Milan fotoğraftaki kazmadan kurtuldu. Kalac'ı bir kez hazırlık maçlarında izledim; aman yarabbi. Özellikle geçen sene Moskova'daki bir turnuvada Chelsea maçında resmen kendini aşmıştı, Avustralyalı kaleci. Bacak arası yedi, timing hatası yaptı, boşa çıktı.. Kısacası bakın hocam, bugün size stand-up show sunacağım der gibi bir hali vardı Kalac'ın.
Milan bu adamdan kurtuldu, yaşı da kemale ermişti. 38'lik enkazdan kurtulduktan sonra, bakın ne yaptı Milan? Yeni transferleri Flavio Roma! Roma, Monaco forması giyiyor ve yaşı 35! E o zaman ne anladınız bu transferden? Kale bölgesinde zaten Abbiati ve Dida gibi iki tane yaşlı isim var. Mesela bir Sergio Asenjo isteseydi Milan, seve seve gelirdi Milan'a. Aman ne diyeyim, belalarını bulacaklar ama..
Napıyorsun Milan ?
Schumi Dönmeyecek!
Ne diyeyim, üzüldüm. Dönmesini çok isterdim; geleceği belirsizliğe doğru sürüklenen F1'in imajını biraz da olsa düzeltebilecek bir hareketti. Bir motosiklet yarışında geçirdiği kaza sonucu boynundan sakatlanmıştı, ki stresin bindiği yerdir boyun. O açıdan kritiktir, kendisi doğru olanı yaptı; sağlığınu ön planda tuttu. Şimdi bul bakalım Massa'nın yerine birini.
Clijsters Dönüyor
TSL: Haftaya Bakış
Haftanın son, bir o kadar da ilginç maçında Fenerbahçe ile Denizlispor karşı karşıya geldi. Maçı Fenerbahçe, Daniel Güiza'nın attığı 2 gol ile 2-0 kazanarak liderlik koltuğuna oturmayı başardı. Maçın skorundan çok elektrik kesintisi konuşuldu. Söz konusu kesinti nedeniyle maç yaklaşık 40 dakika oynanamadı ve o aradan sonra kalan bölüm tekrar oynandı.
Maç için söylenecek çok fazla bir şey yok aslında. Santradan sonra topu birçok kez yaptığı gibi ileri yollayan Fabio Bilica'nın pasında Santos kontrol etmeye çalışırken Alex'in pasını kontrol eden Güiza daha 1. dakikada Fenerbahçe'yi 1-0 öne geçiriyordu. Bu saatten sonra ilk yarının sonuna kadar Denizlispor, Fenerbahçe kalesine bir daha zor gitti.
İkinci yarı başında ise oyuna Giray'ı alarak dinamizm katan Erhan Altın, biraz da diriltiyordu takımını. Fakat sonrasında gelen elektrik kesintisi tüm futbol zevkimizi bitirmeye yetiyordu. 40 dakika beklentiden sonra başlayan maçta herhangi bir yorulma olmayacaktı kesinlikle. Bu nedenle Fenerbahçe değişikliklerini 75'den sonra kullandı. Selçuk, Deivid, Mehmet Topuz..Maçın artık sonlarına girilirken Deivid, pasında Gökhan'ı topla buluşturdu ve onun da pasında Güiza Fenerbahçe'yi 2 farklı üstünlüğe taşıdı: 2-0. Bu saatten sonra bu maçın pek de bir analizi olmaz fakat Cristian ve Andre Santos yine çok da iyi değillerdi. Cristian'ın pozisyonu itibariyle fazla göze batmaması doğaldır, Santos kötü de olsa zaman zaman muhteşem işler yaptı, adam eksiltti.
Cristian Baroni ve Emre Belözoğlu, topu geriden alıp atak kurarken, savunmada ise iki stoperin önüne konuçlandılar. Bu da Fenerbahçe'nin alan daraltması demekti. Bir kelam daha edeceğim 11 tercihi ile ilgili. Şu durumda Kazım yine çok etkisizdi. Deivid bence onun yerine oynamalı fakat, bu da yabancı sorunu ile eş anlama geliyor. Yine de Deivid yedek güç olsa da bu takımın önemli parçalarından biri.
Gecenin bir diğer maçında ise Gaziantepspor ile Galatasaray karşı karşıya geldiler. Bizzat stadda bulundum. Maçın başında Arda'nın ortaya yaptığı koşuyu düzgün vuruş ile süslemesi Galatasaray'ı öne geçirdi. Topal'ın yokluğunda hiç de sırıtmayan Mustafa Sarp, takımı 2-0 öne geçirdi ve Beto ile bir şeyler yapmasını beklediğimiz Julio, skoru 2-1 yaptı.Sonrasında Nonda-Tabata karşılıklı goller attılar ve Galatasaray sahadan 3-2 galip ayrıldı. Esas olarak bakıldığında Galatasaray fena bir futbol oynamadı. Orta üçlü Ayhan, Arda, Mustafa Sarp; ileri üçlü Baros, Keita ve Aydın Yılmaz'dan kuruluydu. Keita'nın yaşadığı talihsiz sakatlık onu biraz çekingen yaptı ve Baros da asisti dışında çok çok etkili olamayınca forvette iki değişiklik yaptı Rijkaard. Nonda ve Kewell oyuna girdiler.
Son bölümde Kewell-Aydın-Nonda üçlüsünden oluşan forvet hattı, Nonda ile de golü bulunca iyice rahatladı Galatasaray. Şu durumda Mustafa Sarp-Mehmet Topal-Elano Blumer-Arda Turan-Ayhan Akman-Barış Özbek ve iyileşip de dönerse Linderoth'a sahip Galatasaray. Bu orta saha oyunun iki yönünü de oynayan oyunculardan kurulu fakat bir takım oyuncular düz oyuncu. Fakat yine de kalburüstü bir orta sahaya sahipler.Gecenin diğer maçlarında ise bu senenin sürpriz takımı olmasını beklediğim Bursaspor, Kasımpaşa'yı 2-1 mağlup etti. Zapo'yu Bursa'ya getiren Ertuğrul Sağlam, ondan verim alacak gibi. Diğer gol de Sercan'dan geldi. Bursaspor sezonu iyi açmış oldu bu galibiyetle. Diğer iki maçtan ise gol sesi çıkmadı. En iyi oyuncuları kadro dışında bulunan Manisa, Gençler'i yenemedi; gol çıkmadı maçtan. Bir başka golsüz maçta Gençler ile Kayseri arasında oynandı.
