Şampiyonlar Ligi Gecesi#3


Şampiyonlar Ligi'nde 2. maçlar E, F, G ve H Grupları'nda oynandı. Devler Ligi'ndeki tek temsilcimiz Fenerbahçe, sahasında Dinamo Kiev'le 0-0 berabere kalırken, G Grubu'ndaki diğer karşılaşmada Arsenal, sahasında Porto'yu 4-0 mağlup etti. Sahada Robin Van Persie ve Adebayor şov vardı. İkiside 2 gol 1 asist yaptı.

Gecenin sürpriz sonuçlarından birisi ise BATE Borisov - Juventus karşılaşmasından geldi. Ev sahibi takım 2 farklı üstünlüğü ele geçirmesine rağmen Iaquinta'nın gollerine engel olamadı ve karşılaşma 2-2 sona erdi. H Grubu'ndaki diğer maçta Real Madrid, Zenit 2-1'lik sonuç ile yendi. Star veriyordu maçı ama bizim orada kına nedeniyle ancak Fenerbahçe maçına yetişebildim. Zenit bu sene Şampiyonlar Ligi'nde içeride maç bırakmaz diye düşünüyordum ama bu gidişle UEFA'ya bile kalamaz gibi görünüyor.

F Grubu'ndaki iki maçta berabere bitti. Bayern Münih sahasında Lyon ile berabere kaldı. Lyon'un golünü 29. dakikada Demichelis kendi kalesine attı. Münih'in golünü ise 52. dakikada Ze Roberto kaydetti. Münih bu sonuçla puanını 4'e, Lyon ise 2'ye yükseltti. Gruptaki diğer maçta Steau Bükreş içeride Fiorentina ile berabere kaldı.

E Grubu'ndaki maçlarda Villareal kendi evinde Celtic'i yenmeyi başardı. Golde tanıdık bir isimden geldi, Marcos Senna. Villareal 1-0 kazandı ve puanını 4'e yükseltti. Gruptaki diğer maçta ise United, Aalborg deplasmanından 3 gol ve 3 puanla döndü. Goller Berbatov (2) ve Rooney'den geldi. Ronaldo'nun dönüşü son iki maçta ne kadar pozitif etki yarattığını görüyoruz. United'da puanını 4'e yükseltti.

Fenerbahçe 0-0 Dinamo Kiev


Bu maç hayat memat meselesiydi bana göre. Burada Kiev'e yenilirsen gruptan çıkman imkansız olurdu. Gerçi berabere kaldında ne oldu, daha Aralık'ta karın olduğu zaman oraya gideceksin. Buradan çıkaracağın bir 3 puan ileriki maçlar için sana umut olurdu ama olmadı işte. Aragones'in korkak futbolunun yüzünden takım gol atamadı. Takım Semih'i çok arıyor. Edu dönünce savunmada pek problemde kalmamış, fazla hata yapmadı. Emre çok iyiydi, koçtu, pres yaptı, çalıştı. Kanatların çalışmadığına hep dem vurdum. Yine kanat organizasyonu yoktu. Zaten Fenerbahçe rakip takım kalesine ilk şutu 48. dakikada Alex ile attı. Güiza'ya top inmeyince kendi çabası ile bir şey yapmaya çalıştı ama başaramadı. Uğur ile başlamak iyi olurdu aslında. Porto maçının en iyi oyuncusunu kesmek pek akıllıca değil. Emre ile Selçuk'u yan yana sağda da Kazım oynar. Defans dörtlüsü, kale, forvet ve forvet arkası aynı adam. Alex bu maçta yoklara oynadı.

Kadıköy'de istifa sesleri yükseldi maç sonunda. Haklılar kardeşim. O kadar transfer yapıldı, para saçıldı taraftar senden olası en iyi şeyi bekliyor, olmadığında da tepkisini ortaya koyuyor. Ara transfer döneminde böyle giderse çok oyuncu kesik yer ve yeni gelen çok olur. Bundan sonraki ligdeki maç Kayseri ile olası bir yenilgi Aragones'in ipi çekilebilir. Onun bırakmasını beklerse Fenerbahçe'nin işi zor, adam iyi para kazanıyor neden bırakıp gitsin ki? Eğer istifa etmezse verilecek tazminat 2 sene içindeki alacağı para olacak. O kadar övdüler, hatta gelmeden önce bende övmüştüm. Oyunu okuması iyi diye. Ama oyunu okuyamıyor Fenerbahçe'de işte. Bu maçta dakika 78'de ilk oyuncu değişikliğini yapıyor, helal olsun sana Aragones. Neyse daha fazla yazıp moral bozmak istemiyorum. Son olarak Aragones ile Yuri Semin'in maç sonrası yorumları;

FENERBAHÇE CEPHESİ
Luis Aragones, Dinamo Kiev karşısında aldıkları 0-0'lık sonuçtan memnun olmadığını belirterek, ''Tüm zorlukları göğüsleyebileceğime inanıyorum'' dedi.

Maçtan sonra basın toplantısında soruları yanıtlayan İspanyol çalıştırıcı, ''Bu sonuç size olan baskıyı azalttı mı?'' sorusuna verdiği yanıtta, şunları söyledi:

''Sonuç konusunda evet memnun değilim. Kazanmayı hakeden taraf olarak göze çarptık. Herkes bunu gördü. Ben futbolda uzun yıllardır çalışıyorum. Defalarca bu tip durumlardan geçtim. Ülkemde üzerimdeki baskıyı da herkes biliyordu. Bu tip durumlardan her biçimde kurtulabileceğimi ve bu durumu daha iyiye taşıyacağıma, tüm zorlukları göğüsleyebileceğime inanıyorum.''

Dinamo Kiev karşısında özellikle ikinci yarıdaki oyundan memnun kaldığını ifade eden Aragones, ''Hiç pozisyon vermeden bir devre geçirdik ve sayısız gol pozisyonu bulduk'' dedi.

Aragones, bir soruya verdiği yanıtta da sahada korkan takımın Dinamo Kiev olduğunu dile getirdi.

''Fenerbahçe'nin ilk yarıdaki korkak denebilecek taktiği, Aragones'in Dinamo Kiev'e karşı daha önce başarılı sonuç alamamasından mı kaynaklandı?'' sorusuna verdiği yanıtta Aragones, ''Bu konuyla ilgili kesinlikle böyle bir yorum gereksizdir. Uzun zaman önce oynanmış bir maçtır. İlk 15 dakika çok etkili presle golü aramak için sahaya çıktık. Kesinlikle korku yoktu. Korkan bir takım arayacaksak, korkan takım Dinamo Kiev'di'' diye konuştu.

Bir İspanyol gazetecinin Guiza'yı eleştiren sorusu üzerine Aragones, ''Bu tip konularda gazetecilerle polemiklere girmem. Bence Guiza verimli. Ben ondan verim alıyorum ki sahaya sürüyorum'' dedi.

Aragones, bu sorular üzerine toplantıdan ayrılmak istedi, ancak birkaç soru daha gelmesi üzerine toplantıyı sürdürdü.

Bu arada ikinci yarıda oyundan alınan Alex'in, omuzundan sakatlandığı için hastaneye kaldırıldığı öğrenildi.

