıklığına uğruyorlar. Bu sezona kadroyu tamamen bozmadan, bazı eklentilerle iyi bir giriş yaptılar. 11 maç sonunda topladığı 22 puanla 3.sırada Ankaraspor. De Nigris, Fredrik Risp gibi sağlam yabancı oyuncuların yanında Ediz Bahtiyaroğlu, Özer Hurmacı, Hürriyet Güçer, Adem Koçak, Uğur Demirkol, Murat Tosun gibi Türk oyuncular da takımın önemli isimleri. Bunların yanında 2 tane de sürpriz isim var: Başlığa adını veren ucuz transferler.
İlki; 90 doğumlu Liberya'lı Theo Weeks. Aykut Kocaman bir oyuncuyu izlemek için Cezayir'de oynanan bir milli maça gidiyor, orada Weeks'i fark ediyor. Sudan ucuza, 6 bin dolara kapıyorlar Weeks'i. Sezon öncesi yapılan laktat testlerinde, bu alanda geçen yılın 1.si olan Aurelio'yu dahi geride bırakıyor bu Liberya'lı. Ligin ilk haftasında Trabzonspor karşısında oynanan maçta, gördüğü kırmızı kartla iyi bir merhaba diyemese de Türkiye'ye, sonraki haftalarda dikkat çekmeyi başarıyor. Yeni Appiah, yeni Aurelio benzetmeleri var kendisi için. Yeni ... olacağını düşünmüyorum ben Weeks'in, Theo Weeks olacak... Çok geçmeden başlar Avrupa yolculuğu. Yaşı çok genç, kendisini geliştiribilirse gelecekte Avrupa'nın en iyi ön liberolarından biri olmaya aday. Fazla mı abartıyorum? Belki, ama her oyuncuyu kolay kolay abartmam, çok umutluyum Weeks'ten...
İkincisi; Madiou Konate. Transferin son gününde transfer edildi, yaklaşık 1 ay önce ilk kez forma giyme şansı buldu. İlk 3 maçında sonradan oyuna girip 2 gol kaydedince, kupa maçında formayı kaptı. İlk 11 çıktığı Malatya ağlarına 2 gol bıraktı, 1 de asist yaptı. Fenerbahçe maçında da sahadaydı. Norveç 2.Ligi'nde mücadele eden Honefoss takımından 40-50 bin dolara transfer edildi Senegal doğumlu oyuncu. 26 yaşında, geleceği hakkında Weeks kadar umutlu konuşamayabiliriz ama Ankaraspor onun için çok önemli bir basamak... Ve bana göre, bu 2 oyuncunun iyi performanslarının altında yatan en önemli neden, kariyerleri için Türkiye'nin çok büyük bir şans olması. Buranın değerini bilen yabancılar lazım takımlarımıza...
