Arsenal-Fenerbahçe #3

Şu Fenerbahçe'de bireysel olarak Volkan ve Edu dışında kimseye iyi oynadı demek mümkün değil. Daha doğrusu Fenerbahçe'ye takım olarak iyi oynadı demek mümkün değil. Fenerbahçe'nin kapasitesinin Arsenal'i yenmeye yetmeyeceğini anlamış Aragones ilk maçta. O da el mahkum, anti-futbol anlayışını sahaya sürmek zorunda kaldı. İzleyen, maçtan keyif almak isteyen biri için berbat birşey bu, lakin Fenerbahçe'nin kendi çıkarları açısından doğru oyun planını seçtiği aşikar. Hemen puan hesaplarına girilmeye başlandı, şu şunu yenerse, şu şurdan olursa çıkıyoruz, böyle olursa UEFA'ya gidiyoruz, şu maçta yenilirsek sonuncu oluyoruz vs vs. diye. Yenerse, yenilirse, ederse diyebiliriz ama şu şunu kesin yener, Fenerbahçe 2.olur, 3.olur, sonuncu olur diye kesin birşey söyleyemeyiz. Zira bu grupta Arsenal dışında geriye kalan 3 takım zayıf takımlar ve kendi aralarında oynadıkları maçlarda ortaya ne çıkacağı belli olmaz. Fenerbahçe'nin Porto'ya karşı böyle oynayacağını sanırım kimse düşünmüyordur. Zaten şu oyunla 2 maçtan 2 puan çıkarır Fenerbahçe. Alınan 1 puan çook da önemli 1 puan değil açıkçası. Bu maçtan puan aldı Fenerbahçe, ama alamasaydı da çok fazla şey farketmezdi. Puan tablosuna göz attığımızda, saha içine baktığımızda grupta hala 4.lüğe en yakın takım Fenerbahçe. Alex olsaydı, Fenerbahçe kazanırdı bile diyecekler muhakkak olacaktır, biliyorum. Ancak şu sahadaki Fenerbahçe'nin içine Alex gibi bir oyuncuyu koyamazsınız. Koyarsanız da böyle bir futbol anlayışı benimseyemezsiniz. Bu akşam top rakipteyken Guiza ve Semih dahil herkes topun arkasına geçti. Şu anki tablo karşısında tahminlerde bulunmak çok zor. Oynanacak 5.maçlardan sonra grubun gidişatını daha rahat kestirebiliriz. Bu arada, bahis şirketleri bu akşam zengin oldu...

Hull City-Hoffenheim-Napoli

Avrupa'nın 3 büyük liginin 3 çıkış yapan takımı. Hull City Premier Lig'de 20 puanla 6., Napoli Serie A'da 20 puanla 4., Hoffenheim Bundesliga'da 25 puanla 1.sırada. İki takımın da birkaç maçını izledim bu sezon. Hull City'nin başarısı pek fazla devam etmeyecek gibi geliyor bana, orta sıralarda takılacaklarını tahmin ediyorum bu yıl. Ama tesadüf değil. Kazanılan hiçbir başarı tesadüf değildir. Çok fazla dillerde dolanmaya başladı bu "tesadüf" lafı da, söyleme gereği hissettim...

Fenerbahçe-Arsenal #2


Uefa'ya gitmek için 1 puan avantajdır. Eğer gruptan çıkmak istiyorsa mutlak galip gelmesi gerek. Şimdi ilginç bir maç olacak. Banko Arsenal yener diyemiyorum. Güiza'nın gol atacağını düşünüyorum. Alex yok. Rakipte Adebayor, Walcott ve Gallas en önemli eksikler. Fenerbahçe 4-4-2 oynarsa bu maçı kazanma şansı gerçekten artar. Alex'in yokluğu en çok Semih!e yarayacak, çizgide oynamayacak. Kalede Volkan, Gökhan-Edu-Lugano-Carlos, sağda Deivid, solda Uğur, ortada Selçuk-Josico, ileride Güiza-Semih dizilişi çok güzel olur. Fenerbahçe nasıl bir oyun anlayışı güdmeli? Kimlerle sahaya çıkmalı? Yorum bölümü sizi bekler..

Dip Not: Arsenal ceza sahasına kullanılacak her uzun taç gol niteliği taşır. Bakınız Stoke City maçı. Delap 3 uzun taç attı 2 si golle sonuçlandı. Burda Gökhan'a büyük iş düşüyor..

KK Buducnost

G.Saray Cafe Crown'ın Eurocup Ön Eleme Turu'ndaki rakibi. Yugoslav ekibi, Adriyatik Ligi'nde mücadele ediyor. Rakocevic, Obradovic, Pavlovic gibi isimlerin bir zamanlar ter döktüğü takım. Alt yapıları çok ama çok kuvvetli. 1 oyuncuları hariç hepsi Sırp ve Karadağlı. Takımın en yaşlı oyuncusu 26 yaşındaki Otasevic. Bunun dışında 1 tane 84 doğumlu, 1 tane de 86 doğumlu oyuncuları var. Bu 3'ü dışında geriye kalanların hepsi 89-90'lı oyuncular. Bu akşam İstanbul'da G.Saray Cafe Crown'u çok zorladılar, 2 sayı farkla mağlup oldular. Turu geçmek için önemli bir fırsat elde ettiler. Ne zaman Yugoslav, Sırp takımıyla eşleşsek, ismini cismini de bilmesek, ekoldür sonuçta dikkat etmek gerekir deriz. Bazen gerçekten taş gibi takım çıkar karşımıza, bazen de fos. Bunlar taş gibiler ve geçen sene bu kupada yarı finale yükselen Galatasaray'ı, evlerine erken yolcu edebilirler...