DİNAMO KİEV CEPHESİ
Dinamo Kiev Teknik Direktörü Yuri Semin, Fenerbahçe karşısında iyi bir oyunla 1 puan almasını bildiklerini söyledi.

Maçtan sonra basın toplantısında değerlendirme yapan Yuri Semin, sarı-lacivertli ekip karşısında özellikle savunmada iyi olduklarını kaydetti.

Semin, ''Bugün 1 puan mı kazandınız, 2 puan mı yitirdiniz?'' sorusuna verdiği yanıtta, ''Kesinlikle takımım bugün 1 puan kazandı. Çünkü puan alıyorsanız klasmanda yükseliyorsunuz. Dolayısıyla bugün iyi bir oyunla puan almayı başardık'' diye konuştu.

Semin, bir soru üzerine de Fenerbahçe'nin bugün dengesiz oynadığı yorumuna katılmadığını belirterek, ''Fenerbahçe çok iyi bir oyun çıkardı. Ancak oyuncularımız Fenerbahçe'ye sıkıntılar yarattı. Savunmada çok başarılıydık. Duran toplarda iyiydik. İyi bir maç oldu'' dedi.

Ukraynalı bir gazetecinin, ''Batıl inançlarınız bilinen birşey, bu maçla ilgili rüyanıza ne girdi?'' biçimindeki soruya Semin, ''Maçın çok zor bir karşılaşma dlacağını rüyamda gördüm. Nitekim zor bir maç oldu'' yanıtını verdi.

Nereida Gallardo









Daily Mirror Gazetesi’ne bomba açıklamalarda buluunmuş. Gallardo, Ronaldo’yla evlenme noktasına geldiklerini söyleyerek “Ama bir smsle herşeyi noktaladı. Bu ona hiç yakışmadı. Zaten aramızı da annesi bozdu. Ailesi beni çok kıskandı” demiş. Ünlü model ayrıca “Beni Manchester’a getirdiğinde şehirden çok sıkılmıştım. Gece kulüpleri erken kapanıyordu. Alışveriş yapacak yer yoktu."

Ronaldo’nun da aklında sadece 3 şey vardı: Playstation oynamak, TV izlemek ve seks yapmak...

Biliyorduk zaten Ronaldo'nun seks düşkünlüğüne. Anderson ve Nani'yi alıp geçen seneki şampiyonluktan sonra yaptığı partinin izleri halen devam ediyor :)

Alparslan Dikmen #2


Son yolculuğuna uğurlandı Alparslan Dikmen. Binler , belkide onbinler vardı onu uğurlamak için. Ne kadar çok seveni olduğunu tekrar anladık. Akşam haberlerinde izledim görüntüleri. Ankaragücülüsü , Bursalısı , Beşiktaşlısı , Fenerbahçelisi , Sakaryasporlusu hepsi oradaydı. Hepside "O Galatasarayın abisiydi , simgesiydi. Acımız büyük." tarzı şeyler söylediler. Tüylerimiz nasıl diken diken olmasın. Bu arada Adnan Polat , siyah formayla çıkmayacaklarını ancak saygı duruşu olacağını söyledi. Birde gollerden sonra Dikmeen , Alparslaan ananso olacakmış.

Galatasaraylı Yazarlar


Saolsun arkadaşlardan olumlu tepkiler alınca bizim takımın yazarları da değerlendireyim dedim. Bunları da verdikleri gaza göre değerlendirmeyi düşünüyorum.


1)Negatif Gaz Verenler: Efendim bu yazarlar takımı eleştirerek doğru yola sokacaklarına inanırlar, takımın Uefa Kupası kazanan takım gibi oynamasını isterler sürekli. Alınan oyuncuları beğenmezler; "Nerde o Hagili, Popesculu takım" derler. Genellikle Lincoln'e en çok laf atan yazarlar bunlardır. Kimdir peki bunlar; İsmet Tongo, Hıncal Uluç, Selim Benezra, Hakan Dilek, Aydemir Akbaş(!)

2)Bas Gaza Aşkım Yapanlar: Dinlemesi en keyifli olanlardır, her şartta, her durumda takımı savunurlar ve ışık var derler. Işık görmedikleri zaman ise takım bitmiştir zaten, transferleri adam gibi değerlendirirler ve apaçi Fenerbahçe yazarlarıyla epeyce çekişirler televizyonda. Şahsen ben Galatasaraylı olarak en çok bu yazarlardan keyif alıyorum çünkü Polyanna gibi en kötü durumda bile iyi bir yön bulur bu yazarlar. Galatasaraylılar okumaktan çekinmesin bu isimler; kimdir peki bunlar: Gökmen Özdenak, Ahmet Çakır, Osman Tanburacı, Osman Şenher...

3)Doğru Yorum Yapanlar: Okuması belkide en az keyif verenlerdir çünkü doğruyu söylerler. Gaz vermekten acizdirler fakat takım güzel oynadığında en çok onların yazılarını okumak zevk verir. Futbol bilgileri ortalamanın üstündedir diğer yazarlar gibi " Şu 8 numara çok güzel oynuyo"demezler. Kısacası yenilgi sonrası değil ama galibiyet sonrası Red Auerbach'ın purosu misali çok iyi giderler. Kimdir bunlar dicemde sayıları azdır bunların. Şükrü Kanber, Zafer Ertem...

Not:Fenerbahçede delikanlı yazarlara Gürcan Bilgiç'i eklemeyi unutmuşuz, okuyosa(nası okuycaksa lan) özür dileklerimizi iletiyoruz.

Aziz Yıldırım


İnanmadım bu habere ama yinede yazalım, konuşalım, tartışalım;

Yıllardır sezona bu kadar kötü başlamayan Fenerbahçe'de işler kötü gittikçe eskiye oranla eleştiri oklarının daha fazla yöneltildiği başkan Aziz Yıldırım için "Bırakacak" iddiası kulislerde daha sık dillendirilmeye başlandı. Daha önce "1 Milyon Üye F.Bahçe için çok önemli bir projedir. Benim başkan olmam da önemli değil ancak bu proje gerçekleşmeli" diyen Yıldırım'ın Mayıs ayındaki kongrede aday olmayacağı kulaktan kulağa fısıldanıyor. Fotomaç yazarı Turgay Demir de önceki günkü köşesinde Yıldırım'ın aday olmayacağını düşündüğünü yazmıştı.

TAKIMA ÇOK KIZDI
Hasta olmasına karşın özel uçakla Sivas'a giden Yıldırım'ın, skor 2-1'e geldikten sonra "Bunlar koşmuyor" diyerek sitem ettiği öğrenildi. Maçtan önce Sivaslılara "Şansınız yok" yeneriz diyen başkanın mağlubiyete çok sinirlendiği bildirildi. Yıldırım, maç sonunda takımla bir araya gelmeden yine özel uçakla İstanbul'a döndü.