Cumartesi ise Trabzonspor, iki tane orta saha oyuncusunun ayağından bulduğu gollerle 4 Eylül'de Sivasspor'u 2-1 yendi. Broos, elindeki oyunculardan maksimum verim alıyor. Sergen'in çok çok beğendiği (!) Engin Baytar'ın yerine gelecek olan Drago Gabric iyi iş yapacaktır. Cumartesi'nin diğer maçlarında ise Ankaragücü, Diyarbakır ile yenişemedi. Maç, 2-2 sona erdi. Ankara ise deplasmandan 3 puanı Murat Tosun ile çıkardı.
Son şampiyonun maçında ise Beşiktaş, İBB ile yenişemedi. Fink ile öne geçtiler fakat, İbrahim Akın'ın göstere göstere attığı gole engel olamadılar. Sivok, Denizli'yi çileden çıkardı resmen. Bu iki stoperin uyumu göz kamaştırmadı Cuma gecesi. Nihat'ın daha çok çalışmaya ihtiyacı var, Nobre desen bana göre bitmiştir. Beşiktaş'a çok koşan, yaratıcı bir 10 numara gerek, Elano tarzı. O isim henüz belli değil fakat Yıldıray olursa para israfından başka bir şey olmaz.
Ariza Makakula Kayserispor'da
Geçen sezon transfer edilen iki forvetten pek de umduğunu bulamayan Kayserispor, her sezon 9-10 gol atan orta saha oyuncusu Mehmet Topuz'u da kaybettikten sonra, gol yollarında James Troisi'yi transfer etmesine karşın başarılı gözükmüyordu. Nitekim Gençlerbirliği önünde gol atamadılar ve 1 puana razı oldular. Maçın hemen sonrasında ise ünlü forvet Makakula ile anlaştılar.
Bolton'da kiralık olarak forma giyen Makakula'yı transfer ederek bana göre iyi bir iş yaptı Kayserispor. Gerçi geçen sezon Wigan'dan Aghahowa'yı ve Sporting CP'den Purovic'i aldıklarında da ben de dahil olmak üzere çoğu kişi böyle düşünüyordu fakat, bu oyunculardan-özellikle Milan Purovic- çok da verim alamadı Kayserispor. Genel olarak bakıldığında ise Makakula pivot santrfor tanımına uyan bir oyuncudur, hayırlı olsun.
Gönderen Emre zaman: 11:06 2 yorum
Etiketler: anadolu takımları, futbol, transfer
Grygera---> Fenerbahçe ?
Juventus, Diego'dan sonra bir başka genç Brezilyalı yıldız Rafinha ile ilgileniyor. Rafinha'yı alırlarsa da çek oyuncuları Grygera'ya kulübe yolu gözüküyor. Grygera'yı da Fenerbahçe'nin istediği konuşuluyormuş. Teklif 4 milyon avro. Juve ise 6 milyon euroda diretiyor ki böyle bir oyuncu için çok çok yüksek bir mebla değil kesinlikle. Alınmasını isterim.
Gönderen Emre zaman: 13:50 2 yorum
Etiketler: fenerbahçe, futbol, transfer
TSL'de Cumartesi
TSL'de cumartesi günü heyecan üç maç ile devam etti. Özlemişim harbiden. Geride bıraktığımız güne dair maçlarda Antalyaspor, Ankaraspor önünde Murat Tosun'un 89. dakikada attığı gole engel olamadı ve sahadan 1-0 yenik ayrılarak sezona iyi bir başlangıç yapma şansını tepmiş oldu. Geçen seneye bakıldığında zor da olsa kümede kalmıştı Antalyaspor. Ankaraspor ise ortalarda kalacak gibi.
Gecenin bir diğer maçında Darius Vassel'i alan fakat kulüp içinde birçok sorun bulunan Ankaragücü, ligin yeni ekibi Diyarbakırspor ile karşı karşıya geldi. Maçta Ceyhun Eriş, ben ölmedim dercesine iki tane frikik golü kaydetti. Adnan Güngör, bir gol bir asist ile oynadı, Mendoza'da iyi transfer olduğunun haberini verdi.
Ve gelelim izleme şansı bulduğumuz son maça. Trabzonspor, Sivasspor deplasmanından 3 puanla ayrıldı. Karadeniz Fırtınası'nın gollerini Selçuk ve Ceyhun atarken, Sivasspor'un tek golünü, Sylva'nın pozisyon hatası yaptığı yerde Kamanan kaydetti. Öncelikle Trabzonspor adına şunu söylemek gerek ki, geçen sene o kadar transfer yapılan kadroya iyi oyuncular transfer edilmiş. Tjikuzu, bir Aurelio gibi oynadı dün gece. Reboundların çoğunu Selçuk İnan ile birlikte toplamayı başardılar. Ve İbrahim Dağaşan'ı perişan ettiler bu gece. Keza Selçuk İnan da iyi oyununu golle süsledi.
Oyuna sonradan dahil olan Ceyhun Gülselam'ın ise bir şutu direkten döndü, bir şutu da gol oldu. Esas olarak bakıldığında Milli Takım'a yükselmesinin doğru bir hareket olduğunu çözmek çok da zor olmasa gerek. Gustavo Colman ise, gününde olursa bir Alex kadar olabiliyor. Alanzinho da adam eksiltti, doğru yere pas oynadı vs. vs. O da iyiydi.
Sivasspor'da ise Mehmet'in yokluğu çok hissedildi. Ersen Martin ağır olduğundan dolayı, çok pas yapamadı Sivasspor. Arkada ikinci forvet olarak kullanılan Yannick Kamanan ise golünü atmasına karşın yenilgiyi önleyemedi. Defansta ise herhangi bir top kullanma becerisi olmayan Hayrettin Yerlikaya bugün o kadar da göze batmadı.
Genel olarak bakıldığında Sivasspor'un bu kadro yapısıyla ilk 4'ün içinde yer alacağını söylemek zor. Fakat sakat oyuncular dönerse, iş değişebilir. Ayrıca, ilk hafta pek bir şey belli etmez ama Galatasaray ve Fenerbahçe ligi götürecek gibi bir his var içimde. Trabzon'da plasemdir. Eğer Beşiktaş Deco'yu getirirse, lige daha da renk geleceği kesin.
Juan Sebastian Veron
Bu sezon Estudiantes ile Libertadores'i kazanıp, başarılı işlere imza atan, Avrupa'nın çeşitli büyük klüplerinde oynayan, en son da adı Bursaspor ile anılan 34 yaşındaki Juan Sebastian Veron, ligin bir türlü start alamadığı Arjantin'de mükemmel bir işe imza atmış. Kendisi bir yıllık maaşının neredeyse yarısından vazgeçip, takımın PAF oyuncuları için harcanmasına karar vermiş.