Eren Derdiyok

İsviçre-Türkiye maçını beraber izlediğim abime; bak gör 2 hafta sonra bu Eren'i 3 büyüklere transfer edecek tüm gazeteler demiştim. Öyle de oldu, Beşiktaş'ı da Galatasaray'ı da Fener'i de nasibini aldı bu asparagas haberlerden. Gelsin, atılacak manşette hazır. Misal; Fenerbahçe Eren'in golleriyle Kayseri'yi 2-0 mağlup etti: "Eren Varsa Derdin Yok!". Tabii biz anlamıyoruz ya, bir de "Derdin Yok" kısmını siyah fontla yazıp, gözümüze gözümüze sokarlar, neyse... Eren, gecenin en büyük sürprizlerinden birine imza atarak, Nou Camp'da Barcelona ile 1-1 berabere kalan Basel'in golüne imzasını çakmış. Türkiye'ye mi Avrupa'ya mı bilemem ama bu sezon sonunda mutlaka bir yere transfer yapar...


Eren'den girmişken gecenin diğer maçlarına da ucundan değinelim, zira çok değişik bir gece oldu bu gece. Anorthosis, evinde Inter'den puan aldı. Atletico, Anfield'da hakemin kurbanı oldu. Kovuldu, kovulacak konumundaki Spaletti'nin takımı Roma, Chelsea'yi 3'leyerek biraz olsun rahatladı. Pana, Bremen'i deplasmanda fena benzetmiş. Benim açımdan sorun yok, ben izlediğim futbola bakarım ama Bremen kulübünü yönetenler olaya benim açımdan bakmadığı için, bazı değişimler yaşanabilir burada da...

Kural Hatası Var Hocam

Selçuk-Özer-Gökhan

Galatasaray'ın almak isteyip de son anda çeşitli sebeplerden dolayı alamadığı oyuncular. Hakan Balta'yla birlikte alınması planlanıyordu Selçuk'un, yattı o zaman. Sezon sonunda Trabzon'a gitti, şimdi fırtına gibi esiyor. Düz, özelliksiz Trabzon orta sahaları arasından sıyrıldı. Özer, geçen sezon Necati Ankara'ya kiralık verilirken alınmıştı. 1 yıl Ankara'da kiralık oynayacak, ondan sonra Galatasaray'a gelecek dendi. Belli olmayan bir sebepten dolayı bu transfer de yattı, Özer bu sezona Ankaraspor'la birlikte müthiş başladı. Gökhan'ın hikayesi biliniyor. Oftaş'tayken Galatasaray ile anlaştı, sonra Fenerbahçe kaptı diye özetleyelim. Bu sene çok ciddi bir düşüş var Gökhan'da da ama bu Galatasaray'ın çok önemli bir futbolcu kaçırdığı gerçeğini değiştirmiyor tabii...

Benfica-Galatasaray #1

Estadio de Luz'dan harika bir kare. 65.000 kapasiteli statlarını lig maçlarında büyük ölçüde, Avrupa maçlarında tamamen dolduruyorlar. Bu yaz 24 oyuncuyla yollar ayrıldı, transfere 22 milyon euro harcandı. Kadrolarında Luisao, Reyes, Cardozo, Katsouranis, Aimar, Perreira, Di Maria, Nuno Gomes, David Suazo gibi oyuncuları barındırıyorlar. FM efsanesi Adu'nun yolu da Benfica'dan geçmiş. İstedikleri gibi çıkmayınca bu yıl Monaco'ya kiraya vermişler. Portekiz Ligi'nde namağlup, 2.sıradalar. Geçen hafta evlerinde 2-1 kazandıkları maçı izleme fırsatı buldum. Stoperler duran toplarda sürekli ileri çıkıyor, vuruyorlar da. Kanatları çok çok etkili kullanıyorlar. Bekler Pereira ve Ribeiro sürekli hücuma katılıyorlar. Nuno Gomes golcü kimliğinden uzak, daha çok yaratıcı. Zaten ikili oynadığı Suazo da takımda en çok pozisyona giren isim. Kanatlardaki ortalardan sonra dönen toplarda Reyes'e dikkat, hemen hemen hepsine vuruyor, iyi de vuruyor. Orta sahaları yumuşak. Defansta sıkıntıları var. Ağır, hantal stoperlerle oynuyorlar, formda bir Baros çok pozisyona girer. Atar mı soru işareti.


Galatasaray'da bazı oyuncuların dinlendirilip, Fenerbahçe maçına saklanması görüşü hakim. Ancak sakatların bolluğu buna engel. Skibbe sezon başından beri Volkan ve Mehmet Güven değişikliklerinden başka bir şey yapmıyor, yapamıyor. Antep maçı kulübesi: Aykut, Murat, Güven, Ferdi, Volkan, Alparslan, Ümit. Aykut, Murat, Güven, Ferdi'yi çıkar. Geriye Volkan, Alparslan, Ümit kalıyor. Volkan, Alparslan ikilisinden birini zaten istesen de oynatamıyorsun. Baros yerine Ümit düşünülebilir. Ancak Skibbe birkaç hafta önce verdiği bir röportajda Baros'un takımda banko oynayacağını söylemişti. İzlediğim Benfica defansı karşısında da Baros daha etkili olur diye düşünüyorum. Galatasaray taraftarı bu maça pek önem vermiyor. Hafta sonu oynanacak derbide akıllar. Maçın favorisi benim için Benfica, ancak birbirine çok benzeyen iki takım karşılacak Perşembe gecesi. O günün şartları altında pek çok şey değişebilir...