Bülent Yıldırım


Bu erife iki çift sözüm var. Maçı izlemediğimi söylemiştim. Ama özetlerde gördüm o Nobre'nin golünü sen nasıl vermezsin be adam. Geçen sene katletti hakemler bizi. Aha bu sene iyi gidiyoruz, hakemlerde iyi derken bu olacak gibi değil. Bi de maçtan sonra özür dilemiş. Olmuş bitmiş lan zaten, ne diye özür diliyon. Sonra hakemlere küfür etmeyelim diyorlar. Gelde etme kardeşim. Belediye'li futbolcuların bile nizami dediği golü sen vermeyip hakem yüzünden deplasmanda iki puan bırakırsan ana avrat söverler. Halen olayın şokunu atlatamadım. Şampiyonluğa gidiyoruz, belkide bu maçın telafisi olmayacaktı. Yine Belediye maçı yine bir hüzün daha..

83. dakikadaki Delgado'nun golüne vermemesi taraftarları daha beter çıldırttı. Buna ben hakemliği vereni diyorum kardeşim. Apaçi bir yazı oldu ama napayım kardeşim içimi dökebileceğim tek yer bu sayfalar. Bana hak vereceğinizi düşünüyorum, buyrun kullanın yorum bölümünü. Nobre bence faul yapamadı, hadi yaptı diyelim Delgado'nun golünü nasıl vermez yahu?

Fenerbahçe'de Sakatların Son Durumu #2


Sivasspor maçının ardından hemen Kiev maçının hazırlıklarına başlamış Fenerbahçe. Alex oynamayacak demiştik ama Sivas maçında sahadaydı. Semih ise kafileydi ve maçın 80. dakikasında oyuna girmiş. İlk antremana Lugano, Alex, Selçuk ve Emre katılmamış. Selçuk'un bel ağrısı, Alex'in ise boyun ağrısı varmış. Sivas maçında sakatlanan Emre'nin, sağ arka adalesinde kas spazmı ve ağrı şikayeti olmuş ama çekilen MR temiz çıkmış. Durumları çok kötü değil bu 3 ismin, Kiev maçının kadrosunda olurlar. Tedavisi süren Josico salonda çalışmış, ne zamana düzelir allah bilir.

Sivas maçında sol dizine darbe almış Lugano ve ağrıları fazlaymış. MR'ı çekilmiş ve sol dizinde ödem oluşmuş. Tedaviye başlamışlar, yetişir herhalde Kiev maçına. Emre, Alex ve Selçuk'tan ayrı paragrafta yazdım durumu onlardan daha ciddi olduğu için.

Semih ise antremanda sol ayak bileğinden sakatlanmış. Adama nazar değdi vallahi, bi kurşun döktürsün. Bu ne sakatlık üstüne sakatlık. Zaten Güiza'yı gol makinası diye aldılar çöp öğütücü çıktı. Yarım MR sonucundan sonra Kiev maçında oynayıp oynayamacağı belli olacakmış.

Ve son olarak Fenerbahçe taraftarlara mücdeli haberi vereyim. Deivid dünkü antremanın taktik maçında yer almış. Bildiğiniz gibi sezon öncesi Avusturya kampında ayağı kırılmıştı. 6 ay demişlerdi, 3 ayda iyileşti adam, ayağına top bile değdi. Nazar değmesin!

Everton 0-2 Liverpool


Hafta sonu bir tek bu maçı izledim. Cuma akşam namaz nedeniyle Sivas-Fenerbahçe maçını kaçırdım. Dün ise Beşiktaş maçına gidecek halim yoktu. Liverpool geçen hafta eviden Stoke City ile berabere kalınca bu maça çok ters gözle baktım. Everton'un bu seneki performansını hiç beğenmiyorum ama içerde iyi top oynuyor. Gittikçe iyiye gideceklerdir. Ada'da bu derbiye gelmiş geçmiş en duygusal derbi diyorlarmış. İki takım içinde önemli bir maçtı tabikide. İkiside kazanmak istiyordu ama maçtan galip ayrılan Liverpool oldu.

Usta golcü Torres'in attığı iki golle galip geldi. Hem iyi oynadı hem de son vuruşlarda ki bitirici parmak ısırttı. Dakika 79'da Everton'dan Tim Cahill kırmızı kart gördükten sonra Everton tamamen teslim oldu. Zaten gollerde kırmızı karttan önce geldi. Dakika 59 ve 62'de. Liverpool son üç derbidende galip ayrılıyormuş.

Yattara'nın Yerine Gelecek İsim


Mehmet Topuz dedikoduları aşırı arttı bu aralar. Gökhan Ünal'ı da aynı kulüpten aldılar ve ilişkileride iyi. Rekor bir transfer ücretiyle Yattara'yı verdiler. Yerine yıldız oyuncu transfer etmek istiyorlar. Mehmet Topuz ise takıma yarar sağlar. Trabzon'un işleyişinin Yattara olmadığı zaman aksayacağını yazmıştım. Ara transfer döneminde bitirirlerse iyi olur. Topuz tam bir kanat oyuncusu, sağ bekte oynar, liberoda oynar.

Ben yinede Kayseri'nin vereceğini düşünmüyorum. Takımın herşeyi, zaten deplasmanda galip gelemiyorlar. Topuz olmadı mı Kayseri'de yok. Zar zor galip geliyorlar. Topuz giderse sistme aksayacağından transfere pek ihtimal vermiyorum. Zaman herşeyin ilacıdır, herşey netleşir zamanla.

Son olarak Fenerbahçe ve Beşiktaş Topuz'u alabilmek için diretti. Hatta Demirören herşeyi yaptı. 10 milyon euro gibi bir paraya Kayseri, Topuz'u Trabzon'a satarsa ben bunun altında Anadolu takımlarının dayanışması derim.

Fenerbahçeli Yazarlar


Efendim gece gece eğlenmek üzere girdiğim spor sitelerinden birinde Fenerbahçe yazısı yazmak yerine Galatasaray'a sataşma yapan bir yazar görünce böyle bir yazı yazmak geldi aklıma. Fenerbahçe'li yazarları başlıklar altında incelemeliyiz bence.

1)Apaçi Olanlar: Yazıları hiç çekilmeyenlerdir, sadece Fenerbahçe taraftarı kendini tatmin etmek için okur onları. Son zamanlarda onlar bile okumamaktadırlar hatta bu kötü gidiş sonrası(bi sonraki yazım bu olcak kısmet olursa) Genellikle her yazıda hakeme suç atarlar. Galatasaray'a hakemler yardım ediyor derler, yok eksiğimiz vardı carttı curttu. Kafa ütülerler anlaşılan, genellikle eskiden futbol oynamış ya da kahvede maç izleyerek büyümüştür bunlar. Yaşlarıda epeyce fazla olmasına rağmen halen bu işi yaparlar. Kimdir peki bunlar; Kemal Belgin, Necati Bilgiç, Selçuk Yula, Ömer Çavuşoğlu, Ercan Saatçi(!) Siz siz olun, eğer Fenerbahçeli değilseniz bu yazarlardan uzak durun, aksi halde sinir krizi geçirme ihtimaliniz çokta az değil.