"Zor bir zamanda doğru bir hareket yaptığımı düşünüyorum. Sonuçta bu paralar, kulübün geleceği anlamına gelen çocuklara gidecek"
Büyüksün...
Yıldıray Beşiktaş'ta Gibi
Deco'da sona yaklaşıldı denildi, Elano-Lincoln-Tabata haftalarca gündemi meşgul etti. Elano, Galatasaray yolunu tuttu, Deco ve Tabata takımlarında kaldı. Arjantin'den 3-4 oyuncuyu da listesine alan Demirören Yıldıray'ın işini bitirdi. Yıldıray son 1-1.5 yıldır düzenli olarak forma şansı bulamıyordu Stutgart'da. Euro 2008'de kadrodan çıkarıldığında şaşırmıştım fakat pek de iyi bir sezon da geçirmeden 'mecburiyetten' dolayı Beşiktaş'a transfer oldu.
3 yıllık bir anlaşma imzaladılar. Stutgartlı yöneticilerle de pazarlık halindelermiş. Şu durumda pek fayda geleceğini zannetmiyorum Yıldıray'dan Beşiktaş'a. Tabi yaşı da biraz ilerledi, 31'ine geldi. Fakat kariyeri ortada da bir isim. Leverkusen'le CL Finali'ne 10 numara olarak ilk 11 çıkmış, sonraki durak olan Hertha Berlin'de 71 maçta 14 gol atmış bir oyuncu.
Bu transfer sonrası kadroda nasıl değişikler yapacak acaba Denizli? Bana kalırsa tek forvet Bobo ya da Nobre, arkasında Yıldıray, Holosko, Nihat 3'lüsü BJK'nin yeni 11'i olabilir. Sonradan direnç getirecek Yusuf ya da Bobo'nun solda başlaması durumunda Nihat Kahveci'de yedek güç olacaklardır fakat Beşiktaşlı blog sahipleri bunu daha iyi analiz edecektir.
Sonuç olarak Beşiktaş, bu transferle bir kumar oynadı. Ayrıca Avrupa'da temsilcimiz Tuncay, Mevlüt, Hamit ve Halil dışında kalmadı zannımca. Hafızamı zorlamak istemiyorum bir de İbrahim Kaş var. Ki o oynuyor mu oynamıyor mu haber de alamıyoruz.
Kezman Malaga Yolunda
Fenerbahçe'de iki sezon tahammül ettiğimiz, sonra da PSG'ye gönderdiğimiz Kezman, şu günlerde Malaga ile anlaşmak üzere imiş. Fenerbahçe, Atletico Madrid'e 8 milyon euro ödedikten sonra PSG'ye 4 milyona satarak iyi bir iş yapmıştı. Mevlüt'ten beklentileri yüksek; o da hazırlık maçları itibariyle fena değil. Bu da Kezman'a Hoarau, Mevlüt ve Peguy Luyindula'nın arkasında kalacak gibi.
Malaga'da geçen sezon fena değildi, ligde ilk 10'a girdiler. Kezman'ı transfer etmek istemeleri ilginç. Daha önce, İspanya'da Atletico Madrid ile pek de iyi olmayan bir kariyer yaşamıştı. Gitgide kariyeri düşüşe geçen Kezman'ın hala en iyi referansı PSV'de gösterdiği mükemmel ötesi performans. Ondan sonra Abramovich döneminin en gözde transferlerindendi Mateja Kezman. Chelsea'den Malaga'ya doğru...
TRT Lig Maçlarını Şifresiz Verecek
BundesLiga'yı yeni sezonda ekranlarına taşıyacak olan TRT, bununla da kalmayıp; İspanya Basketbol Ligi'ni Yiğiter Uluğ ve Murat Murathanoğlu anlatımında evlere sunacaktı. Bugün edinilen bilgilere göre de Aralık ya da Ocak ayında yapılması planlanan ihalede TRT, Turkcell Super Lig maçlarına da katılacak. Maçlar şifreli ya da herhangi bir para karşılığı olmayacak. TRT, maçları ücretsiz olarak yayınlayacak.
Eğer TRT, ihaleyi kazanırsa; bir başka uygulama daha bizleri bekliyor. Gaziantep'te oturan birisi, Gaziantepspor'un maçını izleyebilecek. Diyarbakır'da oturansa Diyarbakırspor'un. Fakat Fenerbahçe, Galatasaray, Beşiktaş ve Trabzonspor maçları, tüm şehirlerden izlenebilecek. İlk uygulama değişik olmuş gibi. TRT'nin tüm maçları verebilmesi için iyi spikerler eklemesi gerek kadroya. Ki bana kalırsa Fransa'da olduğu gibi tüm maçlar verilmeli. Bakalım, bekliyoruz; TRT'ye destek veriyoruz.
Gönderen Emre zaman: 11:40 2 yorum
Etiketler: televizyon
Türk Futbol Tarihine Geçen Maçlar#2: Türkiye-Çek Cumhuriyeti
Euro 2008'de, İsviçre'yi Arda'nın son dakika golüyle yendikten sonra iddiamızı son maça taşımış
oluyorduk. Ev sahibini yenen iki takımın karşılaşmasında her şey eşitti. Averaj, puan, atılan gol vs. Onun için maçın berabere bitimi halinde penaltı atışları ile karşı karşıya kalacaktık. Bir tarafta dünyanın en formda kalecilerinden Petr Cech, uzun boyuyla rakiplere korku salan Jan Koller, diğer tarafta ise Arda, Hamit, Nihat, Semih, Tuncay, Volkan'lı A Milli Takım.
Maçın başında Çekler oldukça etkili geliyorlardı. Baros'un yedek beklediği maçta kanatlardan topu Koller'e göndermeye çalışıyorlardı. Nitekim böyle bir pozisyonda maçın 38. dakikasında Jan Koller kafayı vuruyor, direğe çarpan top Milli Takım ağları ile buluşuyordu. Türkiye bu ya tamam ya devam maçında ilk yarıyı 1-0 geride kapatmıştı.
O kadar sakatı vardı ki Türkiye'nin.. Takım olmak oldukça zordu. Yine de bu şartlar altında fena bir takımımız yoktu. Bunlar arasında gidip gelirken Emre Aşık'ın tedavi için saha dışında olduğu dakikalarda, Libor Sionko'nun ortasına hareketlenen Jaroslav Plasil, takımını 70 de 2-0 öne geçiriyordu. O saatten sonra oynamaya taakati kalmayan Türkiye'nin Euro 2008 macerası bitmiş gibiydi.