Ankaraspor'un Çıkışı

Taraftarı olan Anadolu takımlarına karşı oluşan sempati ve taraftarı olmayan Belediye takımlarına karşı oluşan antipati o kadar artmış olacak ki, sezon başından beri tek başarısı Galatasaray'ı yenmek olan Bursaspor'un göklere çıkarıldığı Süper Lig'de gözümüzün önünde, 2.sırada bulunan Ankaraspor görülmüyor. Veya görmemezlikten geliniyor. Belediye takımlarının gereksizliği, saçmalığı ayrı bir konu, lakin Belediye takımları düşsün, ölsün, gebersin gibi bir yaklaşımın altında Belediye takımlarının teknik direktörlerine, futbolcularına yazık oluyor. Öyle olmasa Aykut Kocaman ve öğrencileri şu an çok daha fazla konuşulabilirdi, değil mi?


9 haftada 6 galibiyet, 1 beraberlik, 2 mağlubiyet sonucunda topladığı 19 puanla 2.sırada bulunan Ankaraspor'un başarısının sırrını uzun uzun anlatamayacağız, zira sezon başından bu yana Ankaraspor'u tek izlediğimiz maç Galatasaray maçı. O da angarya bir maç. Onun dışında maç özetleri, istatistikler, kadrolar vs... Defans hatları tanınmış, iyi oyunculardan kurulu. Baki, Erhan Güven, Batak, Ediz, Risp ligi birazcık takip edenlerin tanıdığı oyuncular. 7 golle, Beşiktaş'la birlikte ligin en az gol yiyen takımı ünvanına sahip olmaları da bu potansiyelin iyi değerlendirildiğini gösteriyor. Takımın başındaki ismin Aykut Kocaman olduğu düşünülünce pek garipsenmemesi gereken bir durum. Orta sahada hücum yönünden müthiş bir zenginliğe sahipler: Bilal, Özer, Tita, Weeks. Amiyane tabirle hamal tipindeki Hürriyet, Adem de orta sahayı çekip çevirmeye çalışan isimler. Forvette bir Anadolu takımının gol yükünü tek başına taşıyabilecek olan De Nigris'in yanında Mehmet Çakır, Neca, Murat Tosun gibi isimler de bulunuyor. Bir de en son aldıkları Konate var, nedir ne değildir, bilmiyorum.

Kadro kalitesi bakımından en yüksekteki Anadolu takımı Ankaraspor. Harcanan paralar göz önüne alındığında doğal karşılanacak bir hadise bu. 11., 12., 14.haftalarda sırasıyla Fenerbahçe, Galatasaray, Beşiktaş ile oynayacaklar. Hem bizim oyun yapıları hakkında bir fikir edinebilmemiz için, hem Ankaraspor'un çıkışını devam ettirip ettiremeyeceğini gösterebilmesi için önemli bir ay olacak...

Rafael Nadal


Ronaldinho, Beckham ve Frikikler

Ronaldinho-Beckham birlikteliği 3-4 aylığına da olsa gerçekleşecek. Resimdeki karelerde Ronaldinho da Beckham da şu anki hallerinden çok daha iyiydiler ve iyi kullandıkları frikikler, oynadıkları oyunun yanında işin eşantiyonuydu. Son yıllarında ikisi de düşüşte, Becks de yaşlılık belirtileri de görünmeye başladı. Hal böyle olunca İtalyan medyası Beckham gelince frikikleri kimin kullanacağı üzerine yoğunlaşmış. Ronaldinho dönüşümlü kullanırız diye demeç vermiş. İtalyanlar frikikleri kimin kullanacığından çok, Milan takımında oynayan futbolcularının yaşları ile ilgilense eminim daha hayırlı olacak. Ha arada, Pirlo da yakında bu frikik savaşı yarışının içerisine girebilir. Böyle karışık durumlarda mahallede oynadığımız maçlarda yazı-tura türünden envai şeyler denerdik veya arkadan kalede veya defansta duran eleman gelip "tamam çekilin lan, ben vurucam başlatmayın frikiğinize, penaltınıza" derdi. Bu durumda Maldini'nin de devreye girmesini bekleyebiliriz...

Abartma Sorunsalı

Baştan belirteyim, bu yazı "Fenerbahçe Aurelio'yu nasıl kaçırdı" temalı bir yazı değildir... Betis'te harika başladı Aurelio. Goller, asistler, ortaya koyduğu futbol. Gazetelerin manşetlerini süslemeye, idol olmaya başlamış bile İspanya'da. Teknik direktör Chaparro, Aurelio'yu asla bırakmayacaklarını, bıraktıkları takdirde taraftarlara hesap veremeyeceklerini söylemiş. Anlayın Aurelio'nun ne kadar sevildiğini, sahiplenildiğini, yıldızlaştırıldığını, göklere çıkarıldığını. Birkaç Betis maçını izleme fırsatı buldum. Her zamanki gibi iyi, Fenerbahçe'de izlediğimiz adamın aynısı işte. Çok fazlası yok geçen seneden. 30 yaşına gelmiş bir adamın da 3 ayda mutasyona uğraması da mümkün değil. Aurelio aynı Aurelio. Ama farklı olan bir şey var. İspanyol medyası Aurelio'yu bu kadar yüceltirken, teknik adamı, başkanı, taraftarı Aurelio'yu bu kadar sahiplenirken; biz de kulübün başkanı para sorunu çıkardı diye yolladı, spor yazarı, taraftarı aman çok abartılıyor, gören de Aurelio'yu Maradona sanacak, bu takımın bu hale gelmesinin tek sebebi Aurelio değil dedi. Evet tek sebebi bu olamaz, böyle bir şeyi savunanın da olduğunu düşünmüyorum ama Aurelio'nun gidiş Fenerbahçe'nin düşüşünün en önemli sebeplerinden biri.