2)Delikanlı Yazarlar:Bunlar gerçek taraftar için yazanlardır, kiminin bilgisi azdır fakat olanı olduğu gibi yazarlar. Durum vahimse hiç seyirci aldatılmaz fakat iyi gidişte taraftar pompalandıkça pompalanır. Fenerbahçe yenilgisi sonrası en sert eleştiriyi bunlar yaparlar izlemesi ve dinlemesi ayrı keyifli olur. Diğer takımlar hakkında da olumlu konuşabilirler, en azından "Sezarın hakkını Sezar'a"verirler. Kimdir efendim bunlar; Ziya Şengül, Altan Tanrıkulu, Engin Verel, Hakkı Yalçın(kimi zaman apaçi kategorisine geçse de)

3)RIDVAN DİLMEN:Evet son aşamada tek bir isim var, Rıdvan hoca...Maalesef şu an onun kadar tarafsız olmaya çalışan bir isim daha yok(Mert Aydın, Uğur Meleke gibi hangi takımdan olduklarını bilmediğim güzide yazarları ayrı tutuyorum) Yaptığı tek apaçilik Fenerbahçe'ye daha çok yorum yapması, onun dışında ekrana çıktığında ya da yazı yazdığında üstündeki formayı çıkarıp öyle yorum yapıyor. Açıkçası ben her haftasonu Galatasaray maçı oynansa da Rıdone'ı izlesem bakalım nası oynamışız diye sabırsızlanıyorum. İşte bizimde ihtiyacımız olan şey Rıdvan gibi yazarların çoğalması, aksi halde daha çok kavga çıkar derbilerde.Ayrıca Rıdvan diğerlerinde olmayan şeye sahip, oyunu çok iyi okuyabiliyor; Avrupa liglerini de takip ettiğinden karşılaştırma yapabiliyor, oyuncu özelliklerini bildiği içinde neyi nasıl yapması gerektiğini iyi analiz ediyor. İşte Rıdvan bu yüzden tek.

Not:Yorumlarda eğer olumlu tepkiler alırsam; Galatasaray'lı yazarları da böyle sınıflandırmayı düşünüyorum.Beşiktaş mı dedi biri;onuda Kıvanç ya da Mustafa yapsın canım değil mi:D

Ne Olur Çıkıp Şaka Desen?



Büyük adamdı Alparslan Dikmen. Bayram tatiline giderken kaza yapıp , hayatını kaybetti. İnanılmaz üzüldüm. Körü körüne fanatik değildi. Fenerlisinden Beşiktaşlısına herkes tarafından sevilen bir "insan"dı. Yazacak çok fazla şey bulamıyorum , hala şokunu atlatamadım. Yazılanlar konuşsun artık;

Kapalı üstten geliyor;

"Alpaslan Dikmen,Sanki Süpermen,Sanırsın Batman Oooooooooo"

UltrAslan'ın Alparslan Dikmen için yaptığı beste;

"yıllar yılı hiç bıkmadın

büyük bir aşkla bağlandın

yeri geldi sabahladın

bütün ömrünü harcadın

**

şimdi söyle nerdesin sen

oldu mu bırakıp gitmen

keşke çıkıp şaka desen

ne olur ALPASLAN DİKMEN"

... Ve Alparslan Dikmen'in Beşiktaş'ın Optik başkanı öldüğünde yazdığı yazı. Büyüklüğünü kanıtlarcasına yazılmış bir yazı.

Ah be Optik! Taraftarlık aleminin renkli simasıydı Optik Mehmet… Beşiktaş Tribünlerinin Optik Başkanıydı...Güzel insandı… İyi arkadaştı… Çok kaliteli ve muhterem bir anne babaya sahipti. Hani tribün liderlerini aşağılamak için "Ne olacak işte, amigo…" derler ya, halt etmişler.

Üniversite mezunuydu O! Öyle böyle değil aslanlar gibi de Edebiyat öğretmeniydi… Ama siyah beyaz sevdası O'na mesleğini yaptırmadı. Zira uzak kalamıyordu Beşiktaş'tan… Öyle aşıktı işte!Maalesef bir Temmuz günü ve henüz 38 yaşında kalp krizinden kaybettik kardeşimizi... Gerçi farklı renklere gönül vermiştik belki ama eski tribüncülerin alayı çok iyi tanırdı birbirlerini. Zaten çoğumuz adeta beraber büyümüştük. Rahmetlinin cenazesinde farklı renkler vardı… Ve elbette kalabalık bir ultrAslan topluluğu oradaydı. Hatta mezarlığa kadar cenaze arabasının arkasından yürüdüler, Beşiktaşlı arkadaşlarımızla beraber.

Bizim gençlerden bazıları mezarlıktan ayrılırken şunları söylediler: "Abi, eskiler ne kadar da birbirini severmiş meğer... Ve hepiniz birbirinizi çok yakından tanıyorsunuz. Belki zamanında çarpıştınız ama anlaşılan o ki, o tip muhabbetler maçta kalıyormuş... Biz bunu gördük ve bu dostluğa burada canlı canlı şahit olduk."

Bu sözleri onlara söyleten belki de, mezarın başından dualar ederek en son kalkanlardan birinin ultrAslan lideri Sebahattin Şirin olmasıydı. Rahmetli Optik Başkan "Çok sevdik be abi!" derdi Beşiktaş'ı için… Biz de seni çok sevdik be Optik… Mekanın Cennet olsun!

ALPASLAN DİKMEN

Emre Belözoğlu


Emre'nin antu.com'a yaptığı açıklamayı okudum ve konu hakkında bir şeyler yazmak istedim. Futbolculuğuna bi şey demem. İyi oyuncudur ama yeteneklerini gösterememiştir. Kişiliği hakkında ise bana söz düşmez ama yaptığı o el hareketleri, basınla olan kötü diyalogu, takım arkadaşı ile kavga etmesi az çok nasıl bir kişilik sahibi olduğunu gösteriyor. Kişiliğin başka bir tanımı varsa siz söyleyin. Verdiğim bu örnekler yeter, artar bile. Neyse yaptığı açıklamalara getireceğim yorumları yazıyım;

Emre kardeşim Fenerbahçe'ye para için gelmediğini söylemiş. Bence yalan söylüyor. O değil miydi Avrupa'da oynamak istiyorum diyen, şimdi ne oldu da Fener'e geldin. Cevabı açık daha fazla para kazanmak için. Hani Galatasaray'lı Emre olarak anılmak istiyordun. Ailesi Fener'li diye gelmiş falanmış filanmış. Geç bunları, kendi dediklerine sende inanmıyorsundur. Sıkıştığın zaman biz hepimiz profesyonel futbolcularız demesi kolay. Zamanında Emre'yi bende savunmuştum bu konuda ama Galatasaray'dan başak kulüpte oynamam demesi bu kadar tepki almasına yol açtı. Haftalar önceydi galiba Aceto blogta Bülent abi Emre'nin böyle bir şey demediğini savumuş ama her tarafta yazılıyor, belgeler var.

Neyse biraz daha sakatlığı hakkında dediklerine yorum getiriyim. Daha fazla yazıp Fener düşmanı Galatasaray yandaşı sanmasınlar. Ben Beşiktaş'lı olarak objektif bir yorum yapıyorum. Sakatlığını kronik olmadığını söylemiş. Herhalde kronik kelimesini anlamını bilmiyor. 1 maç varsa 10 maç yok. İki kere aynı yerden sakatlanıp uzun süre oynayamazsa bi daha sahaya çıkıp tekrar aynı yerden sakatlanıp uzun süre oynayamazsa kronik sakat oluyor. Hep baldırında problemi var. Son maçlarda fena performans göstermiyordu ama istenen Emre bu değil.