Biz bunları konuşurken Arda Turan, Hamit'in pasında skoru 2-1'e getiriyordu, hiç umudumuzun olmadığı bir anda. Ardından müthiş bir hırsla saldırmaya başlayan Türkiye, Hamit'in ortasında dünyanın sayılı kalecilerinden Cech'in elinden kaçırdığı topla skoru 2- 2 ye getiriyordu. O an müthiş bir sevinç yaşanıyordu. Çeyrek Finali düşünmeye başlayan Çekler bir anda turu geçemeyecek duruma gelmişlerdi.

Biz, penaltılarda moral üstünlüğünden bahsederken, Hamit bir nefis pas daha veriyordu. Nihat; Rıdvan'ın ''Bir tane daha atarız bunlara.'' sözünü haklı çıkarırcasına müthiş düzgün bir vuruşla skoru 3-2'ye getiriyordu. İnanılmazdı, inanılmaz. Türkiye 20 dakika kadar öncesinde havlu attığı turnuvada Arda Turan'la diriliyor, Nihat'la yeniden ayağa kalkıyordu. Ve skor 3-2 oluyordu.
Daha sonrasında Volkan, her zamanki Volkan kesiliverip, Koller'i itiyordu ve kırmızı kart görüyordu. Kaleye geçen Tuncay'a çok şükür ki iş düşmüyordu ve Türkiye Çekleri eleyerek Euro 2008'de tarihe geçiyordu. İsviçre maçını son dakikada kazanan, Çekleri 20 dakikada 2-0 öndeyken 3-2 mağlup duruma düşüren Türkiye'nin rakibi ise Hırvatistan oluyordu. Bakalım Hırvatistan karşısında neler olacak?
Gönderen Emre zaman: 11:28 0 yorum
Etiketler: futbol, türk tarihine geçen maçlar
Huntelaar Milan'da/Aquilani Liverpool'da
Milan en sonunda transfer yapabilme onuruna erişti. Kırmızı Siyahlılar Real Madrid'in Hollandalı golcüsü Klaas Jan Huntelaar ile anlaştı. Transferin detayları henüz açıklanmadı ama; 20 milyon euro civarı bir paradır bence. Böylelikle Pato'nun yanına iyi bir forvet oyuncusu eklemiş oldular. Zaten Real Madrid'in mevcut forvet hattında forma şansı bulması imkansız gibi bir şeydi Huntelaar'ın. İkisi adına da doğru transfer.
Xabi'yi satan Liverpool, onu çabuk unuttu gibi. De Rossi'yi çok isterdim ama ondan çok da kötü olmayan bir oyuncu, Alberto Aquilani sağlık kontrollerinden sonra Liverpool'a imzayı atacak. Geçen sezon inanılmaz bir form tutan Xabi Alonso'nun yerini tutabilecek mi acaba Aquilani? Aynen Xabi gibi uzaklardan sürpriz vuruşlar çıkarabilen bir oyuncu. 21 milyon euro deniyor basında. Yakında kokusu çıkar.Galacticos'a Tam Gaz(Xabi Alonso Real Madrid'te)
Real Madrid bir başka yıldızı daha renklerine bağladı. Zaten epeydir konuşuluyordu, Xabi Alonso'nun da Real Madrid'e gitmek istediğini sağır sultan duydu. Benitez'in yoğun çabalarına rağmen bu transfer gerçekleşti. Bana göre Real Madrid çok çok değerli bir hamle yaptı. Belki isim olarak bu sezon ki bazı transferlerin arkasında kalsada yararı büyük olacaktır. Yıllardır bu bölgeye Madrid çok iyi bir transfer yapamıyordu ama bu sefer nokta atışı yaptı. Benimde bu transferle fikrim yavaş yavaş değişmeye başlasada halen favorim Barcelona'dır.
Liverpool cepheside o bölge için Paulsen'i düşünüyormuş. Bu ismin Juve ile arasında problem var gibi. Kulüp onu satmayı ciddi anlamda düşünsede Paulsen'in isteksiz bir havası vardı ama bu sefer gideceği takımın Liverpool olması bazı şeyleri değiştirebilir.
Türk Futbol Tarihine Geçen Maçlar #1: Sevilla-Fenerbahçe
Türkiye Futbol Tarihi'nde Galatasaray'ın UEFA ve Süper Kupa'yı kazanmasından sonra ilk kez bir takım Galatasaray'ın başardığını başarıp, CL'de gruptan çıkmıştır. Biz Fenerbahçeliler, kurayı büyük bir heyecanla izlerken, ya Sevilla ya da Porto demiştik. Sevilla geldi gelmesine de son iki yılın UEFA Şampiyonu, son iki yıldır da Avrupa'da tur kaybetmemiş bir takımdı Sevilla.
İlk maç için Kadıköy'e gidildiğinde Fenerbahçe hızlı başlar maça. Kezman ile öne geçen Kanarya, Edu'nun O.G'si ile yıkılır. Sonrasında Lugano 2-1 yapar, Carlos'un ayağına mal olan pozisyonda Escude, skoru 2-2 yapar. Sonrasında Nöbetçi Golcü golü atar ve Zicolu Fenerbahçe, 3-2 önde tamamlar ilk maçı.
Eşleşme öncesi Jimenez, Fenerbahçe'nin OFTAŞ ile yaptığı maçı izlemiştir ve turu geçeceklerinden pek bir emindir. İkinci maç için Roman Sanchez Pisjuan'a gidildiğinde birtakım spor kalemleri ''Bikini giyerim.'' tarzı açıklamalar yapsalar da avantaj gol olarak Fenerbahçe'dedir.
Maçın başında kazanılan bir pozisyonda Daniel Alves, frikikten birazda Volkan'ın hatasıyla takımını 1-0 öne geçirir. Bu golün şokunu atlatamadan Keita uzaklardan vurur ve maç 10 dakikada 2-0 olur. Ben dahil birçok futbolsever, acaba kaç fark olacak derken, Zico'nun Fenerbahçesi, baskının altından erken kalkar ve 22'de Deivid de Souza maça denge getirir. Herkes acaba demeye başlamıştır, ben de dahil.Edu'nun sakatlık nedeniyle tedavi edildiği pozisyonun devamında Fredric Kanoute topu ağlara gönderir ve ilk yarı bitmeden suratlar tekrar düşmüştür. Soyunma odasına 3-1 gidilmiştir. Avantaj Sevilla takımına geçmiştir. İlk kez bir Türk takımı başarıya bu kadar yaklaşmışken kıyısından dönecektir belki de.