Bir klişeyle girelim paragrafa; Avrupa'nın hangi ülkesine giderseniz gidin, biraz iyi oynayan oyuncuların süslenip, allanıp pullanıldığını görürsünüz, bu böyledir. Avrupa'lı biraz fazla uçuyor, evet, ama biz de biraz alçaklardayız. 2 yıldır çatır çatır oynayan Arda'ya 20 milyon euroluk oyuncu deyince; "aman abi ne yaptın ya abartma, etimiz ne budumuz ne bizim" diyen zihniyet oldukça, biz daha çok bekleriz milyonlar eurolara yurt dışına futbolcu göndermek için...

FC Seoul ve Türk Medyası

Şenol Güneş'in takımı FC Seoul'un Kore Ligi'nde şampiyonluğa koştuğu son 1 haftada (!) medyamız tarafından defalarca yazıldığı için, çok fazla oralara girmeyeceğim. Kore Ligi, FC Seoul ve oyuncuları hakkında da zerre bilgim olmadığından dolayı da işin futbol yönünden ahkam kesmek istemem. Detaylı FC Seoul analizi Noat Samisa'nın blogunda zaten mevcut.


Seoul geçen hafta lideri mağlup edip koltuğuna oturmuştu. Ligin bitimine de 2 hafta vardı. O zamana kadar Şenol Güneş ve takımıyla ilgili 1 tane haber okuyamazken, birden "Şenol Güneş şampiyonluğa koşuyor" haberleri okumaya başladık her yerde. Dün de kaybetmiş Seoul, liderlik koltuğunu son 1 haftaya girerken yine bırakmışlar. Medyamız bu kez "Seoul Şokta" başlıklarını çakıvermiş. Kazın ayağı öyle değil tabii. Kore Ligi'nde sezon sonunda 3., 4., 5., 6.takımlar kendi aralarında play-off sistemiyle eşleşiyor. Bu play-offu kazanan takım lig 2.siyle eşleşiyor. O turu geçen takım da lig lideriyle final müsabakasına çıkıyor. Kore Ligi'yle zerre alakam yok demiştim ama şu Şenol Güneş haberlerinden sonra biraz araştırayım dedim, bu play-off sistemini öğrendim. Her yerde "Şampiyon, Şampi..., Türk hoca kupanın bir kulbunu tuttu" diye birbirinin kopyası haberleri okuyoruz, onlarca yüzlerce spor sitesi, gazeteler, haber ajanslarından biri de şu işi araştırıp doğru düzgün yazmıyor. Hadi ben öğrendim, öbürü de öğrendi, öbürü de öğrendi... Ama Türk milletinin %90'ı kör cahil medyanın yanlış verdiği bilgiyi biliyor sadece...

Alex Gerard


İki resim arasındaki 7 farkı bulunuz...

Arsenal-Fenerbahçe #1

Walcott ve Adebayor sakatlanınca basınımız bayram etti, bana da bu postu okumanızı tavsiye etmek düştü.


Fenerbahçe'de Alex yok. Aragones muhtemelen çift ön libero artı Semih-Guiza ikilisi çıkar. Kanatlarda Uğur-Deivid, tandemde Edu-Lugano, beklerde Gökhan-Carlos, kalede Volkan'ı izleriz. Şöyle bir bakıldığında geçen seneki kadroyla ne kadar benzer değil mi? Tek kayıp Aurelio. Üstüne üstlük geçen sezon yerden yere vurulan Kezman'ın yerine alınan Guiza... Kadro kalitesi açısından geçen seneyle uçurum yok yani. Geçen sene de Fenerbahçe'nin kadrosunun aşırı abartıldığını, çok iyi bir kadro olmadığını söylüyordum. Ancak... Neyse ancağını maç öncesi atacağımız 2.posta saklayalım.

Arsenal'de Adebayor'un yerine büyük olasılıkla Van Persie forma giyecek, Walcott yerine de Ramsey. Sagna hala sakat, lakin geçen maçtan farklı olarak Song yerine Gallas oynayacak. Adebayor ve Walcott çok önemli eksiklikler. Özellikle de Adebayor. Ama şu Adebayor'suz, Walcott'suz Arsenal bile, Fenerbahçe'den kat kat üstün. Lakin Kadıköy'deki maç sonrası düşüşte Gunners'lar. Önce Tottenham beraberliği, sonra Stoke mağlubiyeti. Bülent abi, Arsenal'in hafta sonu oynanacak Manchester maçını düşünüp Fenerbahçe maçına yedek kadroyla çıkabileceğini söylemiş. Ben Wenger'in gruptan çıkmayı garantileme maçını riske atacağını düşünmüyorum açıkçası. Eğer öyle bir durum olursa maç öncesi atacağımız 2.postta değiniriz. Şimdilik keselim, sanırım favorinin kim olduğunu söylemeye gerek yok?

Galatasaray 3-1 G.Antepspor

Dakika 9, 0-0. Dakika 11, 2-0... Zorlanması beklenen Galatasaray, G.Antep savunmasının ve kalecisinin üst üste yaptığı hataları affetmeyip, maçı istediği kıvama henüz 11.dakikada getirmişti bile. Sezon başından beri öne geçtiği maçlarda daha iyi bir futbol koyup, bu maçları kaybetmeyen Galatasaray, istediği futbolu oynayabilmek için gerekli ortamı çok kısa bir süre içerisinde oluşturdu. Galatasaray 2-0'dan sonra Baros, Arda, Lincoln ile ardı arkası kesilmeyen pozisyonlardan birini çizginin ötesine geçirebilse, taraftarlarını ilerleyen dakikalarda bu kadar tedirgin etmeyebilirdi. Nitekim, bu müsait pozisyonları değerlendiremeyen Galatasaray, Arda'nın yarattığı penaltı sonucu maçı zora soktu.