Ayrıca Emre ligdeki kötü gidişatı güzel yorumlamış ve bu işin isimle ilgili olmadığını söylemiş. Şu anda 12 puan da olmamız gerekirken 6 puandayız demiş. Doğru söylemiş. Eğer sen Fenerbahçe gibi büyük bir kulüpsen mağlubiyete katlanmaman lazım. Kendiside demiş kadro aynı 1-2 ekleme ve yeni teknik direktör ile daha iyiyiz diye. Hani ben Fener'i top oynarken göremiyorum. Güiza geldi Kezman gitti. Sen geldin Aurelio gitti. Ayrıca Deivid ve Vederson gibi adamların ise sezon açılışında sakatlandılar ve oynamıyorlar. Uğur'un alternatifi yok, Carlos'un da yok. Bu mu iyi kadro? İspanya dışında takım çalıştırmamış bir adam. Gelmeden önce İspanya'yı şampiyon yapmasaydı bu kadar konuşulmazdı bence Sayın Aragones. İspanya Milli Takımı ile Fenerbahçe'nin orta sahası bir mi ki sen aynı stratejiyi kullanmaya çalışıyorsun.

Emre futbol hayatının noktaladıktan sonra teknik adam, yönetici ya da medyanın içinde olmak istemiyormuş. Nasıl para kazanacak sın ki canım? Futbolu bırakan spikerlikte, futbol yorumculuğunda soluğu alıyor. Ya da yardımcı antrenörlükte. Büyük konuşmamak lazım. Bir gün gelir senide görürüz.

Son olarak Emre ile bir Galatasaray'lı bir hanım hakkında şöyle bir diyalog geçmiş;

Önceki gün gittiği kuaförde Galatasaraylı bir bayanın, ''Hesabımı Emre ödesin, ona çok kırgınım'' dediğini belirterek, ''İnsanlar böyle şakalar yapabiliyor. Biz de ödedik zaten, sözünü yerde bırakmadık hanımefendinin'' dedi.

İbrahim Yattara#3

Tam kalkıyordum ki Yattara'nın Katar'ın Al Sadd takımına transferini gördüm. Gazeteler 15 milyon euro yazıyordu. Sadri Şener ise 20 milyon euro verseler göndermem demişti. Niye göndermek istemediğide çok açık. 1- Onsuz Trabzonspor'u gördü , 2- Onla kupa kaldırmak istediği için. Tayfun var yedeği, ona ben güveniyorum, Trabzon taraftarı güvenmiyor. İsaac ise kanat oyuncusu değil. Trabzon çift forvet oynuyor ve kanatların önemi çok büyük. Şimdi işleri biraz zor olacak. Yattara'dan korkan kulüpler ise maçlara daha rahat çıkacak.

Karabük maçı öncesi yapılan basın toplantısında Mahmut Aksu, "Küçük pürüzler var. Onlar giderildiğinde, bu gece imza atılacak" demiş. Transferde 10 milyon 800 bin euroya bitmiş. Ara transferde Trabzonspor'un yine hareketli olacağını şimdiden söylemek doğrudur. Ersun Yanal iyi bir sistem bulur. Gökhan ile tek forvet başlar gibime geliyor. Göreceğiz.

Son olarak bu transferi en çok Yattara istedi. Sadri başkan ne kadar satmayacağız dedi, ne oldu dedim ama Trabzon'da şu anda kazandığını Katar ekibinde 2 ya da 3 katını kazanacakmış. Turkcell Super Lig onun gibi bir futbolcu gördüğü için çok şanslı..

Avrupa Yakası #3


Bugün hep futboldan gittik. Hiç yazmadığım zamanda kızıyorlar, genelde gündemde futbol var. Dizi sezonlarıda yavaş yavaş başladı. Diziler hakkında da bi şeyler karalayacağız, şüpheniz olmasın. Gerçi okulda başladı ama blogu güncel tutmaya çalışıyoruz.

Avrupa Yakası sezonu açıyor. 5 sezon oldu galiba, yamulabilirimde. Kimler gitti kimler geldi ama o hep ayakta kalmasını bildi. En son Hümeyra gitti Ata geldi. Sacit gitti, Şener Şen gelecek diyorlardı. Böyle yaz sezonunda dedikodular ve haberler çıktı. Ata'nın gitmesiyle kan kaybeder denilen dizi daha fazla reyting aldı. Burhan Altıntop ve Gaffur'un emeği büyük bunda, daha çok Burhan tabi. Ata'nın gidişiyle izlemem diyenlerde artık geri döner ve daha fazla izleyici kitlesi olur.

Gülse Birsel'in yaptığı her işi takdir etmişimtir. Hem oynuyor hem yazıyor. Kolay bir iş değil. Allah kolaylık versin diyelim ve koltuğumuza kurulup ATV'yi açalım...Son olarak kaç bölüm oldu bilen var mı?

Karim Benzema


İsminin anılmadığı kulüp kalmadı galiba. Madrid, Chelsea, Arsenal ve Mancherster United bazı kulüpler. En son transfer sezonu biterken City teklif götürmüştü Lyon'a ve red cevabı almıştı. Lyon Başkanı Aulas, Benzema'nın fiyatını belirlerdi. Tam 100 milyon euro. Değer mi tartışma konusu ama harbi golcü kendisi. Şu anda her takımın 11'in e koy, cuk diye oturur. Öyle bir futbolcu yani. Lyon'da işini biliyor hani. Baktı City kesenin ağzını açtı bende astronomik bir bonservis bedeli biçiyim belki alan olur taktiğini güdüyor. Çok futbolcu sattı, çok da futbolcu aldı Lyon. İşi bilenlerde yani.

Daha 20 yaşında ve bu genç yeteneğide kaybetmek istemiyor açıkcası Lyon. 2013 yılına kadar sözleşmesi varmış. Bu 100 milyon euro olayı ise sözleşmedeki bir madde imiş. "İstenilen para getirilir, Benzama alınır"

Alparslan Erdem


Canım Alparslan hakkında bir şeyler karalamak istediği için yazmıyorum bu yazıyı. Yazının asıl sebebi son maçtaki performansı. Kocealispor maçının son 16 dakikasında görev yaptı ve Baros'a yaptığı asist ile beğeni topladı. Kendisini her zaman övdüm. Oynatılması gerektiğini savundum. Şans verildi mi iyi kullandığınıda gösterdi, hazır durumda şu anda. Tam kıvamında. Hakan Balta ve Volkan Yaman'a daha ne kadar katlanır bu Galatasaray taraftarı bilemiyorum. Hakan Balta'yı normalde keser ama Skibbe Hakan Balta'yı kesmez. Yıllardı bir sol bek problemimiz var. Bu bçlge bir nebzede olsa Hakan Balta ile aşıldı ama hiç bir zaman güven vermedi. Bindirme nedir bilmiyor ama topa çok iyi vuruyor, hakkını vermek lazım.