İkinci yarının başıyla beraber özellikle Uğur Boral ile etkili olan Fenerbahçe çok gol kaçırır. Artık rüyanın sonuna yaklaşılmaktadır. Alex rakip yarı sahanın ortasında kazanılan bir serbest vuruş için topun başına geçtiğinde dakika 79'dur. Ortaya yine Deivid dokunur, top direkten döner fakat Deivid'in önüne düşer; ona da topu ağlara yollamak kalır. Skor 3-2'dir ve artık uzatma yolları görünür.
Uzatmalarda tek pozisyon 120'de ceza yayından bir Free-Kick'tir. O pozisyonda salondan odama gitmiştim. Alves topu baraja takar ve maç penaltılara gider. Penaltılarda ev sahibi takım her zaman bir baskı hissetmiştir.O zaman klasik ve berbat görüş vardı bende: Biz de şans yok, görüşü. İlk penaltılar için gelindiğinde Kanoute topu rahatça ağlara yollar. Korkum artmıştır. Vederson geldiğinde ise eyvah dedim, eyvah! Fakat Vederson düzgün bir vuruşla topu sol üste yollar. Skor 1-1'e gelmiştir bu dev eşleşmenin penaltı atışlarında.
Sonrasında Sevilla'da topun başına ilk maçta skoru 2-2 yapan Escude gelir. Escude'nin vuruşunu o maç iki tane net hata yapan Volkan Demirel çıkarır; avantaj artık Fenerbahçe'nin elindedir. Fenerbahçe'de ise Edu Dracena topu Palop'a nişanlar; inanılmaz bir fırsat kaçmıştır. Skor ikinci penaltılar sonrasında hala eşittir.
3. penaltılarda Sevilla'da Drago topu ağlara gönderir. Fenerbahçe'de ise topun başına geçen Aurelio, spikere meşhur ''Mehmetçiğe selam olsun.'' sözünü söyletmiştir. İş artık 4. lere kalmıştır. Sevilla'da en güvenilen adamlardan Enzo Maresca'nın vuruşunu Volkan Demirel bir kez daha çıkarıp borcunu öder. Maçın en çok koşan adamlarından Kezman, topu ağlara yollar ve bu sefer avantaj Fenerbahçe'ye geçmiştir.
5. penaltıda Milan'ın Shevchenko'su tarzı takımın en iyi penaltıcısı Dani Alves geçer topun başına. Fakat onun ayaklarıda inanılmaz havaya giren Volkan'ı engelleyememiştir. Volkan'ın çıkardığı top Fenerbahçe'ye Çeyrek Final kapısını aralamıştır. Fenerbahçe'yi küçümseyen Jimenez büyük bir şok geçirirken Ali Koç da fenalaşmıştır. Nasıl sakin kalsın?
Ben mi? Babamın direktifiyle direk aşağı inerek tur için hazırlıklara başlamıştım bile. Yeni bir seri, zevkli bir seri olacak. Sevilla, Fenerbahçe şokunu unutmamıştır eminim hala. Ve Fenerbahçe o sezon Chelsea ile Çeyrek Final'de karşılaşır. O Zico Londra'da taraftara tırnak yedirmeyi dahi başarmıştır. Bir sonraki seri yazısında görüşmek üzere.
Gönderen Emre zaman: 21:34 0 yorum
Etiketler: cl, fenerbahçe, futbol, türk tarihine geçen maçlar
TRT'den Üç Hamle
Yeni sezon öncesi TRT iyi bir atak yaptı. İlk olarak BundesLiga'nın yayın haklarını ellerine aldılar, ilk hamleleri bu. İkincisi ise 2010 Güney Afrika tekrar TRT ekranlarında olacak, bunlara sevinsem mi üzülsem mi bilemedim. Sonuçta eğer Spor Servisi'ne önem vereceklerse iyi haber fakat onlarca kanalı olan bir kurumun TSYD Kupası'nda 3. lük maçını yayınlamamasını da göz önünde bulundurmalıyım.
Resimden de anladınız değil mi? Murat Murathanoğlu ve Yiğiter Uluğ, TRT ile içeriği basketbol olmayan -ilginç- bir program için anlaştılar. Bu programın yanı sıra bu ikili NBA'in Avrupa versiyonu olarak nitelendirdiğim İspanya Basketbol Ligi'ni de haftada 2 maçla yayınlayacaklar. Bu maçları da Avni Küpeli değil; bu ikili anlatacak. Özlemiştik be ustayı. Hayırlı olsun.
Gönderen Emre zaman: 18:47 4 yorum
Etiketler: televizyon
Blogger Düzeni Yavaş Yavaş Bozuluyor (Mu)?
Evet, belki de bu yazıyı okuyan biri yine 'git süt iç, yaşına başına bak.' tarzı şeyler söyleyecek. Fakat ben tüm bunları göze olarak bu yazıyı yazma ihtiyacı hissettim. Şu sıralar tatildeyim ve SBS denen ve iki seneme mal olan illetin yorgunluğunu çıkarıyorum; arada girip yazı yazma imkanım oluyor ve blogları okuyorum. Fakat önce blogları okuyorum; Fanatik, Sporx vs. vs. en sona onlar.
Bir çok arkadaşın blog okuduktan sonra spor gazetesi almayı bıraktı, aynı benim gibi. Ve artık spor yazarları da programlarında bizim bloglara yer veriyorlar; gazetelerde bunun adına sayfalarca yazı çıkıyor vs. vs. Mesela ben okuduğumda; 'aa di massimo talento buymuş demek ki' diyorum içim hoş oluyor vs. vs.
Fakat her güzel şeyin bir sonu var derler. Bunun sonunun olmasını istemiyorum. Blog kardeşliği vardı bir aralar. Hala da devam ediyor. Sonunda en çok bundan korkuyorum ki; mesela x blog benim adresimi vermeyecek; ben de onunkini vermeyeceğim. Böylece blog sitelerinin birbirlerine her gün onlarca kez bindiren aynı gazetenin köşe yazarlarından; ya da farklı gazeteye bok atan gazetelerden ne farkı kalacak?