Aslına bakılırsa, G.Antepspor da Fenerbahçe ve Beşiktaş maçlarında izlediğimiz futbolunu, Ali Sami Yen'de tam anlamıyla yansıtamadı. Bol pas yaptılar, topla daha çok oynadılar, özellikle 2.yarı zaman zaman oyunu Galatasaray yarı sahasına yıktılar. Ancak G.Antepspor bal yapmayan arı gibiydi. Topu dolandırıp durdular, iş son pasa gelince istediklerini yapamadılar. Antep'in baskılı oyununa rağmen girdiği gol pozisyonu birkaç taneyle sınırlıydı. İlk yarı Antep savunmasını az adamla yakalayıp, hızlı gelerek pozisyon bulan Galatasaray'ın da, 2.yarıda "ah kaçar mı" dedirtecek bir pozisyonu yoktu açıkçası. Bu ortamda Galatasaray'ın yardımına G.Antep savunması yetişti, Arda'ya tabir-i caizse "biz bırakıyoruz, gel de vur" dediler. Maç da bu dakikada koptu zaten...

Amiyane tabirle Galatasaray'ın ilk yarı iyi, ikinci yarı kötü oynadığını söyleyebiliriz. Sezon başından beri genellikle ilk yarılarda kötü oynayıp, ikinci yarılarda toparlanan Galatasaray için değişik bir gelişme bu. Değişmeyen şey, Galatasaray'ın kendi sahasında kazanmaya devam etmesi. Bu sonuçtan sonra medyada Skibbe'nin kredisi arttı tarzı haberler okuyacağız, ben de o haberlere güleceğim. Trabzon ve Olympiakos maçlarının ardından Skibbe'nin kredisi artıyor, Eskişehir maçının ardından Polat Skibbe'yi uyarıyor, Ankara maçından sonra Antep maçı Skibbe'nin son şansı deniyor. Kısacası medya kendi kendine bir kısır döngü kurmuş, öyle eğleniyor...

Hafta içi bir aksilik olmadığı takdirde Fenerbahçe-Galatasaray maçı için bir analiz yapacağız, orada teknik-taktik konularda daha derinlere inebiliriz. Fenerbahçe ve Beşiktaş'ın puan kaybettiği haftada çok önemli bir 3 puan bu Galatasaray adına. Şimdilik bu kadar...

Football Manager 2009 - Demo

14 Kasım'da çıkıyor oyun. 2 haftadan az bir süre kaldı. SI Games oyunun demosunu çıkarmış. Şu an indirmekteyim ben de. Demoyu oynayanların görüşlerini aktaralım kısaca... 3D maç motorunun üzerinde biraz daha çalışılması gerektiği, şu haliyle fena olmadığı söyleniyor. Ben dahil pek çok Galatasaraylı da biraz hayal kırıklığına uğrayacak sanırım. Zira yeni transferlere rağmen Galatasaray'ın oyunda yeteri kadar iyi olmadığı söyleniyor. Arda, Lincoln, Linderoth takımın en pahalı oyuncularıymış. Baros ve Kewell beklenenin altında, Ayhan da felaket kötüymüş.


Oyunun 2 adet demo seçeneği var. Yarım sezon oynanabiliyor. Ayrıca demodaki oyununuzu kaydedip, full oyun çıkınca oradan devam edebiliyorsunuz. Demo hakkında ayrıntılı bilgiyi Turksportal ve oyunun resmi sitesinde bulabilirsiniz.

Ruben de la Red


Haberi yeni okudum. İspanya'da geçen Perşembe günü oynanan Real Union-Real Madrid Kral Kupası maçında birden bire yere yığılarak baygınlık geçiren ve şuurunu kaybeden de la Red’in yapılan ilk testlerinde sağlık durumu iyi çıksa da futbol kariyerinin bitme riskinin olduğu söyleniyor. Real Madrid’in resmi internet sitesinden, "İyiyim. Benimle ilgilenen herkese teşekkür ederim" diye mesaj yollayan futbolcunun, riske atılmamak için bu hafta sonunu evinde dinlenerek geçireceği, takımla antrenmanlara çıkmayacağı bildirildi. Real Madrid kulübü, genç orta saha oyuncusunun başına gelenlerin nedeninin tam olarak öğrenilmesine kadar, De la Red’in dinlendirilmesinden yana olduğunu açıkladı.

Şimdi bu olayı görünce aklıma bir anda Antonio Puerta geldi. Geçen yıl maç içinde benzer bir şekilde baygınlık geçirmiş ve hayatını kaybetmişti.

Eskişehirspor 2-2 Fenerbahçe


Yine deplasman, yine Fenerbahçe kayıplarda. Eskişehir son üç maçınıda içeride oynadı. Galatasaray, Bursaspor ve Fenerbahçe. Fortis'de Bursaspor'a yenildi, Galatasaray'ı da yendi. Bence Fenerbahçe'yi de yenerdi, bi golü sayılmadı. Eğer Eskişehir, kupada Bursaspor'u yenseydi Fenerbahçe'yi bu maç için banko olarak görürdüm. Bir gevşeme kesin olurdu takımda ama yenilince aklı başına geldi ve Fenerbahçe karşısında diri gözüktüler. Rıza Çalımbay'ı da burada alkışlamak lazım. Eskişehir tam 61 dakika 10 kişi oynadı kolay değil. İçerideki maçların neredeyse hepsinde Fenerbahçe'nin rakipleri eksikti vev galip gelmişti. Bu sefer deplasman ama galibiyet yok.