1 sene sürekli oynasın bu çocuk A Milli Takım'a banko girer. Kendisi gelirken Bremen taraftarları arkasından hep olumu şeyler söyledi ve Galatasaray büyük transfer yaptı dediler. O zamanlar kendisini izlememiştim ve bu kadar yazılıp-çizildiğine öre bu çocukta iş var demiştim. Sağdan solda izlediğim maç videoları ile Alparslan hakkında kafamda bazı şeyler oturdu. İnşallah kazanan Türk futbolu olur. Kendisinide Ümit Davala önermiş. Ümit Milli Takım'dan tanıyor. İşi biliyor Davala..

Alex De Souza


Aslında 100. golü hangi maçta atar diye yazıya başlayacaktım ama Fenerbahçe'de Alex şoku yaşınıyormuş. Dünkü idmanda sağ baldırında sertleşme ve kasık bölgesinde de ağrı oluşmuş. Hemen MR çekilmiş ve Kiev mücadelesi nedeniyle hafta sonundaki Sivas maçında dinlendirilecekmiş. Son haftalarda Fener'in kurtarıcısı oldu ve sezonada çok güzel başlamıştı. Vederson'un dönüş haberine sevinirken taraftar Alex'i kaybetmeyi düşünmüyordu.

Aragones, Alex yerine Emre'yi oynatır. Sola çekmez yine. Semih oynarsa Emre eski yerine dönecek yoksa orta sahada Selçuk'da oynayacak. Ayrıca Volkan Demirel'de de hafif sakatlık varmış. Bu sene Fenerbahçe epey çekecek sakatlardan..

Son olarak 100. golü 8. haftada içeride oynanacak olan Bursaspor maçında atar..

Kazım Kanat#2


Kanseri yenip de ondan daha az kötü bir hastalık* yüzünden hayata gözlerini yummasına çok üzüldüm. Geçen hafta Perşembe durumu hakkında ve nasıl bir hastalık yüzünden yoğun bakıma kaldırıldığı hakkında bir şeyler yazmıştım. Durumu hakkında 1-2 gündür bi şeyler görmüyordum. Hastayım, yataktan çıktım takip ettiğim forumlarda neler yazılmış diye bakmak için. batug.org'da ki ölüm topiciğine yazıldığını görünce Kazım Kanat hiç aklıma gelmemişti, çok üzüldüm. Allah rahmet eylesin, mekanı cennet olsun..

Kendisinin ölmeden önceki Saba Gazetesi'nde çıkan son yazısı

* Ölüm nedeni solunum yetmezliğiymiş..

Şiddete Meyalim Vallahi Dertten

Hepimizin sevdiği ve oynadığı her filmi sorgusuz sualsiz izlediği oyuncular vardır muhakkak. Benim için Haluk bilginer onlardan biridir. Konuya gelelim Polis filmi gene bu mantıkla izlediğim bir filmdi ve çok hoşuma gitmişti tehlikeli bir konusu vardı aslında herkesin beğenisini kazancak türden bir senaryo değildi ama ben beğenerek izledim filmi. Özgü Namal ve Haluk Bilginer'in oyunculukları zaten tartışma götürmezdi. Şimdi bu ikili Güneşin Oğlu adlı komedi dizisinde tekrar bir araya geliyorlarmış. Heyecanla bekliyoruz diyorum ve komedi olunca daha da bir seviniyorum. Haluk Bilginere daha çok yakıştırıyorum komedi filmlerini falan Tatlı Hayattan sonra. Başlık ne alaka diyenleriniz olabilir. Polis filminden bir alıntıdır başlık başlıkla uygun olsun diyede o repliğin geçtiği sahnenin resmini koydum.

Futbol'da Öne Çıkan Başlıklar


Ligler devam ediyor ama transfer dedikoduları halen sürüyor. Ben elimden geldiğince gelişmeleri her hafta yazacağım;

- Barcelona, Chelsea'li Kalou'nun peşine düşmüş. Scolari sezon başında Kalou'yu satabileceklerini söylemişti.

- Cisse'yi kadrosuna katarak taraftarlarını sevindiren Sunderland, Villareal'in gelecek vaad eden İtalyan oyuncusu Guiseppe Rossi'nin peşine düşmüş.

- Arsene Wenger, Arda Turan'ı kadrosunda görmek için transfer komitesine talimat vermiş. Kewell gelince çocuğun önüde kapanmıştı. İyi bir paraya ara transferde satın gitsin.

- Arap Şeyh'i Karim Benzama'yı da City kadrosuna katmak için çalışmalarına başlamış. Değerinin 2 katını verirlerse Lyon kaçırmaz, bu işlerde zekidir.

- Fulham, gelecek sezon Schalke ile sözleşme bitecek olan 29 yaşındaki golcü oyuncu Peter Lövenkrands ile temaslara başlamış.

- Bolton, City'nin 22 yaşındaki orta saha oyuncusu Gelson Fernandez'i kadrosuna katmak için kolları sıvamış. City adı duyulmuş oyuncu almak için Gelson'a yol verebilir.

- Chelsea, yaz döneminde Herta Berlin tarafından serbest bırakılan Mineiro ile her konuda anlaşmış.

- Everton, ara transfer döneminde Newcastle'lı Michael Owen'ı kadrosuna katmak için kolları sıvamış. Güzel transfer olur ama Yakubu ya da Saha'dan birini önü kesilir. Owen'ı oynatmak zorundasın. Kesik yiyen Saha olur. Yakubu'nun performansı iyi şu anda.

- Tottenham menajeri Juande Ramos, eski oyuncusu Diego Capel'i takımında görmek istermiş. O kadar transfer yapıldı, genç oyuncu alındı. Son maçta içeride Wigan ile berabere kayıldı. Taraftara yazık ya.

- Robinho'yu City'e satan Madrid ondan doğan boşluğa Arshavin'i alıp katmak istiyor. Transfer için ayrılan bütçe 22 milyon euro. Higuan'da sakatlandı. Nistelrooy ve Raul'un alternatifi yok.

Beşiktaş 3-0 Gaziantepspor


Averajla lideriz. Antep'te ligdeki ilk mağlubiyetini aldı. Ertuğrul Hoca bu maçın 11'ini farklı çıkardı. Metalist maçında oynayan kaptan Delgado, Holosko, Rüştü, Seric ve Uğur yedek kulübesinde otururken yerlerine Hakan Arıkan, Bobo, İbrahim Üzülmez, İbrahim Toroman ve Serdar Özkan oynadı. Tello sol kanat oynadı ve etkiliydi. Bu adamın esas yeri burası işte kardeşim, sol beklerde çürütüyorsun. Gerçi Üzülmez'in bu maçtaki performansını görünce Ertuğrul hocayada hak veriyorum. Seric, Metalist maçında fena değildi ama yinede güven vermiyor.

Antep kalesinde eski Beşiktaş'lı Murat Şahin vardı. Üç tane attık kendisine. Üzülmesin. Nobre'nin uzun gönderdiği iyi kontrol eden ve düzgün bir vuruş yapan Bobo topu ağlarla buluşturdu. Beşiktaş 1-0 öne geçti maç başında. Rahat bir nefes ardık. Bobo ve Nobre ile kaçırmaya devam ettik. Zapo kornerlerde çıkıp gol aramaya çalıştı ama olmadı.