Ben Ali Sami Yen'in yazılarını beğenmiyorum -böyle bir şey yok örnek veriyorum- blogu çok çok paylaşmam listemde. X de benim üslubumu beğenmiyor, o da benim bağlantımı koymaz olur biter; çok mu şey istedik. Fakat başka blogların üzerine binip yukarı çıkma durumu olursa ki yaygın bir şekilde başlamış durumdadır, bu güzel alemin ne tadı ne de tuzu kalır. Günde yüzlerce harika yazının servis edildiği bir yuvada birbirimizi yemeye gerek yok.
Elano masturbasyon yapmıştır, hayatıdır. Basın bunu koyup hata etmiştir. Fakat bir Fenerbahçe blogu da bunu yaparsa üstüne üstlük daha da ileri gidip resimleri koyarsa ki başıma gelebilecek en iğrenç şeylerden birisidir bu, ortalığın ne tadı ne kalır tuzu. Extensor blogunun sahibi de yorum bölümüne kısacık bir not bırakır ya da özel olsun der hocam, blogunuzun üslübunu beğenmiyorum diye e-mail atar. Olay bu kadar. Zaten o postları gördükten sonra benim de girmeye hevesim kalmadı, haklısınız.
Sonuç olarak bugün BenFenerbahceliyim blogunda beni hayrete düşüren bildiğin küfürleşme var. Adam yavşak diyor var mı böyle bir şey? O zaman o adamda yazar ama yazmadı. Helal olsun Extensor'a. Aceto gibi Marca'dan kopyala yapıştır diyor? Ah ah! Aceto olmasa, Blogger olmazdı Türkiye'de. Bülent Abi, süper bir iş başlattın ama arada çürük çıkıyor. Neyse sorun değil, ayıklanır. Şimdi o adam istediği kadar gelip küfür edebilir buraya. Etsin de. Ben bundan sonra bu blogu listesinden çıkarıyorum blogun. Ha diyeceksiniz kendinle çelişiyorsun üstte yazdıkarınla? Bir Fenerbahçeli olmama rağmen burama geldi. Teknik taktik analiz var mı? Çok az. Bu blog için geçerliydi bu yazı. İyi günler.
Jack Wilshere ve Enes Kanter
Enes Kanter... 17 yaşında bu adam. Her şampiyonada 30-10 yapmak zorunda sanki. İnanılmaz bir performans gösteriyor gerçekten. Fenerbahçe'de bu sene Vidmar'ın yerine düşünülüyor. Fena olmaz gerçekten. O kazma Vidmar'ı başka bir yere gönderip Enes gelse yabancı kontajyanından da tasarruf etmiş oluyoruz. Enes, Gençler Şampiyonası'nda en değerli oyuncu oldu.
Jack Wilshere.. Arsenal'in yeni prensi. O da 17 yaşında. NTVSpor'da Emirates Cup'ı izlediyseniz eğer kalitesini belli etti. En son maçta 2 de gol attı. İnanılmaz gerçekten son derece inanılmaz. Wenger onun hakkında ''Onu izlerken şaşırıyorsunuz. Yaşından son derece olgun bir futbol sergiliyor.'' diyor. Bu sezon onu daha fazla izleme şansı bulacak Arsenalli futbolseverler. Bunları yazayım, bir kenarda dursun dedim. İleride ben demiştim diyeceğim de.. :)Beşiktaş 0-2 Fenerbahçe

Maç öncesi Olimpiyat Stadı pek içime sinmemişti, aynı FOX gibi. Ve o FOX bizleri yanıltmayarak en olmadık yere reklam koyarak maç keyfimizin bazı dönemler içine etmeyi başardı. Stad'ta rüzgarın hat safhada olduğu maça Denizli, sağ kanatta ikinci yarıda 2-1'lik maçta Fenerbahçe'nin canına okuyan Holosko'nun yerine Yusuf ve solda da Bobo ile başladı. Bu ikilinin önünde ise Nobre vardı. Orta saha üçlüsünde Fink-Ernst-Tello defansta ise Ankaraspor'dan alınan genç Erkan Güven, bir başka 20'lik İsmail Köybaşı ve Sivok-Ferrari ikilisi vardı.
Fenerbahçe ise defans dörtlüsünü Bilica-Önder-Wederson-Gökhan ile kurmuştu. Alex'in ST'den ziyade CF oynadığı bölümün arkasında kurulan orta sahada MR'de CKR, ML'de Santos vardı. Ortada ise yeni transfer Cristian Oliveria Baroni ve Emre Belözoğlu vardı. Alex'in çoklayıcı olduğu Güiza ise tek başladı forvette maça.
Maçın başıyla beraber iki takımda etkili geldi. Beşiktaş ilk 20 dakikada tahmin ettiğimin aksine harika oynadı diyebilirim. Direkten dönen bir kafa, Nobre'nin kaçırdığı bir gol vardı ilk 20 dakikaya ait. Daha sonrasında maç yazımızda belirttiğimizin aksine tandemi top yapamayan, eli ayağına dolaşan Beşiktaş karşısında zaman zaman preslerle etkili olan Fenerbahçe, 2 kere tüm rakip yarı sahayı geçti tek başına. Birinde Alex kaçırdı, diğerinde ise verilmeyen faul ve bir kırmızı kart vardı.
Hakem işimiz değil ama çok da iyi bir yönetim gösterdiğini söylemek doğru olmaz, her iki takım adına. İlk yarı 0-0 geçilirken yeni transferlerden Fink etkili bir performans göstermişti. Görev adamlığını başarıyla yerine getirirken, Carlos ile harika anlaşan Santos maçın başlarında bizleri büyülese de sonradan oyundan düştü. Daum'un planı basitti aslında. Takım, 4-4-1-1'den zaman zaman 4-2-3-1 e dönüyordu. Kazım, Santos ve Alex Güiza'nın arkasını üçlüyordu. Beşiktaş'da ise diziliş aynı devam ederken Ernst defansı zaman zaman Fink'e bırakarak ofansif yöne bürünüyordu. Emre her zamanki gibi presi başlatan adam oluyordu ve Fenerbahçe bazı dönemlerde karınca gibi çoğalıyordu. Daha sonra ikinci yarının başında Beşiktaş, Nihat'ı oyuna aldığında yüreğime su serpildi ki haklı da çıktım. Nihat'ın geçen sezonki Emre'den pek bir farkı olmayacak gibi. Nitekim o Nihat, herhangi bir etkinlik gösteremedi. Fenerbahçe'de ise ilk yarıda uzaktan tek şutu Emre ile atmıştı. Oysa ki üretkenliği 0 olan Kazım'ın yerinde Deivid olsaydı çok uzaktan şut izleyebilirdik.