Edu'nun golünüde değiniyim. Antu.com protesto amacıyla anasayfasına Edu'nun resmini koyarak "10 kişiye bedel" yazmış. Taraftar yine isyanda doğal olarak, kasti yapıyor gibi geliyor insanlara. Bu sezon güzel başladı derken yine gollerinin devamının geleceğini gösterdi Edu. Fenerbahçe'de savunma göbeğini değiştireceğine Lugano ve Edu ile sözleşme yenilemeye çalışıyor. Bu yapılan hatalar nedir, bi gören yok mudur acaba? Hey başkan, hey hoca! Bu Edu ile Volkan acaba ne zaman anlaşmaya başlayacaklar?

Deivid'in niye 11'de başlamadığınıda anlamadım. Alex sakatlandı. Güiza maç boyunca gol kaçırma dersi verdi izleyenlere. Yine sahada kötü Fenerbahçe vardı. Arsenal'e kafa tutamazlar gibi. Walcott ve Adebayor yok diyorlar ama bilemiyorum. Fenerbahçe'nin iki golüde penaltıdan geldi, bu ayrıntıyı vermeden geçmeyelim. Hoca Kazım'ı cezalandırdığın yetmedi mi daha? Kaç maçtır çocuğu 18'e almıyorsun, yazık ya. Daha fazla yazıpta ruh sağlımız bozulmasın. Beşiktaş'lı olmama rağmen yazdıkça rahatsız oluyorum ve sinirleniyorum. Bu takım nasıl toparlanır, Ocak'a kadar neler olur hiç bilmiyorum.. Sanki maç boyunca Fenerbahçe 10 kişi oynadı, bu kadar kondisyon yüklersen adamlara olacağı bu. Maç sonunu çıkarıyorlar. Güiza'da "sigaramıda içerim, adamlar gibi de koşarım" diyor. Büyüksün hacı..

Osman Özdemir

Mütevaziliği, kişiliği, karakteriyle saygı duyulacak bir insan, Osman Özdemir. Oynattığı futbol da kendisi gibi. Geldikleri gibi düşerler, çok genç kadroları var, tecrübesizler, taraftarları yok söylemleri arasında GB Oftaş'ı rahat bir şekilde ligde tuttu. Hiçbir maçtan sonra ağzından salyalar akarak demeçler vermedi, "hakem konuşmayı hiç sevmem ama..." ile başlayan cümleler kurmadı, futbolu Galatasaray, Fenerbahçe, Beşiktaş'tan ibaret sanan yurdum insanına çok güzel dersler verdi...


Bu sezona iyi başlayamadı eski adıyla Oftaş, yeni adıyla Hacettepe. İlk 9 haftada 2 galibiyet, 2 beraberlikle 15.sıradalar. Böyle bir durumda Türkiye'nin normal şartlarında ne olur? Geçmişine, yaptıklarına bakılmadan teknik direktöre posta koyulur tabii. Bu kez bir isnisna ile karşı karşıya kaldık. Osman Özdemir; "görevi  bırakmak aklımdaydı, başarısızlıktan dolayı değil, kulübe katkı sağlayamayacağımı düşündüğüm için bırakıyorum" demiş, istifa kelimesini kullanmadığının da altını çizmiş. Kulüp başkanı da takımın gelişimine zarar vermemek için bıraktı, kendisine katkılarından dolayı çok teşekkür ederiz demiş. Özdemir'in görevi bırakmasına çok üzüldüm. Şu ligde doğru düzgün 3-5 teknik adamdan biriydi, lakin gidişi güzel oldu, arkasında güzel şeyler bıraktı, bu sevindirici. Ama, istisnaların kaideyi bozmadığını da belirtmek lazım tabii...

Berbatov'dan City'e Destek

Manchester City'i Araplar alınca, fanatik City taraftarı olan Oasis grubunun üyesi Noel Gallagher, "United taraftarlarının alacağı her litre benzinin, bize yeni transferler olarak geri döneceğini bilmek güzel" diyerek giydirmişti, ezeli rakiplerine. United taraftarları City'e aldıkları benzinle ne kadar katkı yapıyor bilmiyoruz tabii, ancak Berbatov'un boş durmadığını görüyoruz...

Cumartesi Ertesi

Premier Lig'de Cumartesi hareketli geçti. Manchester, 4-1 öne geçtiği Hull karşısında, art arda yediği gollerden sonra ecel terleri döktü. Ferguson 10 tane de atabilirdik, yenilebilirdik de demiş. Anlaşılan bol pozisyonlu, zevkli bir maç olmuş. Chelsea 5'er 5'er atmaya devam ediyor. Boro deplasmanını 5 golle geçmişlerdi, bu hafta da Sunderland'i 5 atıp evlerine göndermişler. Liverpool ligdeki ilk mağlubiyetini çıkışa geçen Tottenham karşısında aldı. Redknapp farkını geldiği gibi ortaya koymuş durumda, lakin 2 haftadır golleri 90+'da attıklarını da eklemek lazım. Arsenal, lige yeni yükselen ekipler karşısında evinde kaybetmeye devam ediyor. Stoke da Hull gibi 2-1'lik tarifeyi uyguladı. Sabri'nin atacağı 10 frikiği, Delap'ın 1 tane tacına değişmem...


La Liga'da Barca fırtınası devam ediyor. Malaga deplasmanında da 4 gol attılar. 9 haftada attıkları gol sayısı 28. Bu form grafiklerini devam ettikleri takdirde, sene sonu ortaya değişik bir tablo çıkabilir. Hafta içinde Kral Kupası'nda 5 yiyen Villareal, Bilbao deplasmanında 4 golle galip gelip rahatladı. Barca hezimetinin ardından toparlanmaya çalışan Atletico, Agüero ile galip. Geçen yıl dökülen, bu yıl toparlayan Valencia, Santander'den bir araba gol yedi. 9 golle gol krallığında ilk sırada bulunan Villa gol atamayınca Valencia kaybetti.