İlk yarının sonlarında Antep dahada etkili olmaya başladı. İlk 15 dakikadan sonra Beşiktaş sahada yoktu resmen. Basit top hataları çok yaptı, ileri ve kontratağa çıkarken. Tabata ile kalemizde etkili oldular ama Zapo ve Hakan Arıkan'ı geçemediler. Özellikle Hakan'ı bu maçta ayrı bir beğendim. Kendini geliştirmiş galiba, çok çalışmış. Zaten savunmanın göbeği birbirine alıştı. Bu maçta Toroman-Zapo oynadı. Zapo hiç hatasız oynadı, savunmanın sigortası. Bu sene zor gol yeriz biz. Sivok ise Cisse ile beraber ön libero oynadı.


Ertuğrul Hoca ikinci yarıya Tello çıkarıp Holosko ile başladı. Ben beğenmiştim Tello'yu ama benim göremediğim şeyleri görmüş hoca ya da ben Tello'yu nasıl izlemek istediysem öyle izlemiş olabilirim. İkinci yarının kırılma anı 47. dakikada Antep'li Eduardo'nun ceza sahası içinde kendisini atması oldu. İkinci sarı karttan oyun dışı kaldı. Hakemi aldatamadı. 10 kişi kaldıktan sonra Antep epey zorlandı ve Beşiktaş atakları sıklaştı. Hele ki Holosko girdikten sonra oyuna epey tempo getirdi. Murat Şahin kalesinde başarılıydı.

53. dakikada 2. gol geldi. Serdar Özkan ceza sahası içinde Emrah'a ters bir çalım attı ve düzgün bir vuruşla golünü attı. İyice rahatladık, maça yatarız diye düşünüyordum ama ataklarımız devam etti hatta dahada sıklaştı. Nobre ve Bobo ile %100'lük gol pozisyonlarını kaçırdık. 67. dakikada Ertuğrul hoca kaptan Delgado'yu oyuna aldı ve Serdar Kurtuluş'u soktu. Toroman'ı sağ çekti. Zapo-Sivok ikilisi göbeğe geldi. Delgado ile Nobre aynı anda oyunda olunca çift ön liberolu sistemden vazgeçmen mecburi.

Delgado'nun girişiyle orta sahada iyice rahatladık. Daha çok pozisyona girdik. 87. dakikada savunmanın başarılı ismi Zapo atağa çıktı, verdiği ara pasta Nobre topla buluştu ve Murat Şahin'i avladı. Ertuğrul Hoca 90. dakikada maça kaptan çıkan Nobre'yi alkışlatmak için oyundan aldı ve yerine Batuhan Karadeniz girdi. Kalan dakikalarda başka gol olmayınca Beşiktaş maçtan 3-0'lık net bir skorla galip ayrıldı.

Hayal Kırıklığı Yaratan ve Yaşayan Atletler


Bir atletizm sezonunu daha noktaladık geçen haftaki finallerle. Lamine Diack epeyce memnun olmuştur bu sezondan; rekorlar, yıldızlar falan gerçekten son yılların en heyecanlı sezonuydu. Gerçi son finalleri izleyemedim ama zaten gazozuna geçer atletizm finalleri bir kaç sezondur öyleydi en azından; Golden League galipleri parayı cebe atmak için yarışır, büyük şampiyonlar kendini pek kasmaz. Orta seviye atletlerin kendini gösterme yeridir bana kalırsa Dünya Atletizm Finali. Nitekim bu sezonda hem bazıları yaralarını sardı Defar gibi, Vasilevskis gibileri ise kendini göstermiş oldu.
Neyse konumuz o değil koca bir sezonu değerlendirmeyi planlıyorum. Hayal kırıklıklarını yazmayı uygun gördüm yazı dizisi halinde. 3 büyük isim geldi aklıma hayal kırıklığı denince direk, onlardan başlamak daha kolayıma gitti de diyebiliriz tabi. Fotografta da Lamine Diack ve eski gözdelerinden Liu.



Blanka Vlasic: Evet listemin tepesinde o var başarısızlık anlamında, sezon boyu Milletler Kupası (İstanbulda düzenlenen ve 30-40 kişinin izlediği değişik bişey) dahil her yarışı kazanıp sezonun en önemli 2 yarışını kazanamamasıyla. Olimpiyat ve Golden League finallerine geldiğinde sıra çok yorgundu ve zevk almadan atlıyordu, en azından ben televizyondan böyle gördüm. Gerçi Olimpiyatlarda Tia Hellebaut çok extraydı ama Dünya Rekoru hedefleyen Blanka'nın 2.07 yi atlayıp söke söke o altını almasını beklerdim ben. Olmadı işte, 4 sene sonra bu kadar formda ve rakipsiz olabilecek mi göreceğiz fakat kaçan balığın büyükten ziyada kocaman olduğunu söyleyebilirim.


Meseret Defar: Bu yazın hayal kırıklığı yaratan bir diğer şampiyon daha. Mevsim ortalarında önce rekoru kaybetti, daha sonra almak için epey çırpındı ama bu çırpınışları ona pahalıya patladı bana kalırsa. Olimpiyatta önce altını ve gümüşü kaybetti, daha sonra rekor için çıktığı yarışta (her ne kadar elinde olmayan sebeplerden de olsa kıramadı) 2. olarak karizmayı da çizdirdi. Keskin sirke küpüne zararmış Dibaba ile bu kadar tartışırsa olacağı bu.Neyse ki Dünya Atletizm Finali'ni kazandı da biraz moral buldu. En azından seneye Dünya Şampiyonasında tüm atletizm camiası tarafından merakla beklenen bir 5000 metre bayanlar yarışı olacaktır o kesin, tabi kendini toparlarsa yoksa seneye de sonu yukardaki fotograftaki gibi olur.



Xiang Liu: Bu güzelim Olimpiyat'ı belkide Çin için işkenceye çeviren adamdı o. Sezon boyu yarışırken hiç görmedim, hoş yarıştığı zamanda pek başarılı olamadı. Sakatlıklar belki de onu olağanüstü şöhretten ve paradan mahrum etti. Düşünsenize 1 milyar insanın kahramanı olacaktınız, Çin'in kazandığı 50 küsür altın içinde sizinki belkide yıllarca hatırlanacak başarı öykünüz dilden dile anlatılacaktı.

Kısmet(!) işte gerçi sakatlanmasa bile Dayron Robles karşısında şansı hiç yoktu bana kalırsa. 2 yıl önceki hali bile gelse bu yarışı kazanamazdı, Dayron öyle formdaydı ki bu sezon belkide Bolt ve Isınbayeva (alıştık rekorlarına ama) olmasa bu yılın tartışmasız yıldızı oydu. Xiang'a dönersek Çin'lilerin başlarından aşağı kaynar su dökülmüş bir ifadeleri vardı yarıştan çekildiği anda, düşünsenize İstanbulda olimpiyat düzenleniyor ve halk kahramanı yıldızımız olan son şampiyon tüm dünyanın gözü önünde yarışı bırakıyor. Kahrolurduk herhalde ülkecek. Kısaca toparlamak gerekirse bu yıl yokları oynadı, umarım bu kış kendini toparlar hem zihinsel ve fiziksel olarak.