İkinci yarıda Deivid oyuna girdiğinde Fenerbahçe yavaş yavaş etkinliğini arttırıyordu. Beşiktaş, oyundan tamamen düşmüştü. İlk yarıda 'acaba' dediğimiz Cristian ise Maldonado ve Josico'dan farklı olarak alıp yana oynamıyordu. Topu Bilica ile birlikte ileriye taşıyan adam Cristian, atakları Emre ile başlatan isim oluyordu. Sonrası zaten Deivid'in üretkenliği ile yavaş yavaş açılmaya başlayan Alex, ilk yarı mükemmel oynayan 'Golyatör Güiza' ya biraz dinlenme şansı veriyordu.
Beşiktaş ise oyundan kopmuştu. İsmail'in bu bölümde performansı çok hoşuma gitti. Keza Ankaraspor'dan transfer edilen Erhan Güven de çok iyi bir performans gösterdi. Etkinliği azalan Bobo ve Nobre ikilisi ilk yarıdaki kadar pozisyon bulamıyordu. Kısacası Fenerbahçe maçı almaya adım adım ilerliyordu.
Daum'un Fenerbahçesi'nin en büyük özelliği neydi? Roland Koch'un yüklediği süper kondisyon ile 76-90 arası goller bulmak. Keza herkes Cristian kullanacak dediği sırada topa vuran Alex'in frikiğinde top Sivok'un eline çarpıyordu; bilinçli ya da bilinçsiz. Penaltıyı gole çeviren KrAlex'ti. Ve o Alex 90'da maçın yine süper oyuncularından biri olan Güiza'nın asistini reddetmiyordu ve skoru 2-0'a taşıdığında bu senenin çifte şampiyonunun 'triple' yapma hedefine sekteyi vuruyordu.Mehmet Topuz ve Özer'in olmadığı takımın yedek kulübesi buna rağmen harikaydı. Uğur, Deivid ve Selçuk'la kullanıyordu haklarını Daum. Emre çıkarken yine çok alkış aldı; hak etti gerçekten o alkışları. Keza görüntüye geldi; Daum'da öğrencisine sarıldı. Kazım, çok üretken olmamasına karşın boyu kısalan Beşiktaş stoperlerinden Ferrari'nin tüm kafa toplarına çıktı, bir çoğunu kazandı.
Beşiktaş kötü değildi ilk yarıda. Denizli maç sonu alkışlanması gereken açıklamalar yaptı. Daum da öyle. Bu iki hocayı takdir etmek gerek. İkisi de hakemlerle ilgili sorulara nazikçe cevap verdiler, Denizli Fenerbahçe'yi tebrik etti; son derece sakindi, bir o kadar da sevimliydi. Sezar'ın hakkı Sezar'a diyen Daum, Beşiktaş ilk 30 dakikada bize nefes aldırmadı dedi. Tebrik etti rakibini. Herkesin görmek isteyeceği bir portre izledik. Bu iki takıma da başarılar ligde
Gönderen Emre zaman: 09:43 1 yorum
Etiketler: beşiktaş, fenerbahçe, futbol
Soruyoruz...
Villa ve Silva

İki adaş bu yaz döneminin en gözde oyuncularından ikisi olsada hala satılmadı. Valencia bu oyuncuları değerlerinin üstünde bir fiyatla göndermeye çalışıyor. David Villa'nın Barcelona'ya gidememesi sonrası büyük ölçüde takımda kalacağı söyleniliyor. David Silva'nın ise şu günlerde Manchester United ile adı geçiyor. Ama hala transferin sonuçlanmaması sanki Valencia'nın ekonomik krizde olmasına rağmen bu iki oyuncuyu satmak istememesinin göstergesi.
Bu ikilinin hala ayrılmamasına sevindim. La Liga'yı fazla sevmeyen biri olarak bu iki oyuncuyu seyretmek o ligi izlememin en büyük sebeplerinden. Valencia'da sevdiğim bir kulüp. Umarım bu krizi atlatır ve daha güçlü bir Valencia olarak çıkar karşımıza.
Sıkıldım Bu Mevzudan
Lugano benim şu takım içerisinde ki geçen sezon en sevdiğim iki, üç oyuncudan biriydi. Ama şu yaz döneminde yaptıklarıyla kendisinden soğuttu. Menajeri zaten delirtmiş durumda beni tam bir çakal Juan Figer. 8 Milyon EURO nakit verip sonra epey tuzlu bir yıllık ödeyecekmişiz. Artık sıkıldım bu mevzudan. Lugano adam akıllı gitseydi bu kadar düşmezdi gözümden. Ama şu olanlardan sonra gözümde değeri epey düştü.
Ayrıca lig başlıyor,şu defans mevzusu hala çözülebilmiş değil. Lugano olmayacaksa olmayacak uzatmanın manası yok. Gündemde Marcelo Bordon ve Martin Demichelis var. Demichelis benim daha çok beğendiğim ve yaşı itibariylede Bordon'a göre daha uygun olsada fiyatının epey yüksek olacağını tahmin ediyorum.Bordon ise ucuz maliyeti sebebiyle şu an daha bir yakın gibi Fenerbahçe'ye. Bu hafta içinde transferin bitmesini bekliyorum. Ama şu kesin ki yine geç kalındı.
Gönderen Süha zaman: 12:57 6 yorum
Etiketler: fenerbahçe, futbol, transfer
Süper Kupa Öncesi: Analiz
Süper Kupa'da bu iki takım karşılaşacaklar. Maç bugün saat 21:00'de FOX TV ekranlarında olacak. Geçen sene, hem kupa hem de ligi kazanarak 6 yıl şampiyon olamamanın acısını fazlasıyla çıkaran Beşiktaş, kupa finalinde 4-2 yendiği Fenerbahçe ile kozlarını Atatürk Olimpiyat stadında paylaşacak.
Geçen senenin çifte şampiyonu, kadrosunu İtalyan stoper Ferrari, eski oyuncusu Nihat Kahveci, Frankfurt'ta kontratı sona ererek serbest kalan Fink ve Gaziantepspor'da piyasa yapan İsmail Köybaşı ile güçlendirirken, sakat kaptan Delgado, Fink'in yerini kaptığı Cisse ve Gaziantepspor'a takasla verilen Serdar Kurtuluş buı takımın en büyük eksiklikleri geçen seneye oranla.
Geçen sezon Aragones ile unutmak isteyeceği bir yıl geçiren Fenerbahçe, kadrosunu yerli transferinde aktif olarak güçlendirdi. Mehmet Topuz, Özer Hurmacı, Bekir İrtegün gibi oyuncularla güçlendirirken yabancı piyasasında ise Brezilya Milli Takımı'nın sol beki Andre Santos ve bir başka Brezilyalı Cristian ile takviye etti takımı.