Bugün de Türkiye ve İtalya'dan seyir zevki yüksek olması muhtemel maçlar var. Mustafa Denizli, Kayseri'de ilk ciddi sınavına çıkacak, ligin en iyi top oynayan takımlarından Antep Galatasaray'ın konuğu olacak. Gecenin son bombası da şüphesiz Milan-Napoli maçı olacak. Karşılaşma 21.30'da başlıyor, Ntvspor 22.00'da yayına başlayacak, yarım saat geriden gelecek. Napoli uzun zaman sonra ilk kez bu kadar heyecanlı, bu kadar iddialı. En büyük kozları resimdeki Lavezzi. Geçen hafta 3 gol atan German'dan da umutlular. Milan'ın hücum hattını saymaya gerek yok, lakin onlar da savunmada sıkıntılar yaşıyorlar. Maçın galibini tahmin etmek oldukça güç, ama bol gollü bir maç izleyebileceğimizi kestirebiliriz. Tahminler, favoriler için yorum bölümü efendim...

Joe Kinnear ve Harry Redknapp

Given, Coloccini, Barton, Martins, Owen, Duff, N'Zogbia, Gutierrez, Ameobi ve daha pek çoğu. Kağıt üzerinde iyi bir kadro gibi değil mi? Evet öyle, lakin sahada konuşamıyorlar. Sadece bu sezona has bir durum da değil bu, Newcastle geçen yıllarda da çok farklı değildi. Aslında bu sezona iyi bir başlangıç yaptıklarını söyleyebiliriz. İlk maçta Old Trafford stadında alınan beraberlik, ardından gelen Bolton galibiyeti ve Coventry'e karşı kazanılan kupa maçı. Ancak sonrasında felaket bir seriyle karşı karşıya kaldı, Newcastle. Arsenal, Hull ve West Ham'e ligde kaybedilen maçlar, son sıraya kapağı atan Tottenham'a karşı kaybedilen maçla veda edilen kupa ve son olarak da St. James Park'taki Blackburn darbesi. Mağlubiyet serisinin başlangıcı olan Arsenal maçının ardından görevi bırakmıştı Keegan. Ondan sonra da art arda 4 maç kaybederek, bir türlü iflah olmadılar. Taa ki Kinnear takımın başına gelene kadar.


İç sahada kaybedilen Blackburn Rovers maçının ardından koltuğa oturan Kinnear, göreve hiç de fena olmayan başlangıç yaptı. Everton deplasmanından alınan 1 puan, güçlü City'ye karşı içeride alınan 1 puan, gelecek adına umut veriyordu. Bunların arkasından Sunderland mağlubiyeti biraz canları sıksa da, hafta içi alınan WBA galibiyeti ile derin bir oh çektirdi, St. James Park'a. 5 maçlık mağlubiyet serisinin ardından, 4 haftada toplanan 7 puan gelecek adına bazı mesajlar veriyor. En son oynadıkları WBA maçının büyük bölümünü izleme fırsatı bulabildim. Özellikle ilk yarı ortaya konulan futbol, oyuncuların heyecanlı ve iştahlı olduklarını çok net bir biçimde gösterdi, bu iyi oyunun karşılığı da soyunma odasına 2-0'ın avantajıyla gitmek oldu. 2.yarıda gelen WBA golü, St. James Park'taki seyircilerde de, sahanın içindeki futbolcularda da büyük telaş yarattı. Haftalardır alınamayan galibiyetin telaşı... Derler ya; bir takım art arda kaybetmeye başlarsa kaybetmeye alışır, kazanmayı unutur. Aynen öyleydi Newcastle'ın durumu. Bir terslik olmadı, Newcastle kazandı. Konuşmak için biraz erken olabilir ama Kinnear'ın gelişi takımda bir heyecan, kendini ispatlama isteği yaratmış...



Tottenham da Newcastle'ın bir model üstü. Gomes, Corluka, Bale, Lennon, Jenas, Pavlyuchenko, Bent, Modric, dos Santos, Huddlestone, King... Premier Lig'de ilk 4'ü zorlayacak, UEFA biletini rahat alabilecek bir kadro. Başlarında da Sevilla'yı yaratan Juande Ramos... Aynı Newcastle'da olduğu gibi, işler burada da kağıt üstünde iyiydi ama yeşil çimlerin üzerinde değil... Kısa bir süre önce Ramos ile ilgili bir post girmiştik bloga. Biraz geriye giderseniz görebilirsiniz. Yazının sonunda Ramos'a gönderme yapmayı da ihmal etmemiştik. Ömrü de çok uzun olmadı. Çok yoğun olan ve hiç görüşemediği (!) başkanı gözünün yaşına bakmadı Ramos'un (Ramos'un çok da umrunda olduğunu zannetmiyorum ya, alacağı tazminatla sittin sene yaşar). Ramos'un 8 haftadaki 2 puanlık performansı yüz kızartıcıydı. UEFA Kupası 1.Turu'da güçlükle geçilmiş, grup maçlarına da mağlubiyetle başlanmıştı. Ülkemizde her vatandaş der ya; "ulan bu takımın başına beni getirsinler, daha kötü olmaz şerefsizim" diye. Gülüp geçerim bu tip söylemlere ama ortaya çıkan tabloya bakıldığında, insanın o cümleyi kurası geliyordu hakikaten...