Fenerbahçe 3-0 Gençlerbirliği


Fenerbahçe taraftarının önünde aldığı bu galibiyet ile ligde yoluna devam etti. Lig başından bu yana 6 puan topladı ve hepside içerideki maçlarda. Gelecek hafta zorlu Sivasspor deplasmanı var. Deplasman fobisi nedeniyle Sivas'ı biraz daha şanslı görüyorum. Neyse daha fazla uzatmadan maç hakkında yazılacaklara başlıyım...

Hacettepe maçında kırmızı kart gören ve iki maç oynamama cezası alan Volkan Demirel'in yerine kaleyi Volkan Babacan korudu. İyiydi de maçın genelinde. Çıktı topları topladı, degajları iyiydi falan filan işte. Son iki maçta forma giyemeyen Semih yine kadroda yoktu, Porto maçında sakatlanan Josico'da bu maçta forma giymedi. Ayrıca Edu, Deivid ve Vederson'un da tedavileri sürüyormuş. Haftaya Sivas maçında Edu'yu sahalarda görebiliriz.

Stoperde Lugano'nun yanında Edu'nun sakatlığında Yasin oynuyordu ama son Porto maçındaki hatalarında sonra Aragones kendisini kesmiş. Stoperde Önder Turacı'ya şans verdi. Sakatlığı olmamasına rağmen Aragones, Hacettepe maçında yaptığı hatalar nedeniyle tepki toplayan Can'ı 18 kişilik kadroya almadı. Orta sahada Burak-Emre-Maldano-Uğur ile başladı Sayın Aragones. Burak'ın Porto maçındaki performansına kandı ve ilk 11'de görev verdi bence. Veyahut Kazım'ın labali hareketlerinden dolayı bıktı ve Kazım'ı yine kesti.


Maça iyi başladı Fenerbahçe. Kalabalık orta saha ile Gençlerbirliği'ni ve maçı kontrol altına almak ilk hedefi oldu. Burak ve Uğur ile kanatlardan yüklendi ve erken gol bulmaya çalıştı. İlk 10 dakika vasat geçti. Fener aradığı pozisyonu Burak ile buldu ama kendisine yakışmayacak kötü bir vuruş ile topu dışarı gönderdi hem de Periç ile karşı karşıyaydı. Alex'in önderliğinde takım orta saha organizasyonlarında çok iyiydi. Zaten bu sene sırtına 10 numarayı geçirdiğinden belli kaptan çok iyi oynuyor.

Dakika 15'i gösterdiğinde Alex'in pasına hareketlenen Güiza'yı El-Saka düşürdü ve sarı kartı gördü. Akıllı bir hareketti ama direk kırmızı olması lazımdı bence. Son adam değil diye hakem kırmızı göstermedi galiba. Dakika 20'de Lugano mutlak golü kaçırdı. Periç yine şanslı olan taraftı. Fenerbahçe Uğur ve Emre ile epey etkili oldu rakip kalede.

İlk yarının sonlarına doğru Fenerbahçe rakip kaleyi Emre ve Burak ile yokladı ama aradığı golü bulamadı. Gençlerbirliği ise geriye çekilerek Fener'in işini dahada kolaylaştırdı. Dakikalar 41'i gösteriyordu ki kaptan Alex golü attı. Çok güzel goldü. Soldan gelen ortayı kontrol etti, iki savunmacıyı oyundan düşürdü ve Peric'i avladı. İlk yarı bu skor ile bitti. Fenerbahçe soyunma odasına kafası rahat gitti.


Fenerbahçe ikinci yarıya daha kontrollü başladı. Orta sahada top çevirip, pas yaparak Gençlerbirliği'nin orta sahada oyun kurma şansı vermedi. Gökhan ve Carlos'un Burak ile Uğur'a daha fazla yardım edip, ileri çıkmasıyla Fenerbahçe daha çok gol pozisyonuna girer oldu. Fenerbahçe maçı 2-0'a getirip rahatlamanın planını yapmaya başladı ikinci yarının başında. Güiza ile iki net pozisyona girdi ama golü bulamadı. Bu lig maçındada boş geçseydi Güiza kesin kendini damdan aşağı atardı. Porto maçında attığı golden sonra kendini buldu. Arkadaşları maç boyunca hep moral verdiler.

Gençlerbirliği skoru 1-1'e getirmek için herşeyi yaptı. Defanstada açık verdi. Dakikalar 54'ü gösterdiğinde ceza sahası dışında El Saka, Alex'i düşürdü ve ikinci sarıdan oyun dışı kaldı. Bu kart Fener'in işini epey kolaylaştırdı. Zaten kontrol ettiği maçı iyice lehine çevirdi.

Dakika 64'ü gösteriyordu ki "Sigaracı" Güiza sahneye çıktı ve takımını rahatlatan golü attı. Fenerbahçe rakip takımına öldürücü darbeyi Kazım'ın 90. dakikada attığı gol ile vurdu ve maçı 3-0'lık net bir skorla kazanmayı bildi.

Kursum vardı maç hakkında yeni yazıyorum. Galatasaray maçını kaçırdım. İzleyen olursa ekipten birisi bi şeyler karalar. Beşiktaş-Antep maçını izlemek için yol alayım ben yavaş yavaş..

Fransa'yı da Yendik


Prestij maçına çıktık dün. Fenerbahçe maçı dolayısıyla bakamadım maçada. Nasıl olsa garantiledik düşünceside buna etkendi. Fransa gerçekten vasat takım. Parker'ı çıkarsan mahalle takımından bir farkları yok. 37 sayı atmış Parker, Fransa ise 78. Neredeyse yarısı kadar. Bizde skorlar dağılmış. Fatih, Ersan, Kerem ve Sinan en skorerler. Hedefimiz Polonya'ya 6/6 ile gitmekti ve bunuda başardığımız için umutluyum. Heleki Fransa'yı Hidayet'siz yenmek ayrı güzel bir duygu.

Uzun zamandır takım hakkında fazla pozitif düşünmüyordum ve hep ön yargı ile bakıyordum. Bu kadar iyi kadromuz olmasına rağmen niye hep turnuvaları kötü bitiriyorduk ya da kötü oynuyorduk diye hep düşündüm. Elemelerde bunu aştık. Uzunlarımız her maç iyi oynadı. Bir maç Oğuz, öbür maç Kerem vs vs..Tabi bu performansı 2009'da ki turnuvada da göstermek lazım. Yoksa bu 6/6'nın hiç bir önemi kalmaz.

Son olarak Tanjevic hakkında yazmak istiyorum. Kendisini sevmem ama kariyerinede laf etmem. Fenerbahçe Ülker'de başarılı işler yaptı. Takım Euroleague'de son 8'e kaldı ve ligde şampiyon oldu. Ama hiç bir zaman umut eden ya da istenen basketbolu oynamadı Fenerbahçe. Aynı şey Milli Takım içinde geçerli. Sorunun Tanjevic'de olduğu açıktı. Elemelerde onun emeği tabi büyüktür ama İspanya'nın Euro 2008 şampiyonluğunu Aragones'e yüklendiği gibi Tanjevic'e de bu 6/6'yı ona bağlarsak yazık olur. Oyuncuları motive etme konusunda tabikide bir şeyler yapmıştır. Çıkıp oynayan oyuncular, Tanjevic ise sadece taktik veren birisi. Üzmeyelim bu çocukları...