Beşiktaş'ın defansı ile başlayalım. Ferrari ve Sivok ikilisi fena değillerdi Peace Cup maçlarında. Solda yıllardır herkesi kulübeye gönderen İbrahim ile genç İsmail arasında büyük bir yarış olacak. Sağ bekte Erhan Güven'e şans veren Denizli, Toraman'ın yokluğunda sağda başlayacak gibi maça.
4-3-3'ün orta sahadaki kısmında iki Alman çok da sırıtmazlar. Fabian Ernst, geçen seneki performansını tekrarladığı takdirde Beşiktaş'ın prensi olacaktır. Frankfurt'tan bedelsiz alınan Fink ise performasını bu maç gösterecek. Tello ise çoğumuzun artık oyununu ezbere bildiği başarılı bir görüntü çizen bir futbolcu.
Forvete göz atıldığında Nihat'ın hazır olup olmadığına karar verecek Denizli; değişik kombinasyonlar deneyebilir. Nihat'ın AMC, Holosko'nun AMR, Yusuf'un da AML olacağı bir düzen de izleyebiliriz. İleride tek başına Nobre ile fakat bu B Planı olmalı Denizli'nin. Bobo ise transfer söylentilerinin ışığında kendini toparlaması zor görünen bir isim.
Fenerbahçe şu haliyle defansı kötü olan bir takım. Fabio Bilica-Önder Turacı ikilisini sağlam bir Holosko pamuğa çevirebilir. Defans'ın solu oldukça önemli. Honved maçında kulübeye dahi giremeyen Vederson, ilk 11'de çıkacak sahaya. Santos, sol açıkta Erkan Zengin'e kabus gibi bir 2 saat yaşatabilir. Sol bekte başlarsa Santos ki Daum böyle bir aptallık yapmaz, maç bizim için kötü geçebilir. Sağda yine Gökhan sezona süper başladı.
Alex'in önünde olacağı 4'lü orta sahanın solunda Andre Dos Santos, sağında CKR olacak. CKR'nin formu yüzümüzü güldürüyor elbetteki. Orta'da ise Emre, bu sezonun en iyi transferi. Yapacağı ve başlatacağı pres eğer Beşiktaş tandemi top yapamazsa çok bela açabilir başlarına. Cristian Oliveria ise Fink gibi performansını asıl bu maçta gösterecektir.
Alex'in önde olacağı takımda Güiza ilerideki formuyla yine gol veya goller bulabilir. Altıpas'ın içinde bir anda bitmesi Beşiktaş için iyi olmaz fakat markaj yeteneği yüksek Matteo Ferrari, Güiza'ya bu boşlukları verir mi soru işareti. Alex yine adam eksiltmesi, nokta pasları ile etkili olacaktır. Ki Güiza'nın araya koşuları da gerekli bunun için.
Yedek Kulübesi ise en büyük avantajı Fenerbahçe'nin. Geçen sene İlhan'lı Gürhan'lı Burak'lı yedek kulübesinde bu sene; Deivid, Mehmet Topuz, Özer Hurmacı, Bekir İrtegün gibi üst düzey oyuncular oturacak. Mehmet Topuz girdiği 30-35 dakikalık bölümde Beşiktaş'ın canına okuyabilir çok rahatlıkla. Keza Deivid'de Honved maçında yeni rolüne alışmış görüntüsü verdi, sol tarafta ikinci yarıda.
Tüm bu doğrultular ışığında üç büyüklerin kadro yapısının ilk kez birbirine bu kadar yakın olduğu bir sezonda Galatasaray'ın bir adım önde olduğu aşikar. Fakat bu maç ortada bir maç ve ufak hamlelerin belirleyici olacağı bir maç. Çok zevkli bir maç bekliyor bizleri. Umarım Hayri Hiçler anlatmaz.
Bu Çocuktan Adam Olur Mu?
Eskişehir'de İstanbul'a maça geldiğinde kaçar gece kulübüne gider, hocasına basın önünde saygısızlık yapar yani anlayacağınız çok kişiliksiz, karaktersiz, pislik bir futbolcu. Arda'yı görünce bu çocuktan iyice iğreniyorum. Dünyayı ben yarattım havaları vs. vs. Mustafa Denizli, ben varsam o yok, dedi. Gaziantep'e kiraya gönderdiler. Coucerio'nun dediğine göre ortada yok. Pazar günü de GS maçı var. Defol gelme Batuhan Antep'e!!! Antep'te bir laf vardır; Adam olmadık adam diye. İşte bu çocuğa iyi gider o laf!
Abisine Bak Kardeşini Al#1: Digao ve Kaka
Milan'ın Kaka transferi sonrası, oyuncunun takıma yaptığı katkı dillere destan olmuştu. Öyle ki devre arasında, Milan City'nin teklifini kabul edince, Kaka'ya sunulan sözleşmenin detaylarını beklemeyen Kaka, takımında kalmayı yeğlemiş ve City yolunu tutmamıştı. O Kaka şimdi, City'nin verdiğinden yaklaşık 30 m aşağı bir fiyata Real Madrid'e transfer oldu.
Takımda Kaka'nın kardeşi olması dışında başka bir özelliği bulunmayan defans oyuncusu Digao da Milan takımında forma giyiyordu. 1985 doğumlu bu genç adam, futbolcu lisansını alır almaz, Milan onda pek de bir gelecek görememesine rağmen Kaka'nın kardeşidir, gelsin Kaka'da hem sıkılmaz tarzı düşünmüş olacaklar ki oyuncuyu transfer ederler. Digao Milan adına hiç bir şey yapamaz. Neredeyse her sezonu kiralık geçirir. En sonunda bonservisiyle BundesLiga'ya yeni çıkan Freiburg'a satılır.
Kaka'nın gitmesiye Digao'ya bence nazikçe: ''Artık bir numaran kalmadı, turşunu mu kuracağız senin?'' denildi ve o çocukta Freiburg yolunu tuttu. AC Milan'a transferinden bu yana kaldığı tek sezonda da 2 İtalya Kupası bir de lig maçında forma giyen Digao, bundan sonra Freiburg'un defansında -iyileşip de dönerse- Ömer Toprak ile ikili olacak gibi. Milan'ın ''Abisine bak, kardeşini al.'' tarzı durumu pek tutmadı, fakat kardeş olarak iyi olan ikililerle devam ederiz. Mesela Berezutskiy kardeşler...