Redknapp geldi başa... Tottenham, yeni antrenörüyle çıktığı ilk maçta, ligdeki ilk galibiyetini aldı, Bolton 2-0 mağlup edildi. Tottenham, dün tanıklık ettiğimiz efsane derbinin de taraflarından biriydi. Kuzey Londra derbisinde perdeyi, jeneriklere geçecek güzellikte bir gol atan Bentley açtı. Arsenal'ın defans elemanları Silvestre ile Gallas yan toplardan buldukları gollerle maçı 1-0'dan 2-1'e çevirdiler. Arkasından, 4 dakikada 3 gol izledik. Önce Adebayor farkı 2'ye çıkardı, sonra Bent 1'e indirdi. Sonra yine Adebayor çıktı sahneye, harika bir asist yaptı Van Persie'ye, affetmedi o da, 4-2'ye getirdi skoru. Van Persie'nin golünden sonra, Arsenal şova başlar, maç 5-6'ya gider diye hangimiz düşünmedik? Lakin Arsenal, 4-2'den sonra rakibinin üzerine pek gitmedi. Maç bitecek derken, 90'da Jenas çıktı sahneye. Umursamadık bu golü, yalan değil. Ama Tottenham mücadeleyi bırakmadı, elinden geldiğince baskı kurmaya çalıştı uzatma dakikalarında. Gollerinin hepsini uzaktan şutlardan atan, yaratan Tottenham'da, Modric füzeyi gönderdi 90+4'te. Direkte patladı, Lennon tamamladı. Tottenham'lılar bir zafer kazanmışçısına mutluydular, sahaya atlayan 1 taraftar ile birlikte yaşadılar gol sevinçlerini. Sarıldılar, üstüne atladılar... Orada Lennon'a sarılarak kendinden geçen taraftarın yerinde, hangi Tottenham aşığı olmak istemezdi ki?

Harry Redknapp dedik başlıkta ama bu maçtan bahsetmesem rahat edemeyecektim, çıktı aradan. Kinnear geleli 1 ay oldu, konuşmak için erken dedik. Redknapp henüz 2.maçına çıktı, onun hakkında konuşmak için daha da uzun bir süre beklemek gerekir. Lakin, dün çok da iyi oynamamasına rağmen onur mücadelesi veren, yeni bir başlangıca hazır olan bir takım vardı sahada. Dolayısıyla, işlerin Ramos döneminden çok daha iyi gideceğini söylemek için çok da erken değil...

Herşeye rağmen, son durumda Newcastle'ın 17., Tottenham'ın 20.sırada olduğu gerçeğini de es geçmemek gerek tabii...

Merhabalar

Herkese merhabalar. Böyle "hoşgeldin, merhaba" tarzı yazılarda becereksizimdir ama yapacağız üstünkörü bir şeyler artık... Bundan önce Ağustos ayında açtığım, kendime ait bir blogum vardı. Aslında ona da devam ediyordum, lakin Mustafa'nın kadroyu yeniliyoruz, gelir misin demesi üzerine artık buradayım. Eski blogda da buraya taşındığımızı yazdım. Orada takip edenler, artık yazılarımızı buradan takip edebilirler. Eski yazılarıma göz atmak için de şuraya tıklayınız.


Genellikle futbol üzerine yazarım. Türkiye'de Galatasaray, Avrupa'da Liverpool'u desteklerim. Basketbolu -özellikle TBL, NBA ve TBBL- takip ederim. NBA'de Celtics sempatizanıyım. Hatta fanatiğiyim desem, sanırım daha doğru olur. :) Futbol ve basketbol dışında tenis izlemeyi severim. Tenis hakkında, futbol ve basketbol kadar birikimim yoktur, ancak izlemekten büyük haz duyarım. Nadal ve Ivanovic'in hastasıyım.

Dizi izlemeyi pek sevmem. 1-2 Türk dizisi, 1-2 Amerikan dizisi benim ihtiyacımı bu anlamda karşılar. Sinemaya çok sık gitmememe rağmen film izlemeyi severim. Fantastik filmlerden hiç hazzetmem, birkaç istisna dışında. Kaliteli komedi yapımlarını kaçırmamaya dikkat ederim.

Bu blog dışında, Galatasaray.To Online Dergisi'nde yardımcı editörlük yapmaktayım. Şu sıralar Futbol Extra Dergisi'nde yazmam söz konusu. Bunların dışında okula gitmekle yükümlüyüm...

Şimdilik bu kadar. Daha fazla şey aklıma gelmiyor an itibariyle. Başta da dediğim gibi pek beceremem böyle giriş yazılarını, zaten yazılar geldikçe benim hakkımda daha çok fikir sahibi olursunuz. Sevgi ve saygılar efendim...

Neredeydik?


Güzel soru gerçekten. Benim iş, güç, okul, dersane, kurs falan filandan pek başımı kaldıramıyorum, bi de bunun üstüne yazılılar geliyor ama elimden geldiğince blogu yine güncel tutmaya özen göstereceğim. Diğer arkadaşlardan da haberim yok ama yeni arkadaşlar aramıza katılabilirler. Bugün "Futbol Blog" programında yazımın yayınlandığını duydum. Programın tekrarı gece 1'de imiş, izleyelim bakalım. Nba sezonuda başladı ama biz ortalarda yokuz işte. Medarı iftaarımız Los Angeles Lakers sükse yapmaya devam ediyor.

Bildiğiniz gibi bloglara sansür gelmişti. Bende baya bir soğumuştum bu işten. Hatta protesto olsun diye blogger açılınca bloga post atmayacağım demiştim ama allahtan hemen açıldı. Neden kapandığıda net değil. Galiba bazı bloglardan online maç izleniyormuş. Digitürk yetkilileri mahkemeye falan vermiş diyorlar. Neyse ya geçmişi bırakalım, önümüze bakalım. Geri döndük